Hatimoğulları: Bu ülkede vurgun yapmak serbest ama vurgunun haberini yapmak suç

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Mersin’den gelen Barış Annelerimiz ve bugüne kadar Çukurova’da hep birlikte mücadele yürüttüğümüz yol arkadaşlarım hoş geldiniz. Koma Amed’in aramızda olması çok anlamlı. Buraya gelerek bizleri çok mutlu ettiniz. Koma Amed; Kürt halkının hafızasını, dilini, itirazını ezgilerine ve sözlerine taşıyan bir grup. Çok uzun yıllardır Türkiye’ye gelemiyorlardı. İlk kez onları bu sene Newroz’da İstanbul’da çok görkemli bir konserde canlı olarak dinledim. Bugün onların burada aramızda olması hem Kürt halkı hem de yok sayılan bütün diller ve kültürler açısından önemli. En önemlisi de bir halkın iradesinin inatla kendini bugüne kadar taşımasıdır. 

Türkiye bölgeye asker ve çatışma değil, diplomasi ve müzakere ihraç etmeli 

Türkiye’de bir barış sürecinden bahsediyoruz. Ama Türkiye kendi içinde barışı büyütmeye çalışırken başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderme tartışmaları almış başını gidiyor. Çatışmalar yeni çatışmaları doğurur, müzakere ise barışı inşa eder. Öte yandan Mekke Anlaşması ile ilgili Meclis’te henüz bir tartışma olmamış. Henüz Meclis komisyonuna gelmemiş, genel kuruldan bunun kararı çıkmamış, yani bunun hukuki zemini henüz oluşmamış. Şimdi bu anlaşma gerekçe gösterilerek Suudi Arabistan'a Türkiye'den asker gönderme meselesi konuşuluyor. Türkiye, bölgeye asker ve çatışma değil; diplomasi ve müzakere ihraç etmelidir. İnsanlığı kurtaracak olan şey daha fazla çatışma değil; daha çok müzakere, daha çok taraflarla görüşmedir. Türkiye Yemen'le, Suudi Arabistan'la büyük ve ciddi bir mesai tüketmeli ve onları barış masasına oturtacak bir düzlemin oluşması için çalışmalıdır.

Savaşlarda siviller hedef alınıyor, bunu kabul etmek mümkün değil 

Son günlerde Suudi Arabistan'a yönelik gerçekleşen çok sayıda saldırı oldu ve çok sayıda Suudi Arabistanlı yaşamını kaybetti. Çok sayıda yaralı var. Aynı şekilde yine Suudi kesiminden Yemen'e dönük gerçekleşen çok ciddi saldırılar var. Orada da çok büyük can kayıpları ve yaralılar var. Hem Yemen’de hem de Suudi Arabistan'da katledilen insanları burada anıyorum. Siviller katlediliyor. Savaşlarda siviller hedef alınıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Buradan Yemen ve Suudi Arabistan halkına başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Karşılıklı saldırılardan en fazla sivil masumlar etkileniyor. Bu saldırılarda bedel çok büyük ve ağır. Biz bunu çok iyi bilen bir ülkeyiz. Dolayısıyla burada Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol, oraya asker taşımak değil. Tam tersine, Türkiye müzakere ve diyalog sürecinin başlaması için aracı olmalı. Bu saldırılar Ortadoğu’da dinmeyen çatışmalara yeni bir halka eklemektedir. Taraflara saldırılara son verme çağrısı yapıyoruz ve uluslararası toplumu da çatışmasızlık ve barış için daha güçlü çaba göstermeye davet ediyoruz.

