Hatimoğulları: Herkes için demokrasi diyerek yola koyulduk; odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıdır

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Tarih 14 Nisan 1988. Irak’ta bir Kürt katliamı, Enfal. İnsanlığın sustuğu, tarihin utançla mühürlendiği gün. Kürt halkını tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen sistematik bir katliam. On binlerce insan kimyasal silahlarla ve toplu infazlarla diri diri toprağa gömülerek katledildi. Köyler adeta mezarlığa dönüştürüldü. Dünya unutsa da biz bu acıyı unutmadık, unutturmayacağız. Öfkemiz de yasımız da adalet talebimiz de hala dipdiri. Türkiye, Kürt halkının acısı paylaştığını Enfal’i resmen tanıyarak gösterebilir. Bu nedenle her sene olduğu gibi bu yıl da Meclis’e bu konuyla ilgili kanun teklifi veriyoruz. Bu ağır bir insanlık suçudur. Hakikat mutlaka tarihsel adaletle buluşacak. Bir kez daha bu katliamda yitirdiğimiz bütün Kürt kardeşlerimizi, canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. 

Gülistan Doku’nun akıbeti konusunda karanlığı kim büyüttüyse hesap vermeli 

Dün önemli bir gelişmeye tanıklık ettik. Gülistan Doku’nun akıbeti 6 yıldır karanlıkta. Bunu hepimiz çok yakından biliyoruz. Ailesiyle, kadın hareketiyle beraber bizler gece gündüz, “Gülistan Doku nerede?” dedik. Bu kürsülerde, parlamentoda, sokaklarda, alanlarda, meydanlarda, her yerde “Gülistan Doku nerede?” dedik. Nihayet dün Adalet Bakanlığının talimatıyla, üstü örtülmüş olan bu kayıp için bir soruşturma başlatıldı. Aralarında dönemin Dersim Valisinin oğlunun da olduğu çok sayıda kişi için gözaltılar gerçekleşti. Yıllardır beklenen adaletin yerini bulması için hakikaten önemli bir adım atıldı. Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Bu karanlığı kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım. Bu karanlık dosyada adı geçen herkes ama herkes, gerçekten ucu nereye dokunursa dokunsun, ciddi bir biçimde soruşturulmalıdır. Bu konu karanlıkta kalmamalıdır, herkes hukuk önünde hesap vermelidir.  Aynı soruşturmanın Rojin Kabaiş için yapılması da son derece önemli. Rojin'e ne oldu? Kimler ve neden korunuyor? Rojin'in akıbetinin açığa çıkmaması için kim ve neden korunuyor? Neler saklanıyor? Bütün bunların açığa çıkması lazım. Rojin'in babası ve ailesi, yine Türkiye'de kadın hareketi ve DEM Parti olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Rojin için adalet tecelli edene dek mücadelemiz devam edecek.

ABD ile İran arasındaki geçici ateşkes kalıcılaşmalı

41 gün boyunca İran'ın kentlerine, Ortadoğu'nun merkezine uçaklardan, dronlardan ve balistik füzelerden ölüm aktı. Sonuç binlerce sivil ölümü, yıkım, yoksulluk, acı. Kan ve barut kokusu altında iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladık. Ancak hafta sonu görüşmelerin sürdüğü İslamabad’dan pek olumlu haberler çıkmadı. ABD ve İran heyetleri uzlaşamadık diyerek masadan kalktı. Nükleer taahhütler, Hürmüz Boğazı, Lübnan cephesi derken düğümler çözülmeden, yeni bir müzakere takvimi bile belirlenemeden ayrılmış oldular. Bu ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğine dair ilk büyük testin başarısız geçmiş olması üzücü gerçekten. Bu görüşmenin olumsuz sonuçlanmasına rağmen ateşkesin devam etmesi son derece önemli. Geçici ateşkes kalıcılaşmalı, kalıcı ateşkes adil bir barışa dönüşmelidir. ABD ve İsrail, bölge üzerinde kanlı hesaplar yapmaktan vazgeçmeli. Bunun için ABD ve İsrail yurttaşları başta olmak üzere, Batı ülkeleri ve dünyadaki bütün barış yanlıları tek bir sesi örgütlemeli, tek bir sesi büyütmeli ve yükseltmeli. Savaşa hayır demeliyiz hep beraber. Arap Birliği, “Savaş mahalli İran Şia topraklarıdır. Belki zayıflar bu savaşta ve Şia hilaline karşı Sünni hilalini büyütürüz” diye düşünüp savaşı izlememeli. Zira ölenler sizin bölgenin insanı. Bombalanan sizin bölgeniz. Çalınan sizlerin geleceği. Kimi füzeler topraklarınıza düştü. Savaşa sizi katmak istiyorlar. Bölgede kalıcı bir savaş olsun, bölge insanı birbirini vursun, katletsin, öldürsün; kendileri de bütün bu manzarayı izleyerek hesaplarını takır takır hayata geçirsin istiyorlar. Emperyalizmin yüzyıllardır izlediği siyasetin yeni bir kanlı sahnesine tanıklık ediyoruz. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri, Arap Birliğinin tamamı bu ateşkesin sürmesi ve kalıcı bir barışın bölgede inşa edilmesi için samimi bir rol üstlenmelidir. 

