Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Dersim'de 24. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında düzenlenen programa katıldı. Burada konuşma yapan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Dersim halkı asimilasyon politikalarına karşı her alanda mücadele ediyor
Munzur Kültür ve Doğa Festivali büyük bir emekle, büyük bir bilinçle, büyük bir duyguyla gerçekleşiyor. Dersim halkı asimilasyon politikalarına karşı inancını, kültürel değerlerini ve kendini korumak için her alanda, her yerde mücadele ediyor. Bu festivalde emeği geçen bütün arkadaşlarımıza hepiniz adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Sözlerime başlarken Dersim’de katledilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını; Koçgiri’de, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de, Suriye’de, İştibrak’ta, Hama’da, Humus’ta, Lazkiye’de katledilen bütün Alevi canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Dersim’de katliamlarla yapamadıklarını özel harp politikalarıyla hayata geçirmeye çalışıyorlar
Dersim acıların kenti. Dersim’de her kayaya, akan her damla suya acı bulaştırdılar. 1937-38 Katliamı ve bitmek bilmeyen asimilasyon politikaları. Katliamlarla Alevi inancından vazgeçiremediler Alevileri. Cemevlerine cümbüş evi dedirtemediler. Biz demedik, cemevi demeye devam ettik. Çünkü inanç merkezlerimizi sonuna kadar savunduk. Şimdi ne yazık ki özel harp politikalarıyla, asimilasyonla kültürel ve inanç değerlerimizi çürütmeye çalışıyorlar. Altını özellikle çizmek istiyorum. Katliamlarla, şiddetle, gözaltı ve tutuklamalarla yapamadıklarını şimdi özel harp politikalarıyla hayata geçirmeye çalışıyorlar. Uyuşturucu, çeteleşme vb. örgütlenmelerle, özellikle genç kadınlara yönelik izlenen politikalarla en başta Alevi canlar olmak üzere toplum çürütülmeye çalışılıyor. Ne yazık ki Dersim adeta bu siyaset ve politika için bir laboratuvar olarak görüldü. Resmi ideoloji, devlet adeta bu laboratuvarda derinlemesine bir çalışma yürütüyor.
Gülistan Doku soruşturması Süleyman Soylu’ya kadar uzanmalıdır
Sevgili Gülistan Doku'nun başına gelenler sıradan olarak değerlendirilmemeli. Dersim'de üniversitede öğrencilik yapmaya gelen Rojwelat Kızmaz ve ismini sayamadığım genç kadınlara yönelik bu çeteleşme faaliyetleriyle burada bir laboratuvarda işletircesine adeta toplumu çürütmeyi hedeflediler. Gülistan Doku ile ilgili dönemin valisi, emniyet müdürü, polisi ve doktoru birçok kesime kadar uzandı soruşturma değil mi? Tıpkı bir Susurluk ile karşı karşıyayız. Bu soruşturma dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya kadar uzanmalıdır. Başta bu stadyumda bulunan sevgili kadınlar olmak üzere hepimiz sesimizi “Gülistan Dokular nerede?” diye yükseltmek için hep beraber alkış ve zılgıtlarımızla Ankara'ya seslenelim.
Aleviler inançlarından vazgeçmeyecek
Bu sene 4 Mayıs'ta Tertele için Dersim'deydim. Çok ama çok acı bir gelişmeye tanıklık ettik Dersim'de. Tertele’nin yıldönümü; Kürtlerin, Alevilerin acısının yıldönümü. Biz anmamızı gerçekleştirirken ne ile karşılaştık bu sene? Dersim'de Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı burada bir organizasyon gerçekleştirdi. Üzülerek söyleyeceğim ama sözde dedelerle. Devlet ve bakanlık dede de demiyor, görevli diyor onlara. Bu 130 kişiyi burada Tertele günü toplantıya çağırmışlar. Adeta Aleviliği pazarlamaya kalktılar orada. Bunu asla kabul etmiyoruz. Aleviler devletin Alevisi olmayacak. Aleviler inançlarından vazgeçmeyecek. Aleviler asimile edilmeyecek. Alevileri parayla satın alamazsınız, alamazsınız, alamazsınız.
Doğamıza ve inancımıza göz dikenlere karşı ortak mücadeleyi büyüteceğiz
Değerli canlar, bu politikalar aynı zamanda ekolojik yıkımla birlikte devam ediyor. Bakın, Munzur'da birçok maden ruhsatı verildi. Kayalar, dağlar delik deşik ediliyor. Oysa biz biliriz ki kayalar, dağlar, ağaçlar, su Dersim halkının en önemli inanç yerleridir. Bunlara göz diken sermayeye adeta peşkeş çekiyorlar. Evet, bu iktidar bütün Türkiye'de bunu yapıyor ama Dersim'de özel olarak ekolojik yıkımla yapıyor. İnançlara buradan da saldırıyorlar. Kültürel değerlere buradan da saldırıyorlar. İnanın ki bu festivalin ortaya koyduğu irade, Alevi canlar ibadethanelerine sahip çıkıyor demek. Doğamıza, taşımıza, Halvori’ye, Munzur'a, Pülümür'e hepsine sahip çıkacak mıyız? Ağacımıza göz dikenlere karşı hep beraber ortak mücadeleyi büyütecek miyiz değerli canlar? Dersim çok önemli bir tarihe sahip. Siz Dersimlilere bu tarihi aktaracak değilim elbette. Sizler bunun yaşayanlarısınız. Sizler bu tarihin çocuklarısınız. Şunun altını çizmeliyim ki geçmiş dönemlerde köy yakmalarla, tankla, topla, tüfekle, zorla göç ettirmeyle, gözaltı ve tutuklamalarla yapamadıklarını şimdi özel harp politikalarıyla yapmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla özel harp politikalarına karşı bütün toplumsal ve siyasal dinamikler olarak bizler çok daha güçlü bir örgütlenmenin içinde olmalıyız.