Birileri göz yummasa fon vurgunu bu kadar büyük ölçekte olmazdı

Türkiye’de haftalardır bir konu konuşuluyor, fon krizi. Yani yüzyılın vurgunu. Elbette ki bu büyük vurgun çok konuşulması ve çok güçlü tavır alınması gereken bir durum. SPK, 2025'in son çeyreğinde bu riski görüyor ve konu 2 Aralık'ta Finansal İstikrar Komitesinin önüne geliyor. Dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından MSCI ayrıca uyarıyor. Buna rağmen önlemler alınmıyor. 450.000'e yakın insan doğrudan bu fonun mağduru. Bu fonun yarattığı krizden dolayı da milyonlarca Türkiyeli yurttaşımız mağdur durumda. Bir emekli bankaya gidip “Ben kredi almak istiyorum” desin. Burada emekli abilerimiz, ablalarımız, büyüklerimiz var. Size ne diyorlar? Kredi notunuza bakılıyor. Küçücük bir kredi için birçok incelemeden geçiyorsunuz. Ama 20 milyar dolarlık vurgunu tiyatro izler gibi izlediler. İktidara sorumuz şu: Riskler biliniyormuş, ekonomi yönetiminin masasına kadar gelmiş ve zamanında önlenmemiş. Bu fon krizi bağıra bağıra gelirken neden önlenmemiş? İçeriden bilgi alınmadan, birileri göz yummadan bu vurgun bu kadar büyük ölçekte olamazdı. Kim kime ne söyledi? Kim hangi bilgiyi önceden paylaştı? Kim kazanırken kim kaybetti? Kamu otoritesi neyi biliyordu? Hangi iktidar yetkilisi fon şirketlerinin sahipleriyle ilişkiliydi? İşte Türkiye'de bütün yurttaşlar bu soruların yanıtlarını bekliyor.

Fon vurgunu bu düzenin bir sonucudur ve sorumlusu da A’dan Z’ye iktidardır 

Anadilinde parasız eğitim isteyen gençler, 1 Mayıs'ta meydanlara çıkan gençler gözaltına alınıyor ve hemen tutuklanıyor değil mi? Telefonda kiminle ne konuşmuş hemen açığa çıkarılıyor, belgeler sunuluyor hakime, savcıya. Ama iktidar fon vurgununda bunu yapmaktan imtina etti, yapmıyor. İşte bunların hepsi açığa çıkarılmalı. Ortada organize bir suç örgütü var. Bu işin sermaye, siyaset ve bürokrasi ayağı var. Bu düzeni bu iktidar inşa etti. Bu sistem kendi kendine bu kadar karanlık bir tablo şeklinde derinleşmedi. Bir avuç insan zenginleşirken ve milyonları bir ekmeğe muhtaç bırakırken böylesi bir sistem derinleştirildi. İşte fon vurgunu tam da bu düzenin sonucudur. İşin sorumlusu A'dan Z'ye kadar iktidarken, iktidar temsilcileri ne yapıyor? İzliyoruz ne yaptıklarını. Vurgunda adı geçen isimler için lekelenmeme hakkından, masumiyet karinesinden bahsediyorlar. Kesinlikle sorgulanmamış, sonuçlanmamış. Her dosyada yargılanan kişi kim olursa olsun masumiyet karinesine, lekelenmeme hakkına sahiptir. Ama bu sadece iktidar yanlıları için değildir. Sadece fon vurguncuları kendilerine yakın diye bunu söyleyemezler. Bu bütün Türkiyeli yurttaşlar için eşit şekilde böyle görülmelidir. Ey temsilciler, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı sadece sizin için değil herkes için geçerli olmalıdır.