Kendi halkına zulmeden yönetimler meşruluğunu kaybeder 

İran rejimine gelirsek, dış müdahaleye zemin hazırlayan iç baskıyı artırma hatasında ısrar etmek onlara zarar verir. Ateşkes başladığı anda kitlesel gözaltılar, Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere muhaliflere yönelik idam kararları devreye girdi. İran halkları emperyalizme karşı bir arada durdu. Savaşa bir arada durarak hayır dedi. Özellikle böylesi bir zamanda kendi halkına zulmeden yönetimler meşruluğunu kaybeder. Derin bir devlet tarihine sahip olan İran bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir, çok iyi de bilmeli. 1979’da değil 2026'dayız, çok şey değişti bölgede. İran'ı da etkileyecek çok şey değişti. Kürtler, Farslar, Beluçlar, Azeriler, Türkmenler, kadınlar, gençler, siyasetçiler özgürlük, demokrasi ve eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için katledilmemeli, gözaltına alınmamalı, şiddet görmemeli. Haklarında idam kararı olan bütün muhalifler için bu kararlar kaldırılmalı ve İran'daki siyasetçiler serbest bırakılmalı. Ezcümle demokratik ve adil yönetimler dış müdahalelere karşı güçlü olur. Aksi er ya da geç kırılmaya mahkumdur. DEM Parti olarak ülkemizde olduğu gibi bölgede de halklar için barışı, eşit yurttaşlığı, demokrasiyi ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz. Savaşa hayır demeye devam edeceğiz. Savaşa hayır, hayır, hayır!

Açlık, yoksulluk, geçinememe sadece savaşla açıklanamaz

İran savaşını herkes değerlendiriyor, bizler de değerlendiriyoruz. Türkiye'ye yansımalarını da gayet iyi görüyoruz. Ancak yıllardır derinleşen açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama sadece savaşla açıklanamaz. İktidar buna tevessül etmemeli. Savaşın etkilerini yadsımadan, savaşı bahane eden iktidara buradan soruyoruz: Gerçekten yaşadığımız sorunların sebebi tek başına savaş mıdır? 2021 ila 2026 yılları arasında dünyada ham petrol fiyatları %7 düşerken Türkiye'de %640 oranında artmış. Aradaki ne kadar büyük bir fark var. Dolar o dönem 7 lira iken şimdi 45 TL’ye dayanmış durumda. Savaşın olduğu ülkelerde bile gıda fiyatları düşerken, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de gıda fiyatları her Allah’ın günü artıyor. Türkiye’de işsizliğin yüzde 30’a dayanmasına hangi silah neden oldu acaba? Hazine ve Maliye Bakanı, “İran savaşıyla ortaya çıkan sonuçları yönetilebilir buluyoruz” diyor. 2026 yılının ilk 3 ayında asgari ücrette toplam kayıp 7.773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz, Sayın Bakan? Memleketiniz olan Batman'dan Mersin'e, Muğla'ya kadar seracılar, fideciler isyan ediyor. Geçen yıl 1 ton gübre 13.000 TL idi, bu yılın başında 40.000 TL oldu. Madem savaşla ilgili sorunları yönetebiliyorsunuz, gübre fiyatlarını neden yönetemiyorsunuz, Sayın Bakan? Açıkça söylemeliyim ki bu iktidar normal günlerde bile ekonomiyi yönetemezken savaş koşullarında hiç yönetemez. 