Ekmek kavgası barış mücadelesiyle birleştikçe başarılı bir sürece gideriz
Burada devam eden süreçten de kısaca bahsetmek isterim. Sayın Abdullah Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tam da şimdi bahsettiğimiz bu politikalara karşı güçlü bir toplumsal örgütlenmenin çağrısıdır. Güçlü bir demokratik mücadelenin öngörüsünün çağrısıdır. Kürt halkı kendi kimliği, kültürü ve değerleri için mücadele ediyor. Alevi canlar kendi kültürel değerleri ve inançları için mücadele ediyor. Ama biliyoruz ki mücadele alanlarını birleştiremezsek bu kadar güçlü politikalara ve baskılara karşı tek başımıza direnme olanağımız zayıftır. Bugün 86 milyonluk Türkiye'de 50 milyon insan açlık ve yoksullukla boğuşmaktadır. Bu ülkede ekmek kavgası barış mücadelesiyle birleştikçe, bu ülkede kadınların mücadelesi barış mücadelesiyle bütünleştikçe, bu ülkede ekoloji hareketi barış mücadelesiyle bütünleştikçe bizler daha başarılı bir sürece doğru gideriz.
İmralı’da oluşan mutabakat özel yasaya yansımalıdır
Bugün gün boyu Dersim'de dolaştık, her gören de sordu. Yasa çıkacak mı? Süreç nereye evriliyor? Değerli canlar, bu yasanın çıkmasını tabii ki hepimiz canıgönülden istiyor ve bekliyoruz. Bu yasanın çıkmasıyla ilgili sürecin uzadığının da farkındayız. Bizler bu yasadan çok net şunu beklemekteyiz. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için bir temel oluşturması ve bir geçiş dönemi sağlaması, yani bir kök yasa şeklinde çıkması. Birçok Dersimlinin, sürgündeki siyasetçilerin kendi kentlerine, kendi ülkelerine, kendi topraklarına dönüp demokratik siyasete katılımlarının önünün açılmasını bekliyoruz. İmralı'da oluşan mutabakatın yasaya yansımasını da beklemekteyiz. Aksi durumda bu yasa hukuka hizmet etmez, beklentiyi karşılamaz, geçiş döneminde oynaması gereken rolü oynayamaz ve kâğıt üstünde kalır.
Barışı hepimiz sahiplendikçe barış gerçekten barış olur
Bu yasayı demokratik adımların atılması konusunda bir aşama olarak değerlendiriyoruz. Ama şunu da biliyoruz ki Kürt sorunu yüz yılı aşkın süren bir sorundur, Alevi sorunu bu coğrafyanın yüzyıllardır devam eden sorunudur. Bunun bir yasayla, bir hamleyle çözülmeyeceğinin elbette farkındayız. Ancak bu süreçle ilgili her şeyi devletten bekleyen bir tutum içinde hiçbir zaman olmadık, olmayacağız. Barışı toplumsallaştırdıkça barış gerçekten barış olur. Barışı hepimiz sahiplendikçe barış gerçekten barış olur. Kürt, Türk, Arap, Çerkes, Alevi, Sünni, Hıristiyan, burada sayamadığım bütün farklı halklar ve inançlar olarak bizler barışı sahiplendikçe, barış için mücadele ettikçe barış bu topraklarda zuhur eder, inşa olur. Yine barışın önemli adımlarından biri kayyımın lağvedilmesidir. Kayyım mutlaka lağvedilmelidir. Dersim'deyiz şu anda, belediyesine kayyım atanmış bir kentteyiz. Birsen ve Cevdet yoldaşlarımız acilen görevlerine iade edilmeli. Aynı şekilde Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül mutlaka görevine iade edilmeli. Bu dönemde barış için atılacak önemli adımlardan biri de budur. Bu da böyle bilinmelidir.
Cumhuriyet demokratikleşmelidir; Alevi'siyle, Kürt'üyle barışmalıdır
Sözlerimin sonuna gelirken aslında hepimizin bildiği şeyin altını bir kez daha çizmek isterim. Cumhuriyet demokratikleşmelidir. Cumhuriyet Alevisi'yle, Kürt'üyle barışmalıdır. Cumhuriyet, bütün farklı halklardan ve inançlardan insanları eşit yurttaş olarak görmelidir. Bunun için silahların susması yetmez; barış inşa edilmeli, iktisadi adalet ve eşitlik sağlanmalıdır. Bunun için hep beraber mücadele etmeliyiz. Dersim'in üzerinde uygulanan bu özel politikalara karşı, bu kadar köklü bir tarihe sahip olan Dersim'le birlikte daha güçlü bir mücadele yürütmeliyiz. Kaypakkayaların, Denizlerin, Mahirlerin, Kıvılcımlıların, Mazlumların, Sakinelerin yoldaşlarıyla dolu bu topraklar. Bu topraklar sola, sosyalistlere, demokratlara, yurtseverlere canıgönülden ev sahipliği yapmış topraklardır. Bu topraklarda farklılıklarımızla bir arada ortak mücadele yürütme konusundaki kararlılığımızı sonuna kadar korumalıyız. İşte biz o zaman başarılı oluruz. O zaman başta Dersim olmak üzere bütün coğrafyamızın çürütülmesine, toplumun çürütülmesine karşı koyabiliriz. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
1 Ağustos 2026