Fon vurgununun tek 1 lira maliyeti halka ödetilmemeli, mağduriyetler giderilmeli 

AKP çözüm olarak Meclis’e 9 maddelik bir kanun teklifi sundu. Aslında çözümsüzlük maddeleri sundular. DEM Parti olarak bu kanun teklifine karşı 7 temel önerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Birincisi, fon vurgununun tek 1 lira maliyeti halka ödetilmemeli. Bununla birlikte kanun teklifine güvence koyulmalı. İkincisi, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdıkları paralar geri getirilmeli. Tamamının mal ve varlıkları dondurulmalı. Teklifteki “para bulunursa ödeme yapılır” mantığı bu mağduriyeti büyütür. Üçüncüsü, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan tüm mağduriyetler giderilmeli. “1 milyona kadar zarar görenler” sınırlaması keyfi bir sınırlamadır. İktidar bu vurgunla ortaya çıkan sorunu çözmek değil yönetmek istiyor. Yurttaşın mağduriyetini gidermek hepimizin boynunun borcu ve biz muhalefet olarak bunu dile getirmekle sorumluyuz. Bunun muhalefetini yapmakla sorumluyuz. Bunun gerekliliklerini yerine getirmek de iktidarın boynunun borcudur. Dördüncüsü, ödeme tarihi belirsizliğe bırakılamaz, açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli. Beşincisi, sorumluluk sadece şirket yöneticilerine bırakılamaz. Meclis’te bir komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı. Kamuoyunun gördüğü zarardan ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler birinci dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı. Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü, yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruf yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları, şeffaflık halkı korur. Yedincisi, Sermaye Piyasası Kurulu iktidarın değil halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri Meclis’te nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları Meclis’e sunulmalı. Çünkü bu vurgun sadece şirketlerin değil göz yuman denetim düzeninin bir sonucudur. Şu çok net bilinsin ki bu konuda DEM Parti olarak mağdurların ve tüm yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Adalet peşinde koşmaya, hesap sormaya devam edeceğiz. Hiç kimse bu ülkede kendini yalnız hissetmesin.

Ülkede vurgun yapmak serbest ama vurgunun haberini yapmak suç 

Bu ülkede fon vurgunu yapmak serbest, bunun haberini yapmak suç. Vurgunda adı geçen eski bakan adliyeye geliyor, ifade verecek, kraliçeler gibi karşılanıyor. Rakamlar o kadar büyük ki telaffuz ederken biz şaşırıyoruz. Televizyonda ekonomistler dahi şaşırıyor rakamları telaffuz ederken. Milyarlarca parayı yurt dışına kaçıranlar yurt dışında krallar gibi yaşıyor, fakat bunu habere taşıyan gazetecilerin şimdi bir kısmı hapishanede, bir kısmı da ev hapsi almış durumda. Yani bu ülkede vurgun yapmak serbest ama bunun haberini yapmak suç. Gerçekten duygumu içtenlikle ifade etmek istiyorum. Batsın bu adalet! Batsın bu adaletiniz! Bu düzen böyle gitmez. BDDK'nın 25 Eylül verisine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçları yaklaşık 6,95 trilyon liraya ulaşmış durumda. Bir yanda milyonlarca insanı dolandıranlar var, diğer yanda ekmeği bile kredi kartıyla alarak bankaya veresiye yazdıranlar var. Beş yılın ardından enflasyonun %30'un altına düştüğünü başarıyla ilan ediyorlar. İktidar yalan rakamlarla bu ilanı yapabilir ama gerçekler nerede? Sizler bakkala, manava, çarşıya gittiğinizde enflasyonun gerçek rakamlarını görmüyor musunuz, yurttaş görmüyor mu? Bunlar görmediğini zannediyor. Oysa yurttaş bunu kalbinin derinliklerinde yaşıyor, evine ekmek götüremiyor. İşte gerçek enflasyon bu. Kira ödeyen, çocuğunu okula gönderen, pazara çıkan insan açlık ve yoksulluğun en dibini yaşıyor. Türkiye'de artık çalışmak bile yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor. 

Bir yanda fon vurguncuları, öte yanda “onurumuz için” diyerek intihar eden emekli memurlar

Çiftçi üretemiyor, geçinemiyor, ekemiyor, ektiyse satamıyor, zarar ediyor. Geçtiğimiz günlerde Urfa'da işçiler traktörlerle bir protesto gerçekleştirdi. Manisa Akhisar'da zeytin toplayıcıları ve üreticileri isyanda. Çünkü zeytin geçen seneden daha ucuza satın alınmak isteniyor. Oysa maliyeti kaça katladı siz tahmin edin. Şöyle bir manzara çıktı bu zeytin protestolarında: 66 yaşında bir emekli geçinemiyor, zeytin toplamak zorunda kalıyor. Yani yevmiyeyle çalışmaya gitmiş. 66 yaşındaki bu emekli ağabeyimiz gözyaşları içinde geçinemediğini anlatmaya çalışıyor. İşte Türkiye'nin gerçek portresi bu. Bir yanda fon vurguncuları, öte yanda “para için değil onurumuz için” diyerek intihar eden emekli memurlar ama iktidarın umurunda değil. Bugün aramızda Birleşik Emekliler Sendikasının Karadeniz şubelerinden emekliler burada. Emeklilerin talebini burada sizinle paylaşmak istiyorum. 2027 bütçesinde emeklilerin ekonomik ve sosyal hakları yer alsın talebiyle Meclis’e geldiler ve bugün grubumuzdalar. DEM Parti olarak, siz değerli emeklilerin adaletli bir bütçe talebinizin sonuna kadar yanındayız. Biz bu talebin yanında olduğumuzu sadece sözlerimizle ifade etmiyoruz. Biz bu talebin mücadelesinde hem parlamentoda hem alanlarda siz değerli emeklilerimizle bir aradayız. Kararlı duruşunuz, kitleselliğiniz ve asla bir boşluk tanımadan her yerde varoluşunuz çok kıymetli. Mücadeleniz mutlaka başarıyla taçlanacaktır.