Çalışarak aç kalan insan yuvası Türkiye

İşsizlikten kırılıyor bu ülke. İş bulan şanslı insanlardan biriyseniz aldığınız maaşla zaten geçinemiyorsunuz. Birleşik Metal İş'in, BİSAM'ın verilerine göre 2026 Mart ayı itibarıyla Türkiye'de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 32.553 TL, yoksulluk sınırı ise 106.942 TL’ye yükselmiş durumda. 3,6 milyon işçi yasal asgari ücretin bile altında çalışmakta. Kadın işçilerin %60,1'i ya asgari ücretle ya da asgari ücretin altında çalışıyor. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında asgari ücretle çalışma oranında ilk sıralarda yer alıyor. Asgari ücretli ve emekli bu tabloda ne yapsın? Çalışarak aç kalan insan yuvası Türkiye. Bunun altını kalın kalın çiziyorum. Çalışarak aç kalan insan yuvası Türkiye. İşsiz kalsak bir dert, iş bulsak ayrı bir dert. Gelin, asgari ücretteki tabloya beraber bakalım. 2026 yılı için belirlenen asgari ücretin %47'si Nisan ayına gelmeden eridi. Asgari Ücret İnisiyatifi geçtiğimiz günlerde Meclis’e taleplerini iletti. Bizler de buradan bu taleplerin altını bir kez daha çiziyoruz: Asgari ücret hesaplanırken yalnızca bireysel değil hane düzeyinde insanca yaşam koşulları esas alınmalı. Asgari ücret insan onuruna yaraşır bir düzeye çıkarılmalı. Asgari ücret yılda bir değil dört kez güncellenmeli. Asgari ücretin genel ücret haline gelmesine son verecek düzenlemeler hayata geçirilmeli ve gerçek anlamda bir başlangıç ücreti olmalı. Türkiye, ILO 131 Sayılı Asgari Ücret Tespit Sözleşmesini derhal onaylamalı. Asgari Ücret Tespit Komisyonu demokratik ve temsili biçimde yeniden düzenlenmeli.

Ücretli öğretmenlerin haklı talepleri bizlerin de talebidir 

Bugün aramızda Ücretli Öğretmenlerle Dayanışma Derneğinden arkadaşlar var ve onlar da durumlarını şöyle özetliyor. Özlük hakları ve çalışma güvencesi olmayan ücretli öğretmenler asgari ücretin altında ve güvencesiz çalışıyor. Emektar ücretli öğretmenlerse emekli olamıyor. Ücretli öğretmenlere kadro hakkı tanınması taleplerini Meclis’e iletmek üzere bugün parlamentodalar. Uzun yıllar çalışan, mesleki tecrübe sahibi ve mağdur edilmiş ücretli öğretmenler için on bin kadro istiyorlar. Bu haklı talepler bizlerin de talebidir. Yine bugün aramızda geri dönüşüm işçileri var. Geri dönüşüm işçileri bir kez daha hoş geldiniz. Bu işçi arkadaşlarımız sosyal güvenceden yoksun. Meslekleri bir statüye kavuşmuş değil. Çalışma koşulları mutlaka iyileştirilmeli ve belediyeler başta olmak üzere tüm kamu kurumları geri dönüşüm işçileri için kaynaklarını seferber etmeli.

