Hatimoğulları: Barış keyfiyete değil hukuk düzenine emanet edilmelidir

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Savaş politikalarına, NATO’ya ve emperyalizme karşı söz söylemek suç değildir

Bu sabah yine yoğun bir gözaltı haberine uyandık. Gece 3’ten itibaren özellikle Ankara merkezli çok yoğun bir gözaltı furyasıyla karşı karşıyayız. NATO zirvesi öncesi Ankara’da yapılan baskında yüzlerce devrimci, sosyalist gözaltına alındı. Bu, demokratik haklara ve siyasal özgürlüklere çok açık ve net bir saldırıdır. Bileşen partimiz Devrimci Parti’nin Eş Genel Başkanı, değerli yoldaşımız Elif Torun Öneren’in de aralarında olduğu çok yoğun gözaltılar. Bu ülkede bir NATO toplantısı olacak ama neredeyse bütün Türkiye’yi felç edecek derecede “güvenlik önlemi” alıyorlar. Bu ülke NATO’yu keyfince ağırlasın diye sabaha karşı yüzlerce insan gözaltına alındı. Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO toplantısına itiraz, savaş ve sömürü düzenine itirazın ta kendisidir. NATO’nun emperyalizmin lehine dünyanın ve bölgenin jandarmalığını yapmasına net bir itirazdır. Üye ülkeler gayri safi milli hasılalarının yüzde 2’sini NATO’ya verirken, yeni alınan kararla bu oran yüzde 5’e çıktı. Yani üye ülkenin toplam hasılasının yüzde 5’i NATO’nun silahlanması için ayrılıyor. İşte gözaltına alınan bu insanların, devrimcilerin, sosyalistlerin itirazı bunadır. Bütün dünya açlıkla, yoksullukla karşı karşıya kalmışken; dünyada milyarlar, Türkiye’de milyonlar açlıkla yüz yüze kalmışken silahlanmaya bu kadar büyük bir payın ayrılmasına itiraz ettikleri için şimdi gözaltındalar. Bu hepimizin itirazıdır. Gecenin bir yarısı yapılan bu baskınlar halkların barış talebine, sosyalistlerin ve devrimcilerin NATO’ya ve savaş politikalarına itirazına karşıdır. Bu itiraz susturulamaz. Halkların barış talebi kapı kırılarak bastırılamaz. Ankara’yı büyük bir cezaevine dönüştürerek bu itiraz bastırılamaz, engellenemez. NATO yasakları kapsamında Ankara’da yurttaşların demokratik hakları iki hafta boyunca askıya alınıyor valilik kararıyla. DEM Parti olarak bu karara itiraz ediyoruz. Bu itirazımız sadece sözlü değil. Ayrıca Hukuk Komisyonumuzun başvurusuyla DEM Parti olarak dava açtık. Bunu da tüm Türkiye kamuoyunun bilmesini istiyoruz. Savaş politikalarına, NATO’ya ve emperyalizme karşı söz söylemek suç değildir, haktır. Gözaltına alınan bütün devrimciler derhal serbest bırakılmalıdır. Demokratik haklara karşı bu baskıları asla kabul etmiyoruz. Gözaltına alınan bütün yoldaşlarımız acilen serbest bırakılmalıdır.

Muharrem Ayı barışa, adalete ve birlikte yaşam umuduna vesile olsun 

Dün gece acı bir haber aldık. Sürgündeki Bayram Balcı hayatını kaybetti. Bayram Balcı Apê Musaların, Ferhat Tepelerin yoldaşı olarak ömrünün çok önemli bir bölümünü özgür basın emektarı olarak geçirdi. Sürgündeydi ve dün gece aldığımız haberle hayatını kaybettiğini öğrendik. Bütün özgür basın emekçilerine, Kürt halkına, ailesine, sevenlerine başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Yine Alevi canlarımızın Hazreti Hüseyin ve beraberinde katledilen tüm mazlumlar için yası matem oruçlarını tuttukları Muharrem Ayı içindeyiz. Muharrem Ayı Aleviler için Kerbela'dan bugüne kadar zulme karşı direnenlerin, mazlumlardan yana olanların simgesidir. Oruç tutan bütün canlarımızın tuttukları orucun, pay ettikleri lokmanın Hak katında kabul olmasını diliyorum. Muharrem Ayının toplumsal barışa, adalete, demokrasiye, kardeşliğe ve birlikte yaşam umuduna vesile olmasını temenni ediyorum.