Bu ülkede artık sadece cebimizdeki para değil, halkın iradesi de transfer ediliyor 

Bu fon kriziyle birlikte transferden çok bahsettik. Ama Türkiye'de ne yazık ki sadece fon kriziyle sınırlı değil bu transfer meselesi. Sadece cebimizdeki para değil, bu ülkede artık irade de transfer ediliyor. İktidar transfer düzeni kurdu: Fonlarda para transfer ediliyor. Ekonomide krizin yükü halka transfer ediliyor. Ankara'da 2. Nolu Baro Başkanının demecinden de yepyeni bir şey öğrendik. “Sağ olsun, bakanlık bize ayrıcalık tanıyor, 70 üyemizi hakim ve savcı yaptık” diyor. Alın size fon gibi patlayan bir diğer skandal. Yargıda yandaş transferi yapılıyor. Bu da bu ülkenin utanç vesikasıdır. Yurttaş kime ve neye güvenecek? Meclis’te milletvekili transfer ediliyor, yetmiyor belediyelerde belediye başkanları transfer ediliyor. Bu ülkenin tarihinde seçmen iradesi hiç bu kadar ucuza harcanmadı. Halka hiç bu kadar saygısızlık yapılmamıştı. Yıllarca kayyım atadılar, şimdi de kayyım atayamadıkları yerlerde belediye başkanını kendi kendisinin kayyımı yapıyorlar. Evet, parti değiştiren belediye başkanı kendi kendisinin ve ona oy verenin kayyımıdır.

Çözüm reçetesi bellidir: Sosyal hakları içeren Demokratik Cumhuriyet programı

Buradan üç somut çağrı yapıyorum bu konuyla ilgili: Birincisi, gelin siyasi transferleri etik ve hukuki sınırlar içerisinde sınırlandıracak açık bir yasal düzenleme yapalım. Bunu engelleyelim. Bu şekilde partiden partiye transfer ve irade gaspının önüne geçelim. Açık şekilde öneriyoruz. Her kim partisinden istifa ediyorsa partisinin listesinden kazandığı milletvekilliğinden de belediye başkanlığından da belediye eş başkanlığından da meclis üyeliğinden de düşürülmelidir. İkincisi, 86 milyonun vurgunsuz bir Türkiye'ye ihtiyacı var. Büyük ekonomik suçları ve yolsuzlukları, sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkeme ihdas edelim. Üçüncüsü, siyaset ile ticaretin arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek bir siyasi etik kanunu çıkaralım. Söylediğimiz şey çok açık ve net. Türkiye böyle yönetilemez, yönetilemiyor da. Halkın oyunun da emeğinin de sahipsiz bırakılmadığı, hesabının sorulduğu, halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzen elbette ki mümkündür. İrade gaspının ne demek olduğunu, alın terinin nasıl yağmalandığını ve buna karşı mücadele etmenin nasıl olduğunu en iyi bilen siyasi geleneğiz. Çözüm reçetesi bellidir: Bu düzen değişmeli. Sosyal hakları içeren bir demokratik cumhuriyet programı gerekiyor. Partimiz bu programı hayata geçirme konusunda çalışmalarını kararlı bir şekilde devam ettirecek. Biz ülkeyi adil bir düzenle yönetmeye adayız. Halkla birlikte halk için yönetmeye hazırız.

Kadınlar olarak dosyaların hiçbirinin kapanmasına izin vermeyeceğiz 

2 gün sonra 15 Ekim. Sevgili Rojin Kabaiş'in bedeninin Van Gölü'nün kenarında bulunduğu gün. Yani 2 sene geçti aradan. Ailesi ve kadın hareketi, failler bulunmalıdır dediği halde hala bulunmadı. Bedeninde iki ayrı erkeğe ait DNA profili tespit edildi. Kimlere ait hala belirlenmedi. Telefonu binlerce kilometre dolaştı. Yapılan konuşmalar ve mesajlar çözümlensin diye Rojin’in ailesi, kadın hareketi durmaksızın mücadele ediyor. Rojin, Gülistan Doku ve ölümü şüpheli, tırnak içinde söylüyorum, ölümü şüpheli yazılarak dosyalar kapatılmak isteniyor. Biz kadınlar bu dosyaların hiçbirinin kapanmasına izin vermeyeceğiz ve hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz.

Kadınların hayatını belirleyecek yasayı kadınlar olmadan yapamazsınız

Türkiye'de bugüne kadar kadın hareketinin dişiyle tırnağıyla kazıyarak kazanmış olduğu nafaka hakkı ve Medeni Kanundaki birçok hak tırpanlanmaya çalışılıyor. Kadınların nafaka hakkıyla ilgili Anayasa Mahkemesinin aldığı karar, kadınları ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı amaçlıyor. Adalet Bakanı birkaç gün önce nafaka düzenlemesinde evlilik süresinin dikkate alınacağını açıkladı. AKP iktidarı tarafından her yargı paketinde nafaka tartışması açılıyor. Adeta temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Buradan uyarıyoruz: Nafaka gaspını “bir günlük evlilik, ömür boyu nafaka” gibi yanlış bilgiyle halka anlatmaya çalışarak taraftar kazanamazsınız. Boşanma sonrası alınan ortalama yoksulluk nafakası 1.179 TL. Yanlış duymadınız, bu kadar. Yani öyle bir gün için bir ömür boyu süren, bahsettikleri gibi rakamlar da yok ortada. Kadınlar ekonomik olarak erkeklerle eşit değil. Yoksulun en yoksuludur kadınlar. Çocuğun, yaşlının, hastanın bakımını üstlenmek durumunda kalıyor evde. Evin tüm işlerini kadınlar yürütüyor. Ne yazık ki ev içi emek görülmediği için ne güvencesi var ne de bunun karşılığını alabiliyor. Boşanırken ona artık kendi başının çaresine bak diyemezsiniz. Nafaka bir lütuf değil hayati bir haktır. Milyonlarca kadının hayatını belirleyecek bir düzenleme bir yargı paketine sıkıştırılamaz. Kadınların hayatını belirleyecek yasayı kadınlar olmadan yapamazsınız.

Nafaka tartışması ne zaman biter biliyor musunuz? Kadınlar evlerde, sokaklarda, kamusal hayatın her alanında ve her zaman eşit, güvende ve özgür hissettiği zaman biter. Kadınların onlarca yıl süren mücadelesi sayesinde elde ettikleri kazanımları budamanıza, nafaka hakkına göz dikilmesine asla izin vermeyeceğiz. Sadece Meclis’te değil, kadın örgütleriyle alanlarda, meydanlarda bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz. Biz kadınlar haykırışımızı bu kürsüden bir kez daha yineliyoruz: Artık yeter! Emeğimizden, bedenimizden, yaşamlarımızdan, haklarımızdan elinizi çekin. Jin, Jiyan, Azadî. Kadın Yaşam, Özgürlük. Mara, Haya, Hurriya.

İktidar ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci yine Türkiye'nin en önemli ve sıcak gündemlerinden. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin neresindeyiz? Çerçeve yasa çıktı, ne zaman uygulanacak? Süreç nasıl ilerleyecek? Bunlar toplumun sorduğu temel sorular. Bunlara sorumluluklarımız kapsamında hepimizin yanıt vermesi gerekiyor. Hareket Yönetimi 8 Ekim'de, Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerden bölge isimlerini de vererek çekildiğini açıkladı. Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerlerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulundu. “Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok” dedi. Bizce de olağan MGK toplantı tarihini beklemeden karşılıklı adımların zemininin hazırlanması gerekiyor.