Ülkede yaşanan emek sömürüsünü ne kadar anlatsak bitiremeyiz 

Bugün ayrıca DİSK’e bağlı DEV Yapı İş Sendikası aramızda. Ben bir kez daha hoş geldiniz diyorum. TOBB’un ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi inşaatında çalışan ve üç aydır ücretlerini alamadıkları için direnişte olan işçi arkadaşlarımız bugün parlamentodan seslerini duyurmaya geldi. Yapılan görüşmelerde hak edişlerin tamamının ödenmesi konusunda anlaşma sağlayamayan işçiler, 11 Nisan'dan itibaren direnişte. İşçilerin ücretleri derhal ödenmeli, hak kaybı sonlandırılmalı. Biraz önce arkadaşlarla yaptığımız görüşmede, dört işçinin büyük bir mağduriyet yaşadığını ifade ettiler. Biz de bu şirkete soruyoruz. Dört işçinin mağduriyetini gideremeyen bir şirketseniz bu işi bırakın, yapmayın. Dört işçinin emeğine göz dikmiş bir şirketseniz bu işi bırakın. Yine buradan, “Yerin altında ölüm korkusu, yerin üstünde açlık korkusu” diyerek Ankara'ya doğru yürüyüşe geçen Doruk Maden işçilerini selamlıyorum. Değerli işçi kardeşlerim, verdiğiniz haklı ve onurlu mücadelenin sonuna kadar yanındayız. Sizlerin yürüyüşü ve direnişi bizlerin direnişidir, mücadelesidir. Direne direne kazanacağız, direne direne kazanacağız.

İşçilerin mağduriyetlerini ve bu ülkede yaşanan emek sömürüsünü ne kadar anlatsak bitiremeyiz. 2025 yılında 2105 emekçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş. Bir savaştan ya da doğal afetten bahsetmiyoruz. Çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden işçilerden bahsediyoruz. İşçiler neden iş cinayetlerinde yaşamını kaybediyor? Bir grup sermaye daha fazla kazansın diye. İş güvenliğini bu nedenle ihmal ediyorlar. Karlarına kar katmak için bunu yapıyorlar. Üç kuruş kar için yeterli önlem almayan sermaye ile bunu denetlemeyen kamu ve cezasızlık zırhıyla onları koruyan yargı eşdeğer suça sahip. Allah şahit olsun ki DEM Parti'nin yönetiminde bütün bunların hesabını teker teker soracağız. 

Türkiye'de maden tehdidinden uzak neredeyse bir karış toprak kalmadı

Kapitalist sistem gözünü doğaya da dikmiş durumda. Dağı, taşı, kuşu, böceği, yaşamı komple yok ederek dolar yeşiliyle keselerini doldurma peşindeler. Şu haritaya bakmanızı rica ediyorum. Polen Ekoloji'nin emeğiyle ortaya çıkmış olan bu harita Türkiye'nin parsel parsel nasıl maden şirketlerine peşkeş çekildiğini gösteriyor. Polen Ekoloji'de yaşamı ve doğayı korudukları için tutuklanan Cemil Aksu ve Cemre Nayır'ı buradan selamlıyorum. Direnişlerini de selamlıyorum. Ödedikleri bedele rağmen asla geri adım atmadıkları için onları yürekten kutluyor ve selamlıyorum. Polen Ekoloji’nin ortaya koyduğu veriler bu gerçeği apaçık gösteriyor. 2023-25 yılları arasında 2405 ruhsat sahası satışa çıkarılmış durumda. Giresun’un yüzölçümünün %85'ine maden ruhsatı verilmiş durumda. Bir il düşünün ki %85'i şirketlerin rantına açılmış. Akıl alır gibi değil gerçekten. 86 milyon insanımız bilsin ki Türkiye'de artık maden tehdidinden uzak neredeyse bir karış toprak dahi kalmamıştır. Bu talana karşı hepimiz mücadeledeyiz, hepimiz isyandayız. Tirebolu Sekü'de ve Görele Karlıbel'de köylüler günlerdir nöbette. Fındık yetiştirilen toprakları korumak için mücadele ediyorlar. Ülkenin dört bir yanında insanlar yaşamı savunmaya devam ediyor. Giresun'dan Şırnak'a, Muğla'ya, Varto'ya, Karlıova'ya kadar Türkiye'nin ve Kürdistan coğrafyasının tamamı bu saldırı altında ve herkes direnişte. Köylüler direniyor. Hukuk, köylüye direnemezsin diyor ama şirketlere toprakları, havayı, suyu alabildiğine sömürebilme izni veriyor. Mehmet Türkmen, “İşçiler ölmesin” dedi ve tutuklandı. Esra Işık, “Doğanın haklarını korumalıyım” dedi ve tutuklandı. Başaran Aksu, holding talanına yeter, dedi. Holding emretti ve Başaran Aksu tutuklandı. Mehmet Türkmen'e, Esra Işık'a ve onu savunduğu için tutuklanan Doğukan Akan'a, Başaran Aksu'ya ve onu savunan avukatına buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Sizler asla yalnız değilsiniz, mücadelede ve direnişte hep beraberiz. 

Barış sürecini başarıya ulaştırmak için kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik 

Geçtiğimiz hafta dünya, Ortadoğu ve Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirmek üzere bir dizi toplantı gerçekleştirdik. Beş gün süren toplantıları tamamlamış olduk. Dünyada artan ırkçı, faşist, otoriter, erkek egemen, doğa düşmanı rejimlere karşı dünya halkları direnmek istiyor, direniyor. Bu ezim ezim ezilmeye karşı insanlar susmuyor, susmayacak. Savaş ve çatışmalar sadece Ortadoğu'yla sınırlı değil, Avrupa kıtası dahil olmak üzere her yere yansımış durumda. Bu tabloda Türkiye'nin içerisinde bulunduğu çoklu krizleri ve mücadele hattımıza yeni neleri katabileceğimizi hep birlikte bu toplantılarımızda değerlendirdik. Bir yandan ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, diğer yandan barış sürecini başarıya ulaştırmak için çalışma kararlılığını bir kez daha teyit ettik. İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık ve ücretlerin aşırı düşük olması yurttaşın belini kırdı. Yurttaş aç ve karnı doysun, kirasını ödeyebilsin, çocuğunu okula gönderebilsin istiyor. Bundan daha doğal ne var ki? Bu talepten daha doğalı var mıdır? Milyonlarca Kürt ve dostları, bu ülkenin hak ve vicdan sahibi yurttaşları Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyor. Bundan doğal bir talep olabilir mi? Milyonlarca yurttaş seçilmişlerin, Ekrem İmamoğlu'nun, Figen Yüksekdağ'ın, Selahattin Demirtaş'ın, Can Atalay'ın haksız ve hukuksuz bir şekilde hapiste tutulduğuna inanıyor ve serbest bırakılmasını istiyor. Bundan daha doğal bir şey var mı? 

Yurttaşların tamamına yakını bu ülkede artık demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor

Yurttaşların tamamına yakını, “Bu ülkede artık demokrasinin kırıntısı kalmadı” diyor. Bu ülkenin üçte ikisinden fazlası, “Yargı tamamen siyasi saiklerle hareket edip karar veriyor” diyor ve bağımsız bir yargı istiyor. Aleviler hala çok güçlü bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya. Hala her yerde Aleviler ötekileştiriliyor. Aleviler, kendi inançlarının Kültür ve Turizm Bakanlığının kenar süsüymüş gibi muamele görmesini asla kabul etmiyor. Aleviler cemevlerinin ibadethane, inançlarının bir inanç olarak kabul edilmesini istiyor. En önemlisi de Aleviler bu topraklarda eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde bütün haklarının ve varlıklarının tanınmasını istiyor. Milyonlarca kadın özgür yaşamak istiyor. Geçtiğimiz Mart ayında 32 kadın erkekler tarafından katledildi. Kayda geçen şüpheli kadın ölümleri de cabası. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sanki bu kadın cinayetleri uzayda işleniyormuşçasına uzaktan bakıyor. Bu işin birinci dereceden sorumluları onlar ama sanki kadın cinayetleri uzayda oluyormuş, Türkiye'de yokmuş gibi davranıyorlar. Ve ne yaptılar biliyor musunuz? 150.000 TL’lik evlilik kredisi gibi saçma yöntemler geliştirmeye kalktılar. Kadınlar şiddetsiz, emek ve beden sömürüsü olmadan bir hayat sürdürmek istiyor. Dün parlamentoda grubