Hatimoğulları: Anaların sözü barışın rehberidir, bu söze kulak verelim

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Beyaz tülbentlerinizle barışın öncüsü oldunuz 

Bugün bu salona baktığımızda beyaz tülbentli annelerimizin barış mesajı Ankara’dan parlamentodan, parktan, kent merkezinden bütün dünyaya, Türkiye'ye büyük bir mesaj. O kadar kıymetli bir iş yapıyorsunuz ki, hep yaptınız. 40 yılı aşkındır bu mücadelede bütün yitirdiklerinize rağmen, çektiğiniz acılara rağmen bir gün dahi mücadeleden geri durmadan hep o barışın sembolü beyaz tülbentlerinizle alanlarda oldunuz. Barışın öncüsü oldunuz. İnşallah bu dönem de barışın kurucusu olacaksınız. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. 

Kobanî Kumpas Davası adaletin siyasi hesaplara rehin edildiği bir davadır

Yarın 4 Kasım. Bundan tam 10 sene önce bir siyasi darbe gerçekleşti. O dönemdeki eş genel başkanlarımız sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş’ın içinde bulunduğu çok sayıda milletvekilimiz, PM üyemiz, il ve ilçe örgütlerimizden üyelerimiz, MYK üyelerimizle geniş çaplı gözaltı ve tutuklama furyasıyla karşı karşıya kaldık. Kobanî Kumpas Davası ile milyonların iradesine kelepçe takılmak istendi. Ve şu an Kobanî Kumpas Davasında hala cezaevinde olan yoldaşlarımız var. Pervin Oduncu, Zeynep Karaman, Zeynep Ölbeci, Aynur Aşan, Zeki Çelik, Dilek Yağlı, Nazmi Gür, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Alp Altınörs, İsmail Şengül, Ali Ürküt ve Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş hala hapishanede. Ben onların şahsında bütün siyasi mahpuslara ve cezaevinde tutuklu bulunan bütün yoldaşlarımıza buradan hepimiz adına selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Bakın değerli Türkiye halkı, elimizi vicdanımıza koyalım ve düşünelim. 10 senedir bu insanlar neden içeride? Bakın o dönemdeki bir çocuğu düşünün. 8 yaşında bir çocuk. Şimdi 18 yaşında ve o çocuk seçmen oldu. Ama hala bu siyasi darbe devam ediyor. Bu süre boyunca Kobanî Kumpas Davasında tutuklu bulunan arkadaşlarımızın tamamını kapsayan ve sevgili Selahattin başkan, Figen başkan şahsında AİHM kararı defalarca kez açıklandı. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf bir ülke. AİHM'in aldığı kararları uygulamak gibi bir yasal mecburiyeti var. Ama bu kararlara rağmen hala arkadaşlarımız içeride, bir siyasi rehine olarak tutuluyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu dava adeta bir siyasi intikama dönüştürülmüş durumda. Kobanî Kumpas Davası adaletin siyasi hesaplara rehin edildiği bir dava olmaya devam ediyor.

Kayyımcı anlayış Van’dan İstanbul’a kadar yayıldı 

4 Kasım'da başlayan siyasi darbe sadece arkadaşlarımızın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla sınırlı kalmadı. Hatırlayacaksınız o dönemde belediyelerimize patır patır kayyımlar atandı. Bakın şimdi bu dönemde de yine DEM Parti belediyelerinin bir kısmına kayyım atanmış durumda. Van'dan İstanbul'a kadar her yere yayıldı bu kayyımcı anlayış. 20 milyonluk kentin seçilmiş başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu hala tutuklu ve yargılaması devam ediyor. Dün de Grup Başkanvekilimiz Sezai Temelli heyetimizle birlikte oradaydı dayanışma için. Partimiz dün Silivri'de davayı takip etti. Siyasetçinin yeri mahkeme salonları değil, halkın yanıdır. Siyasetçinin yeri bu kürsülerdir. Siyasetçinin yeri seçildiği makamın kendisidir. Çünkü seçilen siyasetçi sizin, halkın iradesidir. Halkın iradesini alıp yerine kayyım atamak kabul edilebilir bir şey değildir. Demokrasiyi mezara gömmek demektir. Bunun altını bir kez daha çizmek isterim. 

Hakkı, hukuku ve adaleti sizlerle birlikte kazanacağız 

Yarın 4 Kasım dolayısıyla Kobanî Kumpas Davasında tutuklu bulunan arkadaşlarımızın bulundukları cezaevleri önünde basın açıklamalarımızı yapacağız. Yarın ben Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğim, Tuncer başkanımız Kandıra’da Figen Yüksekdağ’ı ziyaret edecek, Kadın Meclisi Sözcümüz Halide arkadaşımız da Sincan Hapishanesinde olacak ve hem arkadaşlarımızı ziyaret edecek hem de bütün Türkiye'ye ve dünyaya bu haksız ve hukuksuz tutuklamaların son bulması için çağrımızı cezaevinin kapısından yapacağız. Amed’den Edirne’ye Türkiye’nin dört bir yanından şu mesajı götüreceğiz arkadaşlarımıza. Sevgili yoldaşlar yalnız değilsiniz ve mutlaka özgür olacaksınız. Bu ülkede demokrasiyi bizler sizlerle beraber inşa edeceğiz. Söz veriyoruz; hakkı, hukuku ve adaleti sizlerle birlikte kazanacağız. Bir sözümüz hapishanelerdeki bütün mahpuslara, cezaevlerinde tek bir siyasi mahpus kalmayana dek mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz. 

