Hatimoğulları: Demokrasi, barış, adalet ve özgürlükler için güçlü bir örgütlenmeye ihtiyacımız var

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Adana İl Örgütümüzün 5. Olağan Kongresine katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Sözlerime başlarken Ceyhan’ın direngen kadınları, sevgili Figen Yüksekdağ, sevgili Selahattin Demirtaş, Leyla Güven, Ayşe Gökkan şahsında hapishanede bulunan bütün siyasi tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Kürt siyasetinin çınarı 90 yıllık ömrünü yurtsever mücadeleye adayan İsmail Ağaç’ı, Azadiya Welat’ın emektarı değerli Kadri Bağdu’yu, Metin Alataş’ı ve Çukurova’nın bağrından yetişen devrimci yoldaşımız sevgili Halil Güneş’i ve yine Çukurova’da gençlik çalışmalarını üniversitede yürüten ve aynı zamanda gazetecilik yapan değerli Gurbetelli Ersöz şahsında yitirdiğimiz bütün canları saygı ve minnetle anıyorum. Burada yanı başımızda fotoğrafı duruyor. Yaşar Demir yoldaşımız çok uzun yıllar beraber çalıştık. Sevgili Yaşar özellikle Çukurova’da farklı halkların ve inançların yaşadığı kesimlerle çok yoğun ilişkiler içinde olan bir insandı. Kendisiyle birçok mahalleyi birlikte ziyaret ettik, birçok örgütlenme çalışmasında beraber bulunduk. Aramızdan çok erken ayrıldı. Değerli Yaşar Demir yoldaşımızı sizlerin huzurunda saygıyla anıyorum. Bugün Adana’da olmak benim için ayrı bir heyecan. Vekili olduğum kentte birlikte uzun yıllardır mücadele yürüttüğümüz arkadaşlarımızla bir aradayız. Ben özellikle bugüne kadar bu çalışmaları getiren, yönetim kurulunda yer alan eşbaşkanlarımız başta olmak üzere bütün emek veren yoldaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bu kongrede yeni seçilecek yoldaşlarımıza da başarılar diliyorum. 

Kürdistan’ın 4 parçasında barışı tesis etmek için güçlü bir şekilde çalışmalıyız

Bizler bugün kongremizi gerçekleştirirken yanı başımızdaki coğrafyada savaş, çatışma ve katliamlar devam ediyor. Ortadoğu kaynayan kazan olma halini sürdürüyor. Bugün ABD ve İsrail’in, İran üzerinde başlattığı savaş şimdilik bir ateşkes süreci yaşanmış olsa da henüz bu ateş tam olarak kesilmiş değil. Bu topraklarda başlamış olan savaşın sadece İran'la sınırlı kalmadığını, bunun Irak'a Lübnan'a ve birçok bölgeye yayıldığının, Körfez ülkelerine yayıldığının hepimiz farkındayız. Ve bu savaşta kalıcı bir barış inşa edilemezse, bu coğrafyada dünyayı çok büyük bir savaş tehlikesi bekliyor. Nükleer savaş tehlikesi, nükleer silah tehlikesi bekliyor. Böylesi bir dönemde bizler barışın daha güçlü ses çıkarabilmesi için sadece kendi ülkemizdeki barışı örgütlemek değil, aynı zamanda coğrafyamızın tamamı ve Kürdistan coğrafyasının dört parçasında onurlu bir barışın tesis edilmesi için daha güçlü bir çalışma yürütmemiz gerektiğinin hepimiz farkındayız.