Sadece Kürt halkı değil toplumun tamamı artık süreçte somut adımlar görmek istiyor 

Mersin'den gelen grubumuzla sohbet ettik. Yine Türkiye'nin her kesiminin söylediklerini söylediler. Neden somut adım atılmıyor? Neden kayyımlar geri çekilmedi? Neden AİHM kararları uygulanmadı? Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ neden dışarıda değil? Neden Sayın Abdullah Öcalan için umut hakkı uygulanmıyor? Sadece Kürt halkı değil, toplumun tamamı artık bu süreçte somut adımlar görmek istiyor. Biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Takip Koordinasyon ve Uygulama Kuruluna bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması ve fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli. Sayın Öcalan'ın koordinatör olacağı Barış ve Siyasallaşma Kurulu acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin, “Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır” ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşmasıdır. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı'ya selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Meclis İzleme Kurulu süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir 

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un inisiyatifiyle kurulacak Meclis İzleme Kurulu yine kurulmuş değil hala. Kurulacak. Neyi bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Sayın Numan Kurtulmuş'un Meclis’te temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisi de böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun oluşturulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı ve çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik değil işlevli olması da siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahip. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece önemlidir ve bu kurulu işlevli kılacaktır.

Kadın örgütlerinin ve Alevi kurumlarının talepleri dikkate alınmalı 

Sayın Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında kurulan Takip Koordinasyon ve Uygulama Kuruluyla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemliydi. Bu kurul, sürecin ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışma yürütmeli. Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul ayrıca sivil toplum örgütlerini ve demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bu konuda Türkiye'de talep çok, mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütlerinin ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı.

İki yıldır cenazelerin gelmemesinin değerini en çok gerilla ve asker anneleri bilir 

Sizlerin yönelttiği eleştiri ve değerlendirmelerin hepsinin farkındayız. Sürecin yavaşlığının yarattığı belirsizliklerin çok farkındayız. Müzakere ve mücadele partisi olarak bu sürece ilişkin söyleyecek o kadar çok sözümüz var ki. Ama şunun altını özellikle çizmek istiyorum. 2 yıldır Türkiye'de ne bir asker ne bir gerilla cenazesi gelmiyor. Bu bizim toplum olarak büyük mutluluk duyduğumuz bir şey, Türkiye'nin kazanımıdır. Bunun değerini en çok gerilla annesi, asker annesi bilir. Bunun kıymetini, siyasi ve toplumsal değerini 86 milyon yurttaş olarak hepimiz bilince çıkarmak durumundayız. Barış demokrasisiz düşünülemez. Bizi izleyen, bizimle birlikte demokratik mücadele veren dostlarımızın, demokrasi mücadelesinin bütün parçalarının, “Bu ülke adil ve demokratik yönetilsin” diyen her kesimin bu sürece ilişkin bir sözü var: Barış demokrasisiz düşünülemez. Bunun ne demek olduğunu DEM Parti olarak bizler çok iyi biliyoruz. Türkiye için olmazsa olmazlar barış, demokrasi ve adalet. Baskı düzeni değişmeli ki bu topraklarda barış kalıcı olsun. Değişmeli ki hak ve adalet herkes ama herkes için yerini bulsun. Barış ve demokrasi isteyen bütün kesimlere buradan sesleniyorum: Süreci demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görmek, en üst perdeden barışa sahip çıkmak hem ülkemize, toplumumuza ve geleceğimize hem de bölgenin barışına çok büyük katkı sağlayacaktır. Biliyoruz ki barışı ve demokrasiyi birbirinden ayırmadan yürüteceğimiz ortak kitlesel bir mücadeleyle biz gerçekten bu topraklarda barışı inşa eder, demokrasiyi tesis edebiliriz. Bizler birleşe birleşe kazanacağız, dayanışarak kazanacağız, hep birlikte kazanacağız. 

Bulam Belediyemiz halkla birlikte yıkıntının taşını alıp yeniden hayatın taşı yaptı 

Bugün Bulam Belediye Eş Başkanlarımız ve Adıyaman İl Eş Başkanımız aramızda. Buradan bütün Bulam halkına ve Adıyaman'a selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Sait Faik, “Haritada Bir Nokta” hikayesinde, küçücük görünen yerde insanların büyük hikayelerini görür. Bulam da haritada küçük bir yer kaplıyor olabilir. Ama bazen bir ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğini görmek için bu küçük noktaya yakından bakmak ve hikayesine tanık olmak gerekir. 6 Şubat Depremi Bulam’ı da vurdu. Evler yıkıldı, yollar bozuldu, istinat duvarları çöktü. Belediyemiz bütün bu yıkımı ve enkazı kaldırmak için aslında çok basit bir şey yaptı. Paramız yok deyip oturmadı, halkla birlikte işe koyuldu. Enkazdan çıkan taşları topladılar. Bir zamanlar yıkımın parçası olan o taşlarla yeni istinat duvarları ördüler. Bulam'ın hikayesi tek başına bunun maneviyatını anlamaya yeter. Yıkıntının taşını alıp yeniden hayatın taşı yapabilmek, işte bunu başarabilmek. Bu küçük beldede parke taşını belediye halkla birlikte döşedi, duvarları halkla birlikte ördü. Bulam'da çok kıymetli bir şey var. Halkın belediyesiyle, yerel yönetimiyle dayanışarak yürüttüğü güçlü ve önemli işler var. İşte bizim belediyecilik anlayışımız budur. Halkla beraber el ele.

Yeri gelmişken şunu da ifade etmek isterim. Hepimiz biliyoruz ki Adıyaman'ın temel geçim kaynağı tütündü. Ama Türkiye'de tütüne kota uygulandı, kişilerin üretmesi yasaklandı, birçok prosedüre bağlandı ve tütün üreticisi şu an o kadar zor durumda ki zaten üretim yapamıyor. Dolayısıyla bu daha fazla açlık ve yoksulluk, daha fazla Adıyaman'dan göç demektir. Üreticilerin beklentisi tütün satışı önündeki engellerin kaldırılması ya da tütüne alternatif bir tarım ürününün özel olarak bu bölgede desteklenmesidir. Adıyamanlının, üreticinin, tütün üreticisinin beklentisi bu. Bulam halkına ve bu süreçte sorumluluk üstlenen belediye eş başkanlarımıza, belediye emekçilerine çok teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki çalışmalarda başarılarınızın devamını diliyoruz. Emeğinize sağlık. Sağ olun, var olun.

Enseyi karartmak yok, umutla yolumuza devam edeceğiz

Konuşmamın sonuna yaklaşırken yitirdiğimiz bir dostumuzu burada anmak istiyorum. Hatay Samandağ Eğitim Sen Şube Başkanı Cüneyt Kayıkçı’yı çok erken yaşta kaybettik. Mücadelede, sosyal hayatta hep bir arada olduğumuz, omuz omuza mücadele ettiğimiz değerli bir yoldaşımız. Ben buradan ailesine, yoldaşlarına, eğitim emekçilerine ve bütün Samandağ halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Gerçekten çok zor bir zamandan geçiyoruz. Belirsizliklerin olduğu, zorlanmaların yaşandığı çok ağır bir dönem, çok ağır bir süreç. Ama bizim için hiçbir dönem kolay olmadı ve biz hiçbir zaman enseyi karartmadık. Karanlığın en koyu olduğu noktada aydınlığa ulaşmak için örgütlü mücadelemize tutunarak bugüne gelmeyi başardık. Mücadelemiz, örgütlülüğümüz ve halkımızdan aldığımız güçle biz bütün bu zoru kolay etmeye varız. Hepimize kolaylıklar diliyorum, başarılar diliyorum. Birlikte kazanacağız, örgütlenerek kazanacağız, mücadele ederek kazanacağız. Enseyi karartmak yok. Umutla yolumuza devam edeceğiz. 

13 Ekim 2026