Hatimoğulları: Biz barışı tesis ederken silaha bütçe ayırmanızı kabul etmiyoruz, bu bütçe işe aşa ayrılsın

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları’nın katılımıyla “EKMEK BARIŞ VE ADALET İÇİN BÜTÇE” kampanyamızın İstanbul ayağının startını Sancaktepe’de verdik. Hatimoğulları burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

İstanbul’da ancak iki aile birleşip bir ev tutabiliyor

Türkiye genelinde bugün startını verdiğimiz kampanyamız ülkenin dört bir yanında haftalarca devam edecek. EKMEK BARIŞ VE ADALET İÇİN BÜTÇE. Bugün Sancaktepe’den startımızı verdik heyetimizle birlikte. Aynı anda Siirt’te de Tuncer başkanımız startı verdi. Çünkü biz şuna inanıyoruz. Türkiye’de Kürt illeriyle, batısıyla, dört bir taraftan coğrafyasıyla işçi ve emekçi kardeşlerimizin sorunları ortak. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların hepsinin ortak olan sorunları var. Bir kere gerçekten ekmeğe muhtaç olunan bir sistemde yaşıyoruz. Eskiden orta gelirliden bahsedilirdi. Eskiden çocuklarının ataması gerçekleşince insanlar mutlu olurdu, hayatı garanti sayardı. Ama Türkiye’de kamu emekçileri, memurlar da artık geçinemiyor. Hele İstanbul gibi büyük bir kentte artık aileler ikişer ikişer ev tutmak zorunda. Çünkü ev kirasını ödeyemiyor aileler. İki aile birleşiyor, bir ev tutuyor. Bu düzeye geldi. İnsanlar evine sıcak ekmek götüremiyor. Bayat ekmek kuyrukları Türkiye'de hiç görülmediği kadar çok.

Birileri fon vurgunuyla milyoner olurken yoksulluk milyonları sarıyor

Geçen hal esnafıyla buluştuk ve esnaf bize şunu anlattı. Kadınlar günün sonunu bekliyor ve artık ezilmiş, satılmayacak olan sebze meyveyi çantasına doldurup evine götürüyor ki çocuklarına yemek yapabilsinler. Yine görüştüğümüz birçok aile, anneler en çok bunun ceremesini çekiyor. Kadınlar en çok bunun ceremesini çekiyor. Ne yapıyor? Çocuğunun beslenme çantasına bir tane süt, bir tane su koyamıyor. İşte bu kadar adaletsizlik var bu ülkede. Türkiye'de 50 milyona yakın insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Eskiden, bıçak kemiğe dayandı, derdik. Vallahi şimdi bıçak kemiği deldi geçti, bıçak şu an ilikte. "Ne yapalım, kaderimiz bu, çekeceğiz" diyemeyiz. Yoksulluk bizim kaderimiz değil, açlık bizim kaderimiz değil. Bu ülkenin kaynakları, bu topraklardaki bir Allah'ın kulunun bile aç kalmasına izin vermeyecek kadar yeterli. Ama ne yazık ki adil bir bölüşüm olmadığı için birileri milyoner olurken yoksulluk milyonları sarıyor. Bakın, Türkiye tarihinde görülmemiş bir fon vurgunu gerçekleşti. Bu bir hırsızlık, bu bir çete faaliyeti. Bu örgütlü işlenmiş bir suç. Hem Meclis’te hem Meclis dışında bu fon vurgununa ve hırsızlığına karşı en büyük tepkiyi koyan parti DEM Parti oldu. Biz halkımızın hakkını, ekmeğini, alın terini sonuna kadar savunacağız. Bu fon vurgununda iktidarın içindekiler var, yandaşlar var, siyasetçiler var, yargı var. Herkes bunun önünü açmış durumda. Adeta bir suç örgütü gibi bu fonları topladılar, çaldılar, çırptılar ve parayı dışarı çıkardılar.

Dünyada yurttaşı çalışıp aç kalan nadir ülkelerden biriyiz

Gelelim Türkiye'deki duruma. Türkiye açlıktan ve yoksulluktan kırılıyor. Bakın, biz biraz önce caddeden yürüyerek buraya geldik, esnafımızı ziyaret ettik. Esnafımızı dinledik, pazara giden annelerimizi dinledik. Sancaktepe'de pazara giden bir anne az önce bize şunu söyledi: “Vallahi pazara gidiyorum ama eskiden bu pazar arabasını ağzına kadar doldurarak gelirdik, şimdi ise hiçbir şey alamıyoruz. Eskiden kiloyla aldığımız domatesi, patatesi, salatalığı, soğanı şimdi yarımşar kilo almak zorundayız” dedi. İşte Türkiye'nin gerçeği bu. Bir işportacı kız kardeşimizle karşılaştık, çorap satıyor şu caddede. Ağlamaklı bir şekilde, “Ben mecbur kalmasam burada bu çorapları bu şekilde satmak zorunda kalır mıydım?” dedi. Hepimiz çalışmalıyız. Geçinmek için tabii ki herkes çalışacak, herkes emeğini koyacak. Ama bu ülkede emeğin değeri yok. Bu ülkede emeğin kıymeti yok. Dünyada yurttaşı çalışıp aç kalan nadir ülkelerden biriyiz. Hem çalışıyor insanlar hem de aç. Aramızda emekli yurttaşlarımız var. Emekliler kan ağlıyor. Muğla'da zeytin toplayan 66 yaşındaki bir emekli iki gözü iki çeşme, “Emekli olduğum halde geçinemiyorum, zeytin toplamak zorunda kalıyorum. Ama zeytinin de maliyeti masrafını çıkarmadığı için yevmiyelerimizi bile doğru düzgün almıyoruz” diyor. Avrupa'da emekliler emeklilik maaşıyla gidiyor tatil yapıyor. Bizdeki emekli ne yapıyor? Çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor. İşte Türkiye'nin ne yazık ki kara gerçekliği bu.

Savaşa, silaha, tanka, topa ayırdığınız parayı kabul etmiyoruz; barış istiyoruz

Biz “Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe” kampanyamızı TBMM’de bütçenin görüşülmeye başlandığı bir dönemde başlattık. Bizim için ekmek mücadelesi daimi bir mücadele, bir kampanyaya sığdırılamaz. Bütçeyi taslak olarak sundular, artık komisyon aşamasında görüşmeler başlayacak. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını gerçekleştirmesinin üzerinden iki sene geçti. Bu iki senede tank, top, tüfek sustu değil mi? Yani savaş masrafları durdu. Her ne kadar yine Diyarbakır'dan bazı jetleri kaldırsalar da her bir jeti kaldırmanın maliyeti bir ton para olsa da iki senedir bir ateşkes var. Biz diyoruz ki silaha ve mermiye ayırdığınız bütçeyi işçiye, çiftçiye, emekliye, ev emekçisi kadınlara ayırın. Onlarsa yine bu bütçede de askeri masrafı %60 artırmışlar geçen dönemin bütçesine göre. Bunu kabul etmek mümkün değil. Niçin ayırıyorsunuz bu parayı? Bu para senin, benim, esnafın, yurttaşın, çiftçinin, işçinin vergisinden ayrılıyor. Bu parayı, bu vergiyi yurttaş niye ödüyor? Kendisine hizmet olarak dönsün diye ödüyor. Vergiyi niye ödüyoruz? Ekmek olarak dönsün, hizmet olarak dönsün diye ödüyoruz. Ama vergide zaten dev bir adaletsizlik var, çok büyük bir adaletsizlik var. Bu adaletsizliği devam ettiriyorlar. Zenginden az vergi alıyorlar; fakirden, yoksuldan, esnaftan çok vergi alıyorlar. Böyle büyük bir vergi adaletsizliği var. Biz de DEM Parti olarak diyoruz ki artık yeter; savaşa, silaha, tanka, topa ayırdığınız parayı kabul etmiyoruz. Biz barış istiyoruz. 

Biz barışı tesis ederken silaha bütçe ayırmanızı kabul etmiyoruz

Biz barışacağız, biz barışı bu topraklarda tesis edeceğiz. Biz barışı tesis ederken silaha bütçe ayırmanızı kabul etmiyoruz. Biz bütçenin işe, aşa, ekmeğe, sağlığa, eğitime ayrılmasını istiyoruz. İşte bu kampanyamızın en büyük amacı da Türkiye'nin doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle her yerinde 7/24 alanlarda olmak ve halkımıza bunu anlatmaktır. Esnafa, işçiye, çiftçiye, kadınlara, çocuklara. Çünkü küçük yaştaki çocuklar çalışmak zorunda kalıyor. Biz bu seneki bütçe mücadelesini sadece parlamentoda vermeyeceğiz, sadece milletvekillerimiz güçlü konuşmalar yapmayacak. Biz parlamentoda tabii ki en etkin muhalefeti yapacağız. Bugün bu bütçeye şimdiden hayır diyoruz. Çünkü bu bütçe taslağını gördükten sonra hiçbir muhalefet partisi evet demez, dememeli zaten. Karşısında büyük muhalefet etmeli. Biz sonuna kadar parlamentoda buna muhalefet edeceğiz. Vekillerimiz parlamentoda hem komisyon aşamasında hem genel kurulda, DEM Parti Türkiye'yi yöneten parti olduğu zaman bu ülkeyi ve ekonomisini nasıl yönetir anlatacaklar. Nasıl bir tarım politikası, nasıl bir eğitim politikası, nasıl bir üretim politikası, nasıl bir adalet ve nasıl bir gelir dağılımı. Bütün bunları DEM Parti olarak Meclis’te anlatacağız. Bunu savunacağız, bunun mücadelesini vereceğiz ama yetmez. Biz o mücadeleyi sizinle beraber mahalle mahalle, sokak sokak, pazar pazar, fabrika fabrika, atölye atölye vermek istiyoruz. Bu kampanyamızın en büyük amacı bu. Bizler sizleri dinlemek istiyoruz, sorunlarınızı dinlemek istiyoruz. Bu sorunları raporlamak istiyoruz. Sancaktepeli esnaf kardeşimiz, işçi kardeşimiz, inşaatçı kardeşimiz, tezgahtar kardeşimiz bunları talep etti ve bunları söylüyor diyeceğiz parlamentoda ve en önemlisi de daha güçlü örgütleneceğiz.

Mücadele ede ede kazanacağız, örgütlenerek kazanacağız

Ben sözlerimi daha çok uzatmak istemem, çünkü biz bugün gerçekten sizleri dinlemek ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak istiyoruz. O yüzden ben bugün burada bir arada olmamızı sağlayan değerli emekçi kardeşlerimize çok teşekkür ediyorum. Emekli kardeşlerimize, abilerimize, ablalarımıza çok çok teşekkür ediyorum. Bizler mücadele ede ede kazanacağız, örgütlenerek kazanacağız. DEM Parti gerçekten bu ülkeyi yönetmeye aday. Bizler bu ülkeyi yönettiğimizde emin olun ki adil, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir yönetim olacak. Özgürlükçü bir demokratik cumhuriyet olacak. Sosyal bir demokratik cumhuriyet olacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yeter ki umutsuzluğa kapılmayalım. Bir olalım, beraber olalım. Bu mücadeleyi de hep birlikte yürütelim.

24 Ekim 2026