Dev fon vurgunu bu ülkenin ekonomik Susurluk’udur 

Bugün 3 Kasım. Aradan 30 yıl geçti. Susurluk hala dün gibi aklımızda. Bir kamyon ile bir araba çarpıştı hatırlayacaksınız. Bu arabanın içinden bir emniyet müdürü ve kırmızı bülten ile aranan bir firari ve bir vekil çıktı. Devlet-mafya-siyaset üçgeni aynı arabadaydı. 30 yıl içinde araba değişti ama zihniyet değişmedi. Bugün de bu araba borsada, fonda, bankalarda cirit atıyor. Dev fon vurgunu bu ülkenin ekonomik Susurluk’udur. Hani Türkiye için dillerinden düşürmedikleri bir söz var ya bu iktidarın. Türkiye yüzyılı diye. Hatta bu ismi bulan, ortaya koyan şahıs da şimdi fondan yargılanıyor. Türkiye yüzyılı dediniz, vurgun yüzyılı çıktı. Ahmet Arif'in dediği gibi bunlar engerekler ve çiyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır. Peki iktidar bu yoksulluk zamanlarında fon vurgunuyla ilgili bir şey yaptı mı? Yapıyor gibi gözüküyor. Ama yaptı mı? Yok, yapmadı. Bir kanun çıkardılar. Sözde bir milyonun altındaki fonda parasını kaybeden mağdurların mağduriyeti giderilecek. İnanın bu konuda daha doğru düzgün atılmış somut hiçbir adım yok. Göz yuman denetleyen bütün kamu görevlileri, bütün bürokratlar ve yine bu fon vurgununun içindeki iktidardaki siyasi partiye mensup olan ister bakan olsun, ister vekil olsun, ister bürokrat olsun, ister yerellerin yöneticisi olsun, hepsinden tek tek tek tek hesap sorulmalı. Bu vurgunu bir kanunla kapatamazsınız. Hesap sorulmadan, sorumlular ortaya çıkarılmadan bunun kapanmasına biz izin vermeyeceğiz. Bu vurgunda hiç kimseye bir iltimas gösterilmemeli. Kiminin yakını, yandaşı, akrabası, eşi, dostu her kim ki halkın cebine göz dikti ise, her kim ki halkın parasını çalmaya kalktıysa hesap vermek zorunda. Parayı iade edenler var diyorlar. Biz emin değiliz gerçekten bu para iade edildi mi? Ama velev ki iade edildi. Çaldınız, tövbe ettiniz, iade ettiniz. Suçunuz bağışlanmalı mı? O zaman cezaevinde hırsızlıktan yatanlar tövbe etsin. Hepsini salın o zaman. Hukuka ne gerek var? Böyle bir şey olmaz, olamaz. Halkın aşına, ekmeğine göz koyanların peşini inanın biz bırakmayacağız. Vallahi de bırakmayacağız, billahi de bırakmayacağız. Halkın hakkı olanın hesabını sonuna kadar halkımızla birlikte soracağız.

Haklarını alamayan emekliler isterlerse Türkiye’nin her şeyini değiştirebilirler

Değerli halklarımız bakın yıllarca bu ülkeye emek veren emekliler hakkını alamıyor. Bakın neredeyse her salı günü muhalefet partilerinin sıralarında emekliler oluyor. Onların partimize gelmelerini, bu konuda birlikte bir dayanışma ve mücadele yürütmeyi son derece kıymetli buluyoruz. Emekliler bu ülkede 17 milyon. İsterlerse Türkiye'nin her şeyini değiştirebilir. Böyle bir gücü var emeklilerin. Ama emekliler nasıl bir hayata mahkum edildi? 70 yaşına, 80 yaşına gelmiş ama çalışmak zorunda. Emeklinin biri diyor ki "Ben evime bir sıcak ekmek bile götüremiyorum". Öteki diyor ki "Kiramı ödeyemiyorum". Öteki diyor ki "Torunum geliyor, utanıyorum, cep harçlığı veremiyorum." Diğeri diyor ki "Bakın, en son ne zaman et yediğimi hatırlamıyorum." İşte emeklinin durumu bu. İktidarın aklına emekliler ne zaman geliyor? Seçim yaklaştığı zaman. İktidar bir şeyler yapacağız diyor. Ama yapmıyor. Yapmadı da bugüne kadar. 

Denetimsizlik, ihmal, katliam ve ölüm Türkiye'deki çocukların kaderi değil

Bakın bu yılın sadece ilk 9 ayında en az 66 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Antalya'da hortum nedeniyle 5 işçi yaşamını kaybetti. Zonguldak'ta 3 madenciyi toprağa verdik. Bugün de İliç’te yaşamını kaybeden işçimizin ailesi burada. Ben hepinize başsağlığı dileklerimizi bir kez daha iletiyorum. Halil İbrahim Yağız Antep'te 11. sınıf öğrencisi, MESEM’e başvuruyor.  MESEM ona inşaatta iş alanı açıyor. Ve bu çocuğun başında kask yok. Hiçbir güvenlik önlemi alınmamış. Ve 11. sınıf öğrencisi bu çocuk daha emeğinin ilk gününde 6. kattan düşüyor ve yaşamını kaybediyor. Çocuk cinayetlerinin hesabını kim verecek? Devlet, çocukları çalıştırdığı gibi korumuyor da. Ve bakın yine Dilovası. Hepimiz hatırlayacağız. Dilovası'nda üçü çocuk, altısı kadın, yedi kişi hayatını kaybetti.

MESEM diye bir garabetle çocukların emek sömürüsüne kılıf buldular 

Bakın değerli halkımız MESEM diye bir garabetle çocukların işçileştirilmesine ve çocukların emek sömürüsüne kılıf buldular. MESEM’ler kapatılmalı. Net olarak MESEM kapatılmalı. Staj ve çıraklık süreleri sigorta başlangıcı sayılmalı. Özellikle stajyerlerin ve çıraklık eğitimi gören gençlerin hepsinin talebi, hatta geriye dönük de talepleri var. Yani şu an sigortalı çalışan insanlar da diyor ki "Ben stajyerken işçilik yaptım. Ben çırakken işçilik yaptım. Benim o günlerim sigortama sayılmalı'' diyor ve haklılar. Staj ve çıraklık süreleri sigorta başlangıcı olarak sayılmalıdır. Bakın mecliste bütçe görüşmeleri başladı şimdi. Ben çok merak ediyorum. Bu iktidarın, bu fon vurguncularını koruyan iktidarın işçiye, emekliye, yoksula, işsize, köylüye, esnafa, kadınlara, çocuklara nasıl vaatleri var? Çok merak ediyorum hakikaten. Bu ara bizim emeklilere müjdelerimiz var diye ortaya çıktılar. Haberleri izliyorsunuz. 4 yıl seçimsiz geçti. 4. yılındayız işte ve bu süre zarfında emeklinin bir tane talebini hayata geçirdiler mi? Hayır. Ama şimdi diyorlar ki emekliye müjdemiz var. Biz DEM Parti olarak emekli maaşını yoksulluk sınırının yarısı olarak vadediyoruz. Güncel rakamla emeklinin hakkı yoksulluk sınırının yarısı yani 61.928 TL. Ve bu sürekli güncellenmeli. Ayrıca kademeli emeklilik hakkını vadediyoruz. Bununla ilgili de biliyorsunuz geçtiğimiz hafta parlamentoya bir kanun teklifi sunduk DEM Parti olarak. Ama bu kanun teklifi neden Meclis’e getirilip görüşülmüyor biliyor musunuz? Çünkü buna AKP ve MHP yani iktidar partileri hayır dedikleri için gelmiyor. Oysa kademeli emeklilik hakkı için ne kadar mücadele yürütüldüğünü ve ne kadar önemli bir hak olduğunu hepimiz biliyoruz. 

Emekliye, işçiye ve emekçiye geldiğinde kaynak yok diyorlar

2027 bütçesinde garantili ödemelere 300 milyarlar ayırmak, faizlere 4 trilyon lira ayırmak için kaynak var. Ama emekliye, işçiye, emekçiye geldiğimizde diyorlar ki vallahi kaynak yok. Vallahi yalan. Vallahi kaynak var. Siz yapmıyorsunuz, siz ödemiyorsunuz. Bakın DEM Parti Kadın Meclisi olarak kadın bütçe çalıştayımızı yaptık. Kadın akademisyenlerle, konusunda uzman, alanda, sahada iyi çalışmalar yürütmüş olan kadınlarla bir araya geldik. Onların akıllarına, fikirlerine başvurduk. Ve o kadınlar şunu söylüyor. Kaynaklar silaha, ranta, fonculara, hırsızlara değil de kadın yoksulluğuna, kadın istihdamına, emekliye, yoksula adil bir şekilde bölüştürülünce inanın bütün sorunlar çözülür. Ülkenin de böyle bir kaynağı vardır diyorlar. Bu ülkenin dört bir yanında kampanyamızı başlatmış durumdayız. Ekmek, Barış ve Adalet kampanyası. DEM Parti olarak her zaman alanlarda meydanlardayız. Şimdi kampanyamız dolayısıyla Türkiye'deki çok farklı kesimlerle işçi, emekçi, emekli, çalışan, farklı iş kolları her kesimle bir araya geliyoruz. Bakın İstanbul'da motokurye işçisi ne söyledi biliyor musunuz? ''Kefenimizi koltuğumuzun altında taşıyoruz. Böyle çalışıyoruz ama bizi işçiden bile saymıyorlar'' diyor. ''Ölüyoruz kimse için bir kıymetimiz yok. Devlet için bizim bir kıymetimiz yok'' diyor. Siirt Kurtalan’da isyan eden kadın ''üç tarafımız deniz ama balığa hasretiz'' diyor. Sancaktepe'de esnaf ziyareti yapıyorduk. Çorap satan bir tablacı kız kardeşimiz vardı. Gözyaşına boğuldu biz onunla konuşurken ve dedi ki "Ben çalışıyorum ama çocuğumu geçindiremiyorum. Bir tek şey şey istiyorum. İnsanca yaşamak istiyorum. İnsanca yaşamak istiyorum. İnsanca yaşamak istiyorum.” 

Biz işe, aşa, ekmeğe bütçe ayırın diyoruz iktidar hala silaha pay ayırıyor 

Biz de buradan şunu söylüyoruz. Ey ali yöneticiler, sokağın sesini duyuyor musunuz? Sanmıyorum. Fon hırsızlığının üstünü örtmek için planlar kurarken, tabii ki sokağın sesini duyamazsınız. Bu ülkede on milyonlarca insan ''açım, yoksulum, geçinemiyorum, barınamıyorum'' diyor. Ama iktidar bunu duymuyor. Fakat biz asla enseyi karartmayacağız. Emekçi ve yoksul kardeşlerim, yoksulluk kaderimiz değil. Aç kalmak kaderimiz değil. Bu böyle geldi böyle gider demiyoruz, demeyeceğiz. Bu kaderi hep birlikte biz değiştirebiliriz. Yeter ki bir olalım. Yeter ki örgütlenelim. Yeter ki emeğin mücadelesini ve sesini hep beraber dayanışarak, en güçlü şekilde Türkiye'de haykırmayı başarabilelim. Biz işe, aşa, ekmeye bütçe ayırın diyoruz. İktidar hala silaha pay ayırıyor. Barış diyoruz, iktidar hala savaş arayışını sürdürüyor. "Yemen ellerinde nasıl savaşa katılırım?" diye planlar peşindeler. Mekke Antlaşması AKP, MHP ve CHP'nin oylarıyla Dışişleri Komisyonundan geçti ve şimdi Genel Kurula gelecek. Bu komisyonda biz Mekke Antlaşması'na hayır dedik. Genel Kurulda da hayır diyeceğiz. Neden hayır dedik? Çünkü bu anlaşmaya göre bir ülkeye yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılacak ve derhal yardım isteniyor. Yani Türkiye kendi seçmediği bir savaşın ortasında bulabilir kendini. Her saldırının tanımı muğlak, mali yükü belirsiz, terörizm kavramı her ülkenin işine geldiği gibi yorumlanabiliyor. İstihbarat paylaşımında haklarını korumak için verilen mücadeleleri de terör kapsamı içine koyabiliyorlar. En ufak muhalif sesi bile terör kavramının içine koyup terör tehditi diyebiliyorlar. Yemen ve Suudi Arabistan birbirine saldırıyor. Türkiye bu anlaşmayla direkt Suudların tarafını tutmuş olacak. Suud'un parasına karşılık Türkiye'nin gençlerini savaşa sokmak istiyorlar. Savaşa siyasi iktidarın mensuplarının çocukları ya da zenginlerin çocukları gitmiyor. Kim savaşıyor? Fakir ailelerin çocukları, yoksul insanların çocukları. O kerpiçli evde oturan ailelerin çocuklarını savaşa götürüyorlar. Ve biz bunu asla kabul etmiyoruz. 

Bölgenin savaş paktlarına değil barış ve işbirliği paktlarına ihtiyacı var 

Dünya büyük bir çalkantının içinde. Bunu hepimiz biliyoruz, farkındayız. Ama çözüm savaşta, silahta değil. Askeri ittifakları çoğaltmakta değil. Halklar arası eşitliği, demokrasiyi büyütmektedir. Buradadır çözüm, büyütmektir. Çözüm kendi toplumsal barışını sağlamaktır. Bölgenin savaş paktlarına değil, barış ve işbirliği paktlarına ihtiyacı var. Türkiye bölge için önemli bir ülke. Bunun hepimiz farkındayız. Taraflara aracılık etmeli, müzakereci olmalı, halklar arasında barışın diplomasisini kurabilmeli. Bir kez daha buradan altını çiziyoruz.

Biz Türkiye'nin barışı için ne kadar çalışıyorsak, bugün değerli Barış Annelerimiz Ankara'ya barış talebiyle Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş ve buradalarsa, bugün Barış Annelerimiz bu gruptaysa barışı Türkiye için istiyoruz ve bölge için istiyoruz. Bu nedenle barışı savunmaktan bir gram vazgeçmeyeceğiz ve barış bu topraklarda tesis edilene dek biz barış barış barış demeye devam edeceğiz.

Erkek egemen zihniyetin savaşına karşı mücadelemiz devam edecek

Barışı nasıl oluşturabiliriz bu topraklarda? Bu topraklarda barışı nasıl inşa edebiliriz? Adaleti, demokrasiyi nasıl inşa edebiliriz? Birçok kesim bunun arayışı içinde. Bakın geçtiğimiz hafta sonu Ankara'da kadınlar olarak bizler gerçekten özlemini çok duyduğumuz bir buluşma gerçekleştirdik. “Yan yanayız, geleceği konuşuyoruz” konferansı gerçekleşti. Bu konferansa Türkiye'deki çok farklı siyasi görüşlere sahip olan kadınlar geldi. Duruşuyla, sesiyle, çalgısıyla, şarkısıyla, sözüyle katkı veren kadınlar vardı. Bizler bütün farklılıklarımızla oradaydık. Ama bir ortak noktamız vardı, kadın olmak. Barışa, adalete, demokrasiye, özgürlüğe ve eşit yurttaşlığa kadın penceresinden nasıl bakabiliriz? Bu ülkede barışı ve demokrasiyi tesis etmek için kadın cephesinden bizler neleri daha güçlü yapabilirizin arayışıydı bu konferans. Savaşları biz çıkarmıyoruz sevgili kadınlar. Savaşın kararını kadınlar vermiyor. Bu savaşı erkekler, erkek egemen zihniyet çıkarıyor. Ve buna karşı en güçlü barış mücadelesini biz kadınlar olarak verdik bugüne kadar. Bundan sonra da böyle olmaya devam edecek. Ben bu konferansta bizleri buluşturan değerli hazırlık komitesine ve bundan sonra bu çalışmayı ilerletmeyi hedefleyen bütün arkadaşlara teşekkürlerimizi sunuyorum. Kadınlar yan yana gelerek geleceğimizi sadece konuşmayacağız. Biz kadınlar geleceğimizi kendi ellerimizle hep beraber kuracağız.

Ahmet Saymadi siyasi kimliğinden dolayı tutuklandı

Aramızda HDP Parti Meclisi üyeliği yapan ve aynı zamanda bileşenimiz SYKP'nin Parti Meclisi üyesi olan Ahmet Saymadi'nin annesi ve ailesi var. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum. Ahmet Saymadi, 5 Ekim'de tutuklandı. İş yerinde uyuşturucu araması yapıldı. Uyuşturucu maddeye dair bir tek bir şey bulunmadı. Tamamen siyasi kimliğinden dolayı alındı. Polis tutanaklarında da hiçbir şey bulunmadığı ayan beyan zaten yazıyor. Ortada suç yok, delil yok, buna rağmen cezaevinde tutuluyor. Ahmet'in annesi beş vakit namazını kılan, gençler için dua eden bir annemiz. Sabahları da Ahmet'le birlikte o iş yerine beraber giderler. Müşerref Ana'yla biraz önce görüştük. Müşerref Ana şunu söyledi. ''Çocuğuma çamur atıyorlar, itibarını zedeliyorlar. Çocuğum bizi geçindirmek için, ailesini geçindirmek için esnaflık yapıyor. Benim çocuğum ömründe sigara dahi içmemiş. Bu suçlamaların hiçbiri ile alakası yok. Polis de geldi, arama yaptı. Hiçbir şey bulmadı. Polis tutanağında da bu belge mevcuttur. Oğlumun serbest bırakılmasını istiyorum. Başka hesaplarla oğlumu orada tutmalarını kabul etmiyorum'' dedi. Değerli Müşerref ana, biz de senin yanındayız, mücadelenin yanındayız. Ahmet Saymadi derhal serbest bırakılsın. 

Belediyelere kayyım ata, yönetimi değiştir ve parasını da vurgun haline getir 

Acılarımızı çok konuşuyoruz bu kürsüden. Sıkıntılarımızı, sorunlarımızı çok konuşuyoruz. Zaten bu kürsünün de görevi bu. Bunları konuşmak ve çözüm üretmek. Ama bizler bir de pratikte gerçekleşen güzel şeyleri de hem sizlerle hem bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Aramızda Van'ın Saray Belediyesi eş başkanları var. Ben kendilerine hoşgeldiniz diyorum. Bakın birazdan bu arkadaşlarımızın az bütçeyle icraatlarını aktaracağım ama şimdi Sayıştay raporları açıklandı biliyorsunuz ve Sayıştay raporlarında en büyük yolsuzluklardan birisi, en büyük usulsüzlüklerden birisi Van Büyükşehir'de. Biliyorsunuz Van Büyükşehir'e kayyım atandı. Bu usulsüzlük de kayyım zamanında tespit edilmiş bir usulsüzlük. 8.3 milyar liralık usulsüzlük tespit edilmiş. Ya demek ki sadece fon vurguncuları yok. Belediyeye kayyım ata yönetimi değiştir. Bir de belediyenin parasını da vurgun haline getir. Böyle çalıştırıyorlar sistemi. Ama hemen yanı başındaki Saray Belediyesi'nde 30 kırsal mahalleye hizmet etmek için ayda yalnızca 2 milyon TL  ile üretim yapıyorlar. Hizmet yapıyorlar. Öğrenci okutuyorlar. Çiftçiye destek oluyorlar. Ve işte kayyım düzeniyle halkçı belediyecilik arasındaki fark bu. Birisi trilyonları götürüyor, öteki ise 5 liralık ekmeğin hesabını halka veriyor. Saray en zor koşullardaki belediyelerimizden birisi. Aylık bütçesi bakın lütfen bu rakamı dikkatle dinleyelim. Bu fon vurgununun yanında bu hırsızlıkların yanında bu rakamın ne kadar küçük olduğunu görün. Aylık bütçe 8 buçuk milyon lira. Bunun 6 buçuğu zaten personel gideri emekçilerin maaşı olarak ödeniyor. Yaklaşık 30 kırsal mahalleye de hizmet için sadece 2 milyon TL  kalıyor. Ama arkadaşlarımız kaynak yok demedi bu iktidarın dediği gibi. Vallahi biz bu az kaynakla çalışacağız, çabalayacağız, halkımızla imece usulü üretim yapacağız dediler ve yapıyorlar. Belediyenin bütün imkanlarını halkın önüne açtılar. İhtiyaçları halkla birlikte belirlediler ve çözümü halkla birlikte üretiyorlar. Kayyım döneminde günde yalnızca bir saat çalışan halk ekmek fabrikasını sabahın 7’sinde açıyor. Akşam 5'e kadar halka hizmet götürüyor. Ve ay içinde on binlerce ekmeği halkımızla paylaşıyorlar. Ekmek de 5 lira. Bunun fiyatını halkla birlikte belirledi. Belediye yönetimi tek başına belirlemedi. Bu ne kadar değerli, ne kadar kıymetli bir şey. 

Bakanlar kendi bütçesini yaparken Saray Belediyemizi örnek alsınlar

Kırsal mahallelerde sekiz halk evi açtılar. Malzemeyi belediye verdi. Duvarlarını mahalleli ördü. Çiftçiye mısır, patates ve kırık buğdayın ata tohumları verildi. Ekimini çiftçi yaptı. Halka 20 bin meyve ağacını ücretsiz olarak dağıttılar. Kadın sera projesiyle imkânı olmayan ailelerin sebzelerini ücretsiz karşıladılar. Kilim atölyelerinde kadınlar el emekleriyle kendi gelirlerini kazanıyor. Üniversiteyi kazanan ihtiyaç sahibi öğrencilere yılda 16 bin lira katkı sağlıyorlar. Kurs merkezleri açıldı. Biraz önce değerli başkanlarımızla birlikteydik. Dershane yok diye özellikle kız çocukları yeterince okuyamıyor. Dershane yerine geçecek kurslar açtılar ve kız öğrencilerin okumasına katkı sağlıyorlar. İmkanı olmayan öğrencilere bu şekilde katkı sağlıyorlar. Bakın Saray ilçesine gittiğinizde lütfen giden, arkadaşlarımız dikkatle baksın tabelalara. Tabelalar sizi birden fazla dille karşılıyor. Mahalle hizmetlerinde çoklu dil kullanılıyor. Çok dilli belediyecilik hayata geçmiştir burada ve bütün bunları inanın çok küçük bütçelerle beraber ama halkla birlikte yapıyorlar. 

Bu küçük bütçeyle gerçekten bu kadar büyük iş yapıyorsunuz. başkan biz size ne kadar teşekkür etsek az. Bakanlar kendi bütçelerini yaparken o dev bütçelerden ne kadar az iş çıkarıyorlar oransal olarak. Sizleri örnek alsınlar. Saray Belediyemizi örnek alsınlar. Ben burada sizlerin huzurunda eş başkanlarımız sevgili Filiz Öztürk, Davut Acar şahsında bütün belediye üyelerimize, belediye meclisi üyelerimize, yöneticilerimize, belediye emekçilerimize ve Saray halkına selam ve sevgilerimi gönderiyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. Sağolun, var olun. Dayanışmayla daim olun. 

Elif ana 4 evladını kaybetmesine rağmen barış demekten vazgeçmedi 

Bugün bu salonu dolduran değerli Barış Anneleri barış için buradalar. Barış sürecinin hızlanması için buradalar. Taleplerini siyasi partilerle görüşmek için buradalar. Sadece bizimle değil, birçok siyasi partiden beklentileri var. Bütün siyasi partilerin yönetimlerine ve başkanlarına buradan seslenmek istiyorum. Sadece DEM Parti’den değil, sizlerden de barış konusunda analarımızın beklentisi çok yüksek. Ve bugün bu salonu dolduran değerli annelerimize ben bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Sizin yol arkadaşınız, bizim yoldaşımız sevgili Elif Aslan’ı anmadan geçemem burada. Acı bir haber. Geçtiğimiz günlerde Kızıltepe'den Barış Annesi Elif Aslan 89 yaşında hayatını kaybetti. Elif ana iki evladını çatışmada iki evladını da cezaevinde kaybetti. Bu acıya rağmen barış demekten hiç vazgeçmedi tıpkı sizler gibi. Barışın öncüsü olmaktan hiç vazgeçmedi. Ben Elif Ana'yı burada sizlerin huzurunda saygıyla, minnetle anıyorum. Başta Barış Annelerimiz olmak üzere bütün Kürt halkının ve Türkiye halkının başı sağolsun.

En karanlık dönemde bile Barış Anneleri barış mücadelesinden vazgeçmedi

Evet Barış Anneleri dünden beri Ankara'da. Buradan hükümete, Türkiye'ye ve bütün dünyaya seslendiler. Seslenmeye devam ediyorlar. Barış için ne bekliyorsunuz diyor analar. Yetmedi mi akan kanlar? Yetmedi mi asker ve gerilla analarının ve sevdiklerinin çektiği acılar? Ortalığın en karanlık, en karmaşık olduğu dönemde bile Barış Anneleri barış mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Evlatlarının acılarını yüreklerinde taşıyarak bu acıları başka anneler yaşamasın diye 7/24 mücadele etti annelerimiz. Şehir şehir dolaştılar. Mahalle mahalle örgütlendiler. Varlık gösterdiler her yerde. Cezaevi önlerinde nöbetler beklediler. Meclis Komisyonunun karşısına çıktılar. Yüreğine ateş düşen her anne "Ne siz ağlayın ne biz ağlayalım." diyor. "Çocuklarımızı değil silahları mezara gömelim." dedi anneler. Bundan daha sade, bundan daha güçlü bir barış talebi olabilir mi? Olamaz. Geceyi Kurtuluş Parkı'nda geçirdiler dün. Ankara'nın soğuğunda. Dün ben, Tuncer Eş Genel Başkanımız, MYK üyelerimiz, vekillerimiz, yöneticilerimiz, parti emekçileri, arkadaşlarımızla birlikte oradaydık. Onları ziyaret ettik parkta ve bir annemiz şunu söyledi. ''Biz soğuktan da korkmuyoruz''. Tam karşımda duruyor bu sözleri söyleyen anamız. Ben dedi betonun üstünde de yatarım. Buradaki bütün kadınlar da öyle. Yeter ki artık bir gencimiz toprağa düşmesin ve yeter ki hapishanedeki çocuklarımız çıksın. Ben karın içinde de yatarım dedi. İşte annelerin barışa olan istekleri, tutkuları, inançları ve talepleri bu kadar güçlü. 

Anaların sözü barışın rehberidir, bu söze kulak verelim 

Bugün grubumuzdalar ve taleplerini bizim de dillendirmemizi talep ettiler. Talepleri, tutumları çok net, çok samimi ve çok sade. Barışın önündeki engeller kaldırılsın. Tecrit son bulsun. Sürecin sağlıklı ilerlemesi ve başarıya ulaşması için Sayın Öcalan'ın fiziki özgürlüğü sağlansın diyorlar, siyasi tutsaklar serbest bırakılsın diyorlar. Ve bugün de birçok siyasi partiden randevu aldılar. Heyetlerimiz bu görüşmeleri gerçekleştirecekler. Ben bugün bütün siyasi parti liderlerine buradan seslenmek istiyorum. Anaların sözü barışın rehberidir. Bu söze canı gönülden kulak verelim. Hep birlikte canı gönülden kulak vermekle yetinmeyelim. Anaların taleplerinin hayata geçmesi için, yani bu ülkede barışı tesis etmek için izleyen, bakan, yavaşlatan değil, bu süreci doğrudan hızlandıran özneler haline gelmeli bütün siyasi partiler. Bu analar sadece on binlerce ailenin temsilcileri konumundalar. Yani milyonlarca insan bunu talep ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelmişse bu analar, parlamentodan böyle bir talepte bulunuyorlarsa bu anaların sözünü duyun ve gerekeni gelin hep birlikte yapalım. 

Çerçeve yasa artık zaman kaybetmeksizin hayata geçmeli

27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısıyla bir kapı aralandı. PKK, o kapıdan cesaretle geçti. Kendini feshetti, silahları yaktı. Türkiye’den çekildi. Metina başta olmak üzere birçok kamptan çekildiklerini açıkladılar. Bir taraf adım attı ve sözünü tuttu. Şimdi sözünü tutma sırası devlet ve iktidardadır. Bakın milyonlarca yurttaşımız şu soruyu soruyor. Yasa çıktı. Peki ne zaman uygulanacak? Silahlarını yakanlar nereye gelecek? Nasıl ve hangi şartlarda gelecekler? Dönmek isteyenler hangi güvenceyle dönecek? Oyalama, zamana yayma neden? İktidar konuşulan takvime değil de kendi takvimine göre mi davranıyor? İktidarın bir barış ve demokrasi takvimi var mı? Varsa bunu neden kamuoyuna açıklamıyor? Bu soruları yanıtlamak iktidarın görev ve sorumluluğu. Toplumun bu somut sorularına cevap üretilmesi şarttır. Çerçeve yasa artık zaman kaybetmeksizin hayata geçmeli. Bunun için Milli Güvenlik Kurulu kararı gerekiyor. Evet, bu kurul bu kararı hızla almalı. Zira örgütün boşaltacağı alanlar boşaltıldı ve bilgisi devlette mevcut. Bütün bu bilgiler devletin raporlarında mevcut. Bu yasa hayata geçmeli ki silah bırakanlar ya da diasporadakiler ülkeye dönebilsin, hapishanedekiler çıkabilsin. Türkiye'de 86 milyonun ihtiyaç duyduğu barış ve demokratikleşme yasalarının çalışmalarına artık başlayabilelim. Bu yasa uygulanmadan bu çalışmalara da başlanmıyor. Normalde başlanabilir. Ama iktidar onu onun önüne koyduğu için bunlar da duruyor. Ve bu ülkenin demokratikleşme yasalarına ihtiyacı var. Mecliste izleme kurulu artık kurulmalı. Meclis barışı kolaylaştıran rolünü aktif bir biçimde üstlenmeli. Edilgen değil, aktif olmalı meclis. 

Sayın Öcalan'ın yeni yerinin siyasal anlamı güçlendirilmeli ve artık kapı sonuna kadar açılmalı 

Barışın inşasında en güçlü adım, sürecin baş aktörü Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının sağlanması, Barış ve Siyasallaşma Kurulu Koordinatörlüğünün yapılmasıyla mümkündür. Sayın Öcalan'ın yeni yerine geçtiğini zaten kamuoyuyla paylaştık ve olması gereken buydu. Bu yeni yere zaten geçmeli. Yeni yer Sayın Öcalan'ın eski bir hapishaneden yeni bir hapishaneye geçtiği yer olmamalı. Eski duvar yerine yeni duvar olmamalı. Zaten Sayın Öcalan'ın özellikle bu konutla ilgili tutumu net. Burada barış ve siyasallaşma koordinatörlüğünü yürüteceği bir çalışma mekanı olarak görüyor burayı ve Sayın Öcalan'ın uzun zamandır talebi akademisyenlerle, siyasetçilerle, kadınlarla, insan hakları savunucularıyla, siyasi çevrelerle görüşme. Ve bu yeni yerin siyasal anlamının güçlendirilmesi için artık sonuna kadar bu kapının açılması gerekiyor. Ve burada sizlerin huzurunda bu süreci bugüne kadar getiren Sayın Abdullah Öcalan'a buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. 

Barış bize altın bir tepsi ile sunulmayacak, mücadeleyle inşa edeceğiz

Birileri DEM’in bu sürece yaklaşımıyla ilgili bazı yorumlar yapıyor. Şunu bütün Türkiye kamuoyu çok net bilmeli. DEM Parti sözünü ve tutumunu toplumun barış umudunu koruyacak ve güçlendirecek bir şekilde ortaya koydu. Bu tutumu kararlılıkla sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz. Ve DEM Parti olarak şu noktada durmaya devam edeceğiz. 50 yıllık çatışma sürecinde biz barışı savunan bir siyasi gelenek olduk. Yüzyıllık Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini savunan bir siyasi gelenek olduk. Bu tarihi noktada durmaya devam edeceğiz. Ve bütün halklarımız şunu bilmeli ki, barış bize altın bir tepsi ile sunulmayacak. Barışı biz mücadeleyle kazanacağız, mücadeleyle inşa edeceğiz. Müzakerede Sayın Öcalan'ın elini güçlendirmek için de mücadelemizi demokratik zeminde en güçlü şekilde vermemiz gereken bir dönemin içinden geçiyoruz. Ve biz bunu bilen, bu bilinçle hareket eden bir çalışmanın içinde olmaya devam edeceğiz. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki Türkiye'de herkesin ama herkesin hedefi barış olursa biz barışı bu topraklarda inşa ederiz zaten. Kim tutuyor elimizi? Barış deyince herkes barış diyor. Barışa hayır diyen insanlar var mı? Ama pratikte barışı istemeyen kesimler var. Dolayısıyla barışı isteyenlerin sesinin, örgütlülüğünün daha çok çıkması gerekir ki ayak sürüyenlere karşı güçlü bir mücadeleyle barışı bu topraklarda tesis edebilelim. Herkes sorumluluk hissederse, herkes elini taşın altına koyarsa hiç kimse barıştan kaçma taktikleri geliştiremez. Şair barışı yazarsa, sanatçı sazında sözünde barışı nakşederse, gazeteci haberinde, köşesinde barışı sahiplenirse, işçiler, emekçiler, yoksullar ekmek kavgalarını barış mücadelesiyle birleştirirse işte o zaman hiçbir şey duramaz barışın önünde.

Zaman barışı ve demokrasiyi kendi öz gücümüzle inşa etme zamanı

Zaman bekleme zamanı değil barış için her zamankinden daha çok çalışma zamanı. Mücadele etme zamanı. Zaman barışı ve demokrasiyi kendi öz gücümüzle ve öz örgütlülüğümüzle inşa etme zamanı. Zaman farklı kulvarlarda da olsak Türkiye'nin demokrasisi ve barışı için ortak mücadeleyi yürütebilme zamanıdır. Ve biz DEM Parti olarak bu süreci böyle görüyor, böyle ele alıyoruz ve bu durduğumuz noktada sonuna kadar durmaya devam edeceğiz. Hiçbir güç barışın önünde duramaz. Hiçbir güç bu annelerin önünde duramaz. Hiçbir güç bizleri engelleyemez. Ne olursa olsun bizler barışı bu topraklara getireceğiz. Yolumuz açık olsun. Hızır yar ve yardımcımız olsun. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

3 Kasım 2026