Selahattin Demirtaş ve diğer arkadaşlarımız için AİHM kararları acilen uygulanmalıdır 

Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevini ziyaret ettim. İki gün boyunca gerçekleştirdiğimiz ziyarette Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan arkadaşlarımızı ziyaret ettim. Dilek Yağlı, Zeynep Karaman, Ali Ürküt, Nazmi Gür, Alp Altınörs, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, İsmail Şengül. Yine Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan Ayşe Gökhan, Leyla Güven, Melike Göksu'yu da ziyaret ettim. Yıllardır hapishanede olan bu yoldaşlarımızın gözündeki o umut, o barış ve mücadele duygusu bir an bile sönmemiş gözlerinde. O soğuk duvarlar, o hapishaneler arkadaşlarımızın umutlarını ve mücadelelerini asla teslim almadı, alamayacak. Büyük bir inançla, büyük bir kararlılıkla içinden geçtiğimiz sürecin nasıl bir yere evrilmesi gerektiğini, bunun için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini arkadaşlarımız uzun uzun bize anlattı. Türkiye'de sol sosyalist ve yurtseverler olarak bu mücadeleyi sürdürmenin önemini ifade ettiler. Kobanî Kumpas Davasının tam da sol sosyalist bileşenlerin ve bireylerin Kürt halkıyla yürüttükleri ortak mücadelenin bir bedeli olduğunu hatırlamamız gerektiğini bu ziyaretimizde bir kez daha gördük. Orada bulunan bütün arkadaşlarımız iktidarın bu uygulamalarını asla kabul etmiyor, buna karşı direnmeye de devam edecek. Bizler barışı konuşurken, geçtiğimiz çarşamba günü görüştüğüm Ayşe Gökkan, cuma günü çıktığı duruşmada 19,5 yıl hapse mahkum edildi. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bizler barışı konuşurken; bizler Türkiye'nin demokratikleşme aksının içine girmesinin görüşme, müzakere ve mücadelesini yürütürken Ayşe Gökkan'ın 19,5 yıl hapis cezası alması kabul edilemez. Ve halihazırda çok önemli AİHM kararları var Kobanî Kumpas Davası ile ilgili. Hem Selahattin Demirtaş için hem başka arkadaşlarımız için. Buradan bir kez daha şunu ifade ediyoruz. AİHM kararları acilen uygulanmalıdır. Sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan ve Leyla Güven şahsında, hapishanede bulunan bütün siyasi tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Sizler dışarıda olana dek bu mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz.

Demokrasiyi yok sayanlara karşı mağdur olan herkesin yanında olmaya devam edeceğiz 

Geçtiğimiz günlerde, LGBTİ+’ların hakları konusunda paylaşım yapan ve Onur Haftası etkinliklerini duyuran sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Şu bilinmeli ki yasaklarla, baskılarla, sansürle ne LGBTİ+’lar yok olur ne kadınlar yok olur yeryüzünde. Mücadele daha da büyüyor. İçinde bulunduğumuz Onur Haftasında polis şiddeti o kadar korkunç manzaraların çıkmasına sebep oldu ki. Baskıya, sansüre ve nefrete karşı bizler dayanışmayı büyüteceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve demokrasiyi yok sayanlara karşı, bizler bütün bu değerleri sonuna kadar savunacağız ve mağdur olan herkesin yanında olmaya devam edeceğiz.

Meclis’te kadın gazetecilere yönelik çıplak aramaya varan girişim kabul edilemez

Geçtiğimiz hafta burada Meclis çatısı altında yaşanan bir başka baskı. Bitmiyor baskılar, her yerde. Grup toplantılarını takip etmek üzere Meclis’e girmek isterken kadın gazetecilere kapıda çıplak aramaya varacak bir girişimde bulunulmuş. Bu korkunç bir şey. İnsan onurunu zedeleyen bu davranış hakkında gerekli inceleme Meclis Başkanlığı tarafından acilen başlatılmalı. Değerli basın emekçileri, Meclis’te emek veren sizlersiniz. Bizim bu kürsüdeki konuşmalarımızı Türkiye kamuoyuna, dünya kamuoyuna sizler iletiyorsunuz. Sizin aracılığınızla ulaşıyor. Burada hepiniz kamera arkasındasınız. Burada meslektaşlarımız bilgisayarda haberlerini yazıyor. Bu çok büyük bir emek, çok kıymetli bir emek. Basın emekçisi kardeşlerim, şunu bilin ki hem insani anlamda hem de mesleki anlamda karşılaştığınız bütün sorunlarda DEM Parti her daim yanınızda sizlerle dayanışma içinde olacaktır.

Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor! 

Dünyada nereye baksak bir yangın ve yıkımla karşı karşıyayız. Bu bir tesadüf değil. Bu, kapitalizmin kriziyle elbette ki başlamadı ama kapitalizmin 2008'deki kriziyle derinleşti, pandemiyle derinleşti. Savaş ve çatışmalar artarak günümüze kadar bu şekilde geldi. Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor. Bakın G7 zirvesi toplandı. Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini beklerken dünya kamuoyu, oradan bir kez daha alevlendirme kararı alındı ve hemen akabinde Moskova bombalandı. Çok kutuplu dünyada küresel sistem kendini yeniden yapılandırıyor. Yapay zekanın gelişimi ve dijitalleşmenin hız kazanması nadir elementlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Yeni dönem savaşlarının önemli nedenlerinden biri de bu. Enerji havzaları ve koridorları, pazar alanları, ticaret savaşları da cabası. Burjuvazi kendi inşa ettiği kurumları ve burjuva demokrasisinin kazanımları olan değerleri dahi yok sayıyor bu dönemde. İnsan hakları, evrensel değerler, demokrasi ve batıda işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılmış olan sosyal haklar tek tek tırpanlanıyor. Kuralsızlık, gücü yeten yetene. İşte böyle bir düzen oluşturuluyor. Soruyoruz, bu durumdan kimler kazanıyor? Bu sorunun yanıtı çok net. Bir avuç sermaye grubu, silah tüccarları, savaş lobileri, baronlar, spekülatörler kazanıyor. Kaybedense halklar, milyarlarca insan kaybediyor bu tabloda. Bu vahşi gidişata karşı halkların, işçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist mücadele vermek dışında bir seçeneği yok. Gücümüzü sadece kendi ülkemizde değil, bütün dünyada küresel ölçekte birleştirmek ve enternasyonalist mücadeleyi güçlü bir seviyeye taşımak zorundayız.

Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok değerlidir 

Bu karanlık tabloda İran-ABD arasındaki anlaşma görüşmelerini biz DEM parti olarak elbette memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok kıymetli, çok değerli. Silahların sustuğu her an insanlığın kazancıdır. Temennimiz şu ki bu anlaşma tamamına ersin ve sadece kâğıt üzerinde kalmasın. İran-ABD anlaşması görüşülürken İsrail, Lübnan'ı bombalamaya devam ediyor. Doğu'nun incisi, dünyanın en güzel kentlerinden biridir Beyrut. Ama o güzelim Beyrut'a şimdi bombalar yağıyor. İsrail saldırıları 2 Mart'tan bu yana Lübnan'da çok yoğun bir biçimde devam ediyor. 2 Mart'tan bu yana 4 bin insan, 4 bin Lübnanlı katledildi. Zaten nüfusu az olan bir ülke ve 1 milyona yakın insan Lübnan'dan göç ettirildi. Çatışmalar günlük olarak devam ediyor ve kesinlikle bu son bulmalı. Bu anlaşmayla beraber Lübnan üzerindeki saldırılar da bitirilmeli. Ortadoğu'nun en önemli konularından ve gündemlerinden biri, Ortadoğu'nun kanayan yarası Filistin sorunu bu hengamede neredeyse görünmez kılınmak isteniyor. Oysa İsrail'in Filistin işgali hala devam ediyor ve hala Filistinli çocuklar katlediliyor. Yine bu görüşmeler devam ederken Filistin işgaline son verilmesi de gündeme gelmeli. Ortadoğu'da silahlar susmalı ve barış konuşmalı. Bölge halkları olarak bizler savaşlardan bıktık, yorulduk. Çok öldük, çok kanımız aktı, çok göç ettik, çok işkence yaşadık. Evlerimiz başımıza yıkıldı. Artık yeter! Bütün bölge halkları olarak barışa her şeyden daha çok ihtiyacımız var ve mutlaka bölgenin barışı tesis edilmeli. Buradan İran devletine de seslenmek istiyorum: Yaşadığınız musibetlerin muhasebesini yaparak geleceğe ilişkin bir yapılanmanın içine gireceğinizi düşünüyoruz. İran'a müdahalenin başta İran halkları olmak üzere bütün bölge halklarına olumsuz etkilerinin farkındayız. Çözüm savaşta değil barışta. Bu anlamda iç barışınızı sağlamanız çok önemli, çok kıymetli. Kürtlerin, Azerilerin, Farsların, Beluçların eşit yurttaşlık hakkının sağlanması hele de bu dönemde hayati bir öneme sahip. Kadınların özgürlüklerinin önü açılmalı. Saçı açık diye şarkı söyleyen bir sanatçıya kırbaç cezası verilmemeli. Hiç kimse idam edilmemeli. Biliyorsunuz İran'da savaş başlamadan önce esnafların, işçilerin, emekçilerin öncülüğünde yürüyüşler başlamıştı. Halkın demokratik zemindeki isyanı söz konusuydu. Halk açız dedi, ekmeğe muhtacız dedi İran'da ve adalet istiyoruz dedi. Bunun için binlerce insan katledildi. Bu insanlar bu demokratik ve insani talepleri için katledilmemeli, şiddet görmemeli. Bu insanlar sizin yurttaşlarınız. Böylesi yeni bir başlangıçta ilerlerken bütün bunları görmenizi umuyor ve temenni ediyoruz.

İran’daki Kürt örgütleri halkların çıkarını esas alan bir tutum ortaya koydu

Bir çift sözümüz de çözümü dışarıda değil içeride arayan İran'daki Kürt halkıyla ilgili olacak. Savaş döneminde Kürt halkının ortaya koyduğu bu tarihi öneme sahip tutuma, denk düşen bir karşılık verilmeli. Savaş başladığı andan bu yana Kürtleri tehlikeli bir mecraya çekmek istediler. Savaşta vekil güç yapmak istediler. Ama İran'daki Kürt örgütleri kimsenin koçbaşı olmadıklarını söylemleriyle de pratikleriyle de gösterdi. Yalnızca halkların çıkarlarını esas alan net bir tutum ortaya koydular. Bu çok değerli bir şey. Kürtlerin tutumu bu anlamıyla nettir. Irak'ta muhatap Bağdat, Türkiye'de Ankara, Suriye'de Şam, İran'da Tahran'dır. Bu tavrın ve tutumun değeri dört ülke tarafından da bilinmeli ve buna göre bir pratik adım atmalıdır. Kürt sorununa yaklaşımla ilgili bahsini ettiğimiz dört ülke tam da Kürt halkının bu önemli, tarihsel ve bölge halklarının barışını merkezine alan tutumunu görmeli. İran rejimi de buna karşılık vermeli; Kürtlere yönelik idam ve inkâr politikalarından vazgeçmeli, demokratik bir yöne doğru adım atmalıdır. İran’ın ortak geleceğinin yolu, toplumsal barıştan ve kadınların özgürlüğünü esas alan demokratik bir yönetimden geçer.

Emeğiyle geçinen milyonlar için hayat her gün daha fazla zorlaşıyor 

Değerli Türkiye yurttaşları, jeopolitik krizlerin kökeninde ekonomi politik çıkar çatışmaları yatar, doğrudur. Türkiye bu karmaşaya tarihinin en kırılgan dönemlerinden birinde yakalandı. Mutfaktaki yangın büyüyor. Emeğiyle geçinen milyonlar için hayat her gün daha fazla zorlaşıyor. İşsizlik, yoksulluk, geçinememe, barınamama... Sokakta mikrofon uzatılan emekli, “Evime haftalardır et girmiyor” diyor. Ama iktidar bunu duymuyor, görmüyor. Sorumlusu değilmiş gibi de davranıyor. Bu konuda çok maharetliler, çok yetenekliler. Bu yoksulluğun, bu işsizliğin en temel nedeni elbette ki kapitalizmin ve sermayenin krizi ama bir o kadar da AKP iktidarının uyguladığı politikalardır. Enflasyon kalıcı hale geldi Türkiye'de. Alım gücü eriyip gitti. Gelir dağılımı gittikçe bozuluyor. Bununla ilgili sadece bakın iki örnek vereceğim. Birisi emeklilerden. On yıllarca çalışmış emekli geçinemiyor. Bunu bilmeyen yok. Bugün bu salonda da çok sayıda emekli abimiz, ablamız, kardeşimiz var. Geçinemiyorsunuz, bunun hepimiz farkındayız. Hepimiz biliyoruz. İŞ-KUR’a başvuran 60 yaş üzerindeki emeklilerin oranı %20 artmış. Bu, resmi rakamlara göre. Ama taksicilik yapan, emlakçıda çalışan, dükkanda çalışan, 70 küsur yaşında inşaat işçiliği yapan emekliler de var. İşte emeklilerin tablosu bu Türkiye'de.

Türkiye genç bir kuşağın yitirilişini sessizce izliyor 

Bir diğeri de ev gençleri. Eve kapatılan bir kuşak. Bu tablo o kadar vahim ki Türkiye'nin, Türkiye'yi yönetenlerin yemeyip içmeyip üzerinde düşünmeleri gereken bir konu. Ama umursayan kim? 6 buçuk milyon genç ne eğitimde ne istihdamda; eve kapatılmış, üretimden koparılmış, hayatın dışına itilmiş durumda. Türkiye genç bir kuşağın yitirilişini izliyor. Evet, Türkiye genç bir kuşağın yitirilişini sessizce izliyor. 6 buçuk milyon gençten bahsediyorum. Bu gençlerin sabah uyandıklarında gidecekleri okulları yok, işleri yok. Ama o gençlerin çok büyük hayalleri var. Bunu hepimiz biliyoruz. Enerjileri var, gelecekten beklentileri var. Bu ülke onlara hiçbirini sunmuyor ve birçoğu yurt dışı hayali kuruyor. En yetenekli gençler, en iyi üniversiteleri bitirmiş olan gençler Avrupa'nın yolunu tutmak durumunda kalıyor. Bunun önünü açan, buna salık veren de bu iktidarın kendisidir, politikalarıdır. Cumhurbaşkanı ve kimi bakanlar sıklıkla diyor ki nüfus yaşlanıyor, evlenin, çocuk yapın. Bunu diyorlar. 6 buçuk milyon genç işsizken, doğmamış çocuğa iş mi aş mı vadediyorsunuz? Sen neyin kafasını yaşıyorsun ey iktidar? Neyin kafası bu? Bakın herkes devlet aklından söz eder. Ben devlet mevlet aklı bilmiyorum ama şundan eminim ki akıllı bir devlet 6 buçuk milyon gencin yurt dışına gitmesini engellemek için, onları istihdama katmak için, onları üretime katmak için çaba harcar, politikalar geliştirir.

Öğretmenler demokratik zeminde taleplerini dile getirirken polis tarafından coplanıyor 

Özel okul öğretmenleri, mülakat mağduru öğretmenler günlerdir Meclis’ten birkaç yüz adım ötede eylemde, açlık grevinde. Onları ziyaret ettik, taleplerini dinledik. Talepleri çok net, çok basit, çok insani. Taban maaş uygulaması yapılsın istiyorlar. Özlük haklarının kamuda çalışan öğretmenlerle eşitlenmesini, liyakatsizliğin önünü açan torpilli mülakatların son bulmasını istiyorlar. Atanmak istiyorlar, çalışmak istiyorlar. Bundan daha doğal bir talep olabilir mi? Ama bu taleplerinin karşısında öğretmenler ne ile karşılaşıyor? Öncelikle muhatap alınmıyorlar. Bugün bir görüşme vardı, umarız ki gerçekleşmiştir. Demokratik zeminde taleplerini dile getirirken polis tarafından coplanıyor, gözaltına alınıyorlar. Hepimiz şunu da çok iyi biliyoruz ki eğitim fakültelerinden mezun, başka fakültelerden mezun birçok genç, iş bulamadığı için polis olmuş. Şimdi o polisler o öğretmenleri copluyor. Polislerin aldığı maaşa bakın. Polisler çocuklarını geçindirebiliyor mu? Maaşları onlara yetiyor mu? Hayır. Ama bu iktidar, geçinemeyen polise, insani maaş talep ettikleri için kamu emekçilerini dövdürtüyor, gaz sıktırıyor. Adaletsizliğin, insanlık dışılığın geldiği boyut bu. Buradan soruyorum: Meclis’ten birkaç yüz metre ötedeki açlık grevinde bulunan öğretmenlere çözüm üretmeyen bir meclis, bir siyaset, bir iktidar olur mu? Bunlara çözüm üretemeyenler, Rize'deki köylüye, Hakkari'de yaylasında yaşayanlara, Kocaeli'de merdiven altı atölyelerde cefa içinde çalışanlara nasıl derman olacak?

Meclis’te sahtecilik yapanlar bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek?

Genel kurulda geçen hafta yaşanan bir olay. Uluslararası bir anlaşma görüşülüyor ve AKP milletvekillerinden oluşan bir grup, yani 76 milletvekili sahte oy kullanıyor. Bir milletvekili olarak bunu söylerken ben büyük bir utanç duyuyorum gerçekten. Bu sahteciliği yapanlar bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek? Bunu çok merak ediyoruz. Batman'da yaşlılara yapılan insanlık dışı muameleyi böyle bir anlayış nasıl önleyebilir? Nasıl önleyecek? Bunu çok merak ediyorum. Değerli yurttaşlarımız, DEM Parti olarak emeği merkezine alan eşitlikçi ve demokratik bir ekonomik anlayışı savunuyoruz. Kamusal hizmetler parasız, anadilinde ve erişilebilir olmalıdır. Temel hizmetleri kamusal ve parasız yapmak hem enflasyonist baskıyı önemli oranda azaltır hem de milyonlarca insana az da olsa bir nefes aldırır. Kreşleri ücretsiz yapmak mesela. Mesela sadece belli bir yaş üstü değil, bütün emeklilere ve gençlere ulaşımı parasız sağlamak. Mesela okullardaki öğrencilere bir öğün yemeği devletin karşılaması, kamunun karşılaması. Yani aileler için bunu ücretsiz hale getirmek. Bunlar çok şey değil. Ama bunlar aileleri az da olsa rahatlatabilecek, yurttaşlarımızı az da olsa rahatlatabilecek somut adımlar. Bunun için kaynak yok diyorlar. Külliyen yalan, külliyen yalan!

Temmuzda emekli maaşı ve asgari ücret 60 bin TL’ye yükseltilmeli 

Türkiye öyle kaynaksız bir ülke falan değil. Sağlıklı bir kaynak üretimi, adil bir ekonomik dağılım ve paylaşımla pekala bunun altından rahatlıkla kalkılabilir. Gençler için eğitim ve istihdam güvencesi, ulaşım, barınma, temel gıdaya erişim sağlanamaz mı? Sağlanabilir. Emekliler bu anlamıyla atılacak adımlarla onurlu bir yaşam süremez mi? Sürebilir. Burada sizlerin huzurunda soruyorum: Kamu niye var? Devlet neden var? Yurttaşı aç, işsiz bırakmak için mi var? Hayır, tam tersine yurttaşın karnını doyurmak için devlet var. Barınma sorununu çözmek için kamu olmalı. Ama ne yazık ki iktidar şu anda Beşli Çetesini ve yandaşlarını beslemekle meşgul olduğu için öğretmenlerimizle, işçiyle, emekçiyle, emekliyle, gençlerle ilgilenmeyi tercih etmiyor. Yine çok sıklıkla ifade ettik, burada tekrar etmek istiyorum. Temel yurttaşlık geliri acilen hayata geçirilmeli. Biliyorsunuz geçmiş dönemlerde temmuz ayında asgari ücrete zam yapılırdı. Bir süredir bunu kaldırmış durumdalar. Temmuzda emekli maaşlarına ve asgari ücrete mutlaka ama mutlaka zam yapılmalı, emekli maaşı ve asgari ücret 60 bin TL’ye yükseltilmeli.

Ankara'da açlık grevinde bulunan ve şimdi direnişlerini devam ettiren değerli öğretmen arkadaşlarımız bugün aramızdalar. Ben bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Mücadeleniz zafere ulaşana dek DEM Parti olarak yanınızdayız, ortak mücadeledeyiz. 

Sınava girmek dahi bu ülkede artık sınıfsal, YKS harcı olmuş 2100 TL 

Ve değerli Türkiye halkları, sevgili gençler, YKS'yi anmadan geçemeyeceğim. Geçtiğimiz hafta sonu zor bir maratonu tamamlayan genç arkadaşlarımız oldu. Ben kendilerinin emeklerine sağlık diyorum. Geçmiş olsun diyorum. Zor bir maratondur hakikaten. Şunu da söylemem gerekiyor. Sınava girmek dahi bu ülkede artık sınıfsal. Bakın bir asgari ücretlinin yevmiyesi 935 TL'ye düşer, üç oturumluk YKS harcı 2100 TL. Yapay gündemlerin, hayali düşmanların ve hamasi söylemlerin Türkiye'ye getirdiği budur işte. Büyük sefalet, hem de çok büyük bir sefalet. Sevgili gençler, sınavın nasıl geçtiğinden öte hayatın testlerine karşı nasıl durduğunuz geleceğinizi belirleyecek. Bir sınav geçti ama önünüzde kazanılacak kocaman bir hayat var. En güzel hayatı yaşamayı hak ediyorsunuz. Bu hayatı beraber mücadele ederek kazanacağız. Umudunuzu yitirmeyin sevgili gençler. Siz o kadar önemlisiniz ki her birinizin tek tek hayatı, her birinizin tek tek hissi, her birinizin duygusu, her birinizin varlığı bizim için, Türkiye toplumu için, dünya için o kadar önemli ki lütfen umudunuzu yitirmeyin. Mücadele etmekten asla vazgeçmeyin. Sizler bu hayattan alacaklısınız ve alacaklarınızın hepsini almanız için biz DEM Parti olarak Türkiye'deki bütün gençlerle bir arada olmaya, irade koymaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. İyi ki varsınız. Var olmaya devam edin. Mücadele ede ede var olmaya devam edin.

Meclis irade göstermiyor, çatışmanın sürmesini mi istiyorlar? 

Türkiye gerçekten çok derin bir ekonomik krizden geçiyor. Dünya ve bölgesel gelişmeler de aşırı çalkantılı ve bu çalkantının tam ortasında Türkiye. Bir an gözünüzde Türkiye haritasını canlandırın. Karadeniz'den Kafkaslara, güney sınırından Akdeniz'in içlerine kadar uzanan bir coğrafya. Her tarafta ya bir yangın ya fitili ateşlenmek üzere bir gerilim var. Türkiye küresel çalkantıların ve enerji koridoru gerilimlerinin tam ortasında. Bu jeopolitik gelişmeler Türkiye halkları için hem büyük bir fırsat hem de çok ağır riskler barındırıyor. Bu denklemde doğru yanıt bellidir, çok nettir. Türkiye halklarını tehditlere karşı korumanın yolu toplumsal barışı, ekonomik adaleti, demokrasiyi ve hukuku inşa etmektir. DEM Parti olarak buna inanıyoruz, bunu savunuyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. Dünya bir savaşın arifesindeyken, bölge büyük bir fırtınadan geçerken barış ve demokrasi iddiası küçümsenemez. Büyük bir iddiadır, önemli bir iddiadır, güçlenmesi gereken bir iddiadır. Böylesi bir atmosferde Türkiye bölgesel savaşların bir uzantısı değil, demokratik barışın kurucu gücü olmalıdır. Bölgede bu çizginin öncüsü olması gerekir. Geçtiğimiz günlerde Kürt toplumunun farklı kesimleriyle bir araya geldik ve bir Kürt yurttaşımız şunları ifade etti. Çok sade ve çok çarpıcı bir şekilde anlattı. “PKK silahları yaktı, ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor ama iktidar iyi niyet dilekleriyle vakit geçiriyor. Meclis irade göstermiyor. Çatışmanın sürmesini mi istiyorlar? PKK'lilerin gelip yaşama katılması bu ülkeye ne kaybettirecek? Nedir onları yasal adım atmaktan alıkoyan?” dedi. Evet, buyurun. Bu sorular DEM Parti’nin soruları değil; bu sorular Kürt yurttaşımızın, Türkiyeli yurttaşımızın soruları. Buyursun, Meclis bu sorulara yanıt versin. Şu artık bir gerçek ki şimdiden sonra iyi niyet beyanlarıyla bu süreç götürülemez. Bu nedenle çerçeve yasanın acilen zaman kaybetmeksizin çıkması lazım.

Barış keyfiyete değil hukuk düzenine emanet edilmelidir 

AKP Sözcüsü, “Bugün itibarıyla yeni bir aşamadayız, yasal çerçeve aşamasına gelindi” dedi. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş hafta sonu yaptığı açıklamada, çerçeve yasayı en kısa sürede Meclis gündemine taşıyacaklarını belirtti. Bu sözü önemsiyoruz. Beklentimiz açık ve nettir. Bu süre zaten temmuz ayını geçmemelidir. Çerçeve yasa bu yasama dönemi kapanmadan Meclis’e gelmeli. "Yetiştiremedik, ne yapalım, gelecek döneme kalsa bir şey olmaz" gibi yaklaşımlar kabul edilecek yaklaşımlar değildir. Ümit ediyoruz ki daha sonra bize böyle yaklaşımlarla gelinmez. Kürt’ün, Türk’ün, Alevi’nin, Çerkes’in, Laz'ın, hiçbir yurttaşımızın barış umudunu kırmaya kimsenin hakkı yok. Bu toplum umutlanmıştır barış olacak diye. Zamana yayarak bu umutları hiç kimse sönümlendirmeye kalkmasın, kalkmamalı. Silahların sustuğu yerde çerçeve yasa, kolektif hakların, eşit yurttaşlığın, farklılık içinde birliğin ve yerel demokrasinin zeminini açacaktır. Barış keyfiyete değil hukuk düzenine emanet edilmelidir. Çatışma ve şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine geçiş için bir adım olacaktır bu çerçeve yasa. 21. yüzyılda Ortadoğu'da başta Kürt sorunu olmak üzere atılmış önemli adımlardan biri olacaktır bu çerçeve yasanın çıkması. Barışın güvencesi sadece silahların susması değil, hukukun konuşmasıdır. Kalıcı çözümün teminatı temenniler değil demokratik güvencedir. Türkiye'nin ihtiyacı artık geçmişin korkularını yönetmek değil, ortak bir geleceği kurmaktır. 27 Şubat’tan şimdiye kadar uzunca bir zaman geçti. DEM Parti olarak, söz kuran her arkadaşımız, yoldaşımız, yöneticimiz, milletvekilimiz, eş başkanlar olarak bizler, sözcülerimiz ve grup başkanvekillerimizle her fırsatta barış dedik. Her fırsatta bu sürecin Türkiye ve bölge için ne kadar önemli olduğunu vurguladık. Barış için çalıştık, barış için emek verdik. Barışla ilgili yaşanan kimi belirsizliklere, zamana yayma ve “oyalama” diyebileceğimiz konulara karşı biz her daim ilerletici konuşmalar, ilerletici tavırlar sergiledik. Bununla da yetinmedik. Çünkü biz barışın bize altın bir tepsiyle sunulmayacağını biliyoruz. Biz mücadeleden gelen, mücadele tarihi güçlü olan bir siyasi parti olarak barışın toplumsallaşmadan inşa edilemeyeceğini biliyoruz. Barışı toplumsallaştırmanın yolunun da örgütlenmekten ve ortak mücadeleden geçtiğini biliyoruz. Barışın sadece Kürtler tarafından değil, bu ülkenin iyiliğini isteyen bütün Türkiye yurttaşları tarafından ifade edilmesi, dillendirilmesi, güçlendirilmesi gerektiğinin farkındayız ve bunun çalışmalarını yürüttük. Bu çalışmaları bu şekilde yürütmeye de devam edeceğiz. Biliyoruz ki müzakereleri güçlendiren şey mücadeleyi güçlü kılmaktır. Bunun için alanlarda, meydanlarda olduk, olmaya da devam edeceğiz.

27-28 Haziran'da Amed, İstanbul, Van ve Mersin'de özgürlük mitinglerinde buluşacağız

27-28 Haziran'da Amed, İstanbul, Van ve Mersin'de özgürlük mitinglerinde buluşacağız. 86 milyon yurttaşımızla birlikte demokratik bir cumhuriyette yaşamanın yolunu açmak için bu mitinglerimizle bütün Türkiye’ye ve dünyaya mesajlarımızı en güçlü şekilde vereceğiz. Özellikle bu sürecin devam etmesi ve ilerletilmesi için bu sürecin baş aktörü ve başmüzakerecisi olan Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür çalışır ve özgür yaşar koşullarının oluşmasının mesajlarını bu mitinglerimizde en güçlü şekilde hep beraber vereceğiz. Bütün Türkiye yurttaşlarının özgürlüğünün, mum ışığıyla aradığımız adalet ve demokrasinin güçlü mesajını hep birlikte vereceğiz bu mitinglerde. Ve yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Kararlıca, bilinçli ve örgütlü bir şekilde bu yolu örmeye devam edeceğiz. Bu salonda baskıya maruz kalmış çok yurttaşımız var. Ekranları başında bizleri izleyen, cezaevinde olan ve olmayan ama Türkiye'deki bu baskılarla yüz yüze gelmiş çok yurttaşımız var. Baskılar gelip geçer, tehditler gelip geçer, yasaklar gelip geçer. Ama halkların özgür iradesi kalır ve özgür irade sözünü söylemeye devam eder. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi, “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan”. Dönen döner, biz dönmeyeceğiz yolumuzdan. Yolumuz barışın yolu, yolumuz adaletin yolu, yolumuz demokrasinin yolu, yolumuz özgürlüklerin yolu. Yolumuz açık olsun.

23 Haziran 2026