Kapitalist sistem krizlerini aşmak için savaşlara ve çatışmalara başvuruyor

Bugün kapitalist sistemin kendi krizlerini aşmak için savaşlara, çatışmalara başvurduğu aşikar. Halkların, işçilerin, emekçilerin haklarına el koymaya, her yeri işgal etmeye çalıştıkları aşikar. Bölgede böyle bir oyun oynandığının hepimiz farkındayız. Ve bu kadar karanlık bir tabloda halkların verdiği mücadelenin altını özellikle çizmeniz lazım. Bugün Rojava'da uzun zamandan beri devam eden savaş ve çatışmaların sonucunda kadınların büyük bir başarı elde ettiğini, kadın özgürlükçü ve demokratik anlayışın Suriye coğrafyası başta olmak üzere bütün Ortadoğu'ya model olacak bir şekilde kendini tesis ettiğini hep birlikte görebiliyoruz. Ve ben burada Rojava'da direnen başta kadınlar olmak üzere bütün halkları bir kez daha selamlıyorum. Orada yitirdiğimiz bütün canları saygıyla ve minnetle anıyorum. Rojava’da kadınların yürüttüğü çalışmanın bütün bölgeye model bir çalışma olduğunu hepimiz bilelim. Oradaki kazanım sadece Suriye ile değil, siyasal islam çizgisi başta olmak üzere, otoriter, erkek egemen rejimler başta olmak üzere onlara karşı özgürlükçü bir anlayışla mücadele yürüten kadınların yazdığı tarih son derece önemli. Ve Rojavalı kadınlar “Jin, jiyan, azadî” sloganını bir felsefe olarak sadece Ortadoğu coğrafyasına değil, Şili’ye, Latin Amerika’ya yani dünyanın dört bir yanında herkese duyurdu. Biz buradan bir kez daha, “kadın yaşam özgürlük, mara haya hirriye, jin jiyan azadî” diyoruz. 

Bizim için barış taktiksel değil stratejik öneme sahiptir 

Bölgede devam eden bu kadar yoğun savaşın tam ortasında, geçtiğimiz sene 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan, Türkiye’nin de temel ihtiyacı olan barış konusunda son derece önemli bir çağrı gerçekleştirdi. Bugün bölgenin her yerini yangının sardığı bir aşamada Sayın Öcalan’ın gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının tamamen arkasındayız. Bu çağrı başarıya ulaşana dek hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizim açımızdan barış dönemsel ve taktiksel bir şey olamaz. Bizim açımızdan barış herhangi bir siyasi partinin dar manada gündelik siyasi hesaplarının da malzemesi olamaz. Bizim açımızdan barış stratejik öneme sahiptir. Ve biz barışı her daim savaşın ve çatışmanın en yoğun olduğu dönemlerde de dillendirmekten, talep etmekten, barış için demokratik mücadelemizi yürütmekten asla vazgeçmedik. Ve Sayın Öcalan, bu çağrıyla beraber Kürt sorununu isyandan inşa aşamasına taşımak istedi. Bu çok önemli bir stratejidir. Bu stratejiye sadece Kürt halkı değil Araplar, Türkler, Ermeniler, ezcümle bu coğrafyada yaşayan bütün farklı halkların ve inançların dört elle sarılması gereken bir çalışmadır, bir stratejidir. Onurlu barış birçok kötülüğün panzehiridir. Bunu asla unutmayalım. Çukurova coğrafyasında farklı halklar ve inançlar olarak Kürtler, Türkler, Araplar, Romanlar aynı mahallenin çocukları, kapı kapıya komşu olarak büyüdük bu coğrafyada. Barışın ve kardeşliğin, onurlu barışın ve eşit kardeşliğin ne olduğunu en iyi bilen coğrafyalardan biriyiz bizler. Kilikya toprakları tıpkı Anadolu ve Mezopotamya toprakları gibi barışı ve kardeşliği onurlu direnişin bir tacı olarak görmeye devam edecek. Ve biz böylesine bir dönemde barışa duyulan ihtiyacın farkında olarak bunun çalışmasını ve mücadelesini en güçlü şekilde yürüteceğiz.

Barış ve demokrasi altın tepsiyle sunulmayacak, daha güçlü örgütlenmeliyiz

Biz bu süreç başladığında yüzlerce halk buluşması, toplantı, demokratik kitle örgütleri ziyaretleri, sivil toplum örgütü ziyaretleri başta olmak üzere çok yoğun çalışmalar yürüttük hep birlikte. Ve inanın bütün bu çalışmalarımızın sonucunda üstünde en fazla durduğumuz nokta şuydu. Burada onun altını ben bir kere daha çizmek istiyorum. Barış bize altın tepsiyle sunulmayacak. Demokrasi bize altın tepsiyle sunulmayacak. Bizler bunun için daha güçlü mücadele etmemiz ve daha güçlü örgütlenmemiz gereken bir dönemdeyiz. Ve buradan bu çağrıyı gerçekleştiren Sayın Öcalan'a, İmralı'ya, Çukurova'nın sarı sıcağından binlerce kez selamlarımızı gönderiyoruz. Biz barış derken sanılmasın ki, sadece Kürt sorununun çözümünü ve Kürt halkının tek başına kurtuluşu değil. Sayın Öcalan bu çağrıyı yaparken Türk'ün de kurtuluşunu, Arab'ın da kurtuluşunu, işçinin, emekçinin de kurtuluşunu, kadınların özgürlük mücadelesini ve gençlerin kurtuluşunu içermektedir. Çağrısında ifade ettiği gibi silahların sustuğu, barışın konuşulduğu bir dönemde en çok ihtiyaç duyduğumuz işçi, emekçi ve yoksulların örgütlenmesinin önünün açılmasının altını özellikle çizmiştir. Ülkede yoksulluk diz boyu. 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bugün maden işçileri Ankara’nın soğuğunda üstleri çıplak açlık grevlerine devam ediyor. Doruk Maden işçilerine buradan bir kez daha alkış ve zılgıtlarımızla dayanışma duygularımızı gönderelim hep beraber.

Çukurova direnenlerin memleketi, İnce Mehmetleri arttırmalıyız 

İktidar yurttaşın ödediği vergileri, faiz lobilerine ve yandaşlarına peşkeş çekiyor. Bakın okullardaki öğrenciler, çocuklar açlıktan dolayı bayılıyor.  Böyle bir ülke oldu bu ülke. Anneler çocuklarının beslenme çantasına bir tost, bir süt, bir su koyamaz hale gelmiş durumda. Bu kadar ciddi bir yoksulluk. Çukurova bereketli topraklara sahiptir. Çukurova'da özellikle Toroslar’dan Çukurova'ya yayılmış olan hayat son derece verimli ve üretkendir. Toprakları verimli, ovası verimli. Ama Adana dahi açlık ve yoksulluk çekiyor. Bakın geçtiğimiz dönemlerde hal ziyareti yapmıştık Adana'da ve hal yönetimiyle görüşmüştük. Bize şunu söylediler. İnsanlar akşam üzerini bekliyorlar. "Ezilmiş meyve ve sebzeyi evlerine götürmek için burada kuyruk var" dedi. Kadınlar geliyor çantalara dolduruyor. Götürüp o ezilmiş sebze ve meyveden yemekler çıkarıp çocuklarına yediriyorlar. Doğrudan o hali yöneten arkadaşlarımızdan duyduklarımız bunlar. Yine Adana'da meslek örgütleri ve odalarla yürüttüğümüz birçok çalışmada bu konuda yaşanan sıkıntıların hepsini arkadaşlarımızdan tek tek dinledik. Adana gibi bir yer dahi bu kadar açlık ve yoksulluk çekiyorsa, siz varın İstanbul'u, varın Ankara'yı, varın İzmir'i düşünün. Ve Yaşar Kemal'in İnce Mehmet'in de ifade ettiği gibi "Çukurova bereketli topraktır." Evet. Çukurova emeğin, yoksulluğun, zulmün ve aynı zamanda direnenlerin memleketi. Çukurova direnenlerin memleketi ve biz ince Mehmetleri daha fazla arttırmalıyız. Ağalığa, yoksulluğa, zulme karşı daha çok direnen İnce Mehmetlerin çıkması lazım bu coğrafyada. Ve şundan emin olalım ki değerli arkadaşlar biz DEM Parti olarak bir yandan Kürt halkının sorunlarının çözümü, diğer halkların sorunlarının çözümü, Alevi yurttaşlarımızın haklarının kazanılması, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için mücadele edeceğiz, ediyoruz. Öte yandan da bu yoksullukla en güçlü mücadeleyi yürütecek bir siyasi partiyiz. Ve bizler şunu biliyoruz ki direne direne kazanırız, örgütlene örgütlene kazanırız, mutlaka başaracağız.

İktidarın yargı sistemi barış talep edenleri yargılamaya devam ediyor 

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri, 6 Ekim 2015'de 10 Ekim'de gerçekleşen o Gar mitingine katılım için buradan bir çağrı yapmıştı. Adana İnönü Parkı'nda yapılmıştı bu çağrı. Aradan 11 yıl geçiyor. 11 yıl sonra orada bu çağrıyı gerçekleştiren kamu emekçileri için ceza veriliyor. Bu ceza Adana'da Asliye Ceza Mahkemesi tarafından veriliyor. Biz bir kez daha diyoruz ki: "Barışı yargılayamazsınız." Barış çağrıcıları, barış hapse giremez. Barış mücadelecilerini hapse atamazsınız. Barış mücadelesi çağrısını yürütenlere bir onur madalyası takdim etmemiz gerekirken, ne yazık ki bu iktidarın yürüttüğü anlayış ve onun yargı sistemi barış talep edenleri yargılamaya devam ediyor. Bir de 10 Ekim Gar Mitinginden öte bizim aklımızda katliam kaldı. 10 Ekim Türkiye tarihinin en kanlı katliamı, en acı katliamı. Adana’dan giden birçok yoldaşımızın yaşamını kaybettiği bir miting. Böyle bir mitingde barış çağrısı yapıldığı için arkadaşlarımıza ceza verildi. Bu cezayı verenleri kınıyoruz. 10 Ekim Gar Katliamında yitirdiğimiz bütün canları saygıyla anıyorum. 

Bizler için barış mücadelesi demokrasi mücadelesinden asla ayrılmaz 

Bizler barış mücadelesinin demokrasi mücadelesinden asla ayrılmaz olduğunu düşünüyoruz. Bunlar bir ikilidir, asla birbirinden ayrılmaz. Ve barışla demokrasinin bütünlüğünü hiç kimse bozamaz. Zaten demokrasinin olmadığı bir yerde kalıcı ve onurlu bir barıştan da bahsetmek mümkün değil. Bakın muhalefete yönelik baskılar gittikçe artıyor, devam ediyor. Bugün Adana'nın Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeydan Karalar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar tutuklandılar. Şimdi Zeydan Karalar ve Kadir Aydar serbest, kendilerine buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve sevgili Oya Tekin'in de bir an önce aramızda olmasını istiyoruz. Hiç kimse için bu baskıları, bu tutuklamaları kabul etmediğimizin altını bir kez daha çiziyoruz. Muhalefete, seçilmişlere yargı yoluyla gerçekleştirilen baskıları asla kabul etmedik, etmiyoruz. Bugün başta ana muhalefet partisi olmak üzere birçok kesime baskılar artıyor. Bileşenimiz olan Ezilenlerin Sosyalist Partisi'nden yüzün üzerinde yoldaşımız tutuklandı. Buradan ESP'li yoldaşlarımızla bir kez daha dayanışmamızı bildiriyoruz ve cezaevindeki bütün siyasi mahkumların bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Atılması gereken somut adımlar beklenen çerçeve yasadır 

Biz bu süreçte somut adım atılmalı diyerek bunu her fırsatta ifade ettik. Burada da bir kez daha ifade ediyoruz. Atılması gereken somut adımlar beklenen çerçeve yasadır. Yani bugün PKK’yi içerecek olan bir çerçeve yasanın çıkmasını bütün toplum bekliyor. Sadece Kürt halkı değil. İnanın bütün Türkiye bekliyor. Niye biliyor musunuz? Çünkü bu sürecin ilerletilmesi için, barışın bu topraklarda gerçek anlamda kalıcılaşması için atılacak bütün somut adımları toplumun tamamı bekliyor. Bu yasa hala sürüncemede. Bu yasanın hala taslağı çıkarılmış değil ve biz bu taslak varsa da görmüş değiliz. Burada bir kez daha şu çağrımızı yöneltiyoruz iktidara. Somut adım atın. Somut adım atılmalı derken bundan rahatsızlık duymayın. Bu talebi dillendirirken, amacımız barış sürecini ilerletmek, Sayın Öcalan'ın gerçekleştirmiş olduğu çağrının demokratik bir zeminde sonuca ulaşmasının sağlanması için, bu toprakların barışa kavuşması içindir. Ve yine altını çizmeniz gereken bir nokta daha var ki yasa yapmayı gerektirmeyen bazı somut adımlar atılmalı. Bunların başında AYM kararlarının hayata geçirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarının hayata geçirilmesi geliyor. Bunun için bir yasa yapmaya gerek yok ve şu an AYM ve AİHM kararlarının hayata geçirilmemesi demek aslında Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları sözleşmesini fiili olarak uygulamamak demektir ve kendi anayasasını ihlal etmek demektir. AYM ve AİHM kararı çerçevesinde sevgili Can Atalay, Gezi Mahpusları, sevgili Osman Kavala, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman bir an önce serbest bırakılmalı. Ve yine AİHM kararı çerçevesinde sevgili Selahattin Demirtaş, sevgili Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsakları bir an önce serbest bırakılmalıdır. Bu süreci ilerletecek önemli adımlardan birisidir.

Demokrasi, barış, adalet ve özgürlükler için güçlü bir örgütlenmeye ihtiyacımız var

Şu unutulmamalı demokrasi talebi barışı töketletmez, köstek olmaz ve destekler. Ve yine atılması gereken mühim adımlardan biri kayyım yasasının lağvedilmesi. Bakın kayyım yasası lağvedilmeden önce de atılacak çok somut adımlar vardır. Bunun başında kayyım atanmış belediyelerimize, belediye eşbaşkanlarımızın görevlerine iade edilmesi. Aynı şekilde Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine kayyım atanmışların yine aynı şekilde görevlerine iadesi olmalı. Bu demokrasinin asgari şartıdır. Bu yurttaşın seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmanın koşuludur. Bu adım mutlaka atılmalı. Bütün bu adımların atılması, demokrasi, barış mücadelesi için, özgürlüklerimiz için ve adalet için çok güçlü bir örgütlenmeye ihtiyacımız var. "Nasılsa bir süreç akıyor, bu süreç aksın gitsin" diye hiçbirimiz düşünmemeliyiz. Bu süreç tabii ki akıp gitsin ama bu süreci ilerletecek olan bizlerin örgütlü mücadelesi. Ve buradan gençlere seslenmek istiyorum. Sevgili gençler, önünde durduğumuz pankart sosyalist yaşamda ısrar, evet "gençler, sosyalist yaşamda ısrar ediyor" diyorsunuz. Bu Sayın Öcalan'ın ısrarla altında durduğu, altını çizdiği nokta. Ve başta gençler olmak üzere bu mücadelenin lokomotif gücü olan siz sevgili gençler, sizler bu mücadeleyi örgütleyecek, sırtlayacak olanlarsınız. Ve özlediğimiz sosyalist yaşam sizin omuzlarınızda yükselecek. Bunu unutmayalım. Gençlik gelecek, siz sevgili gençlerle birlikte hep beraber bu coğrafyayı kazanacağız.

Barış ve demokratik toplumun temel inşacıları olmaya devam edeceğiz

Sevgili kadınlara bir mesajım var. Sevgili kadınlar, bu mücadeleyi her daim bizler sırtlandık. Mücadelenin kesintiye uğradığı dönemlerde kadın hareketi asla durmadı. Hep alanlardaydık, meydanlardaydık. Kadınlar hep mücadelenin tam kalbindeydi. Böyle olmaya devam ediyoruz. Bu sadece Türkiye'de değil. Ortadoğu coğrafyasında ve bütün dünyada muhalefetin zayıfladığı dönemlerde kadınlar hep en ön saflardaydı. Türkiye'de 1980'de askeri cunta yönetimi ülkeyi yönetmeye başladığında bütün dernekler, sendikalar, kurumlar kapatılırken, Kenan Evren'in deyimiyle "sendikaların, derneklerin kapılarına kilit, gazeteler makas makas" demişti hatırlarsanız. Herkesi susturdukları dönemde ilk büyük mitingi Türkiye'de kadınlar örgütledi ve bütün mitinglere kadınlar öncülük etti. Yine Rojava'da, Türkiye'de başta Kürt kadınları olmak üzere Türkiye kadın hareketi çok güçlü bir mücadeleyi örgütledi. Şimdi de barış ve demokratik toplumun en temel inşacıları biz kadınlar olmaya devam edeceğiz. Buradan bütün kadınların mücadelesini selamlıyorum. Bizler isyanımızı, bilgimizi, mücadelemizi bir araya getirerek yüreğimizle ve beynimizle çok daha güçlü bir örgütlenmenin öncüsü olacağız ve bu topluma mutlaka ve mutlaka barışı, adaleti, eşitliği ve onurlu kardeşliği hep beraber armağan edeceğiz. Kongremizin de buna vesile olmasını diliyor. Hepinizin sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

26 Nisan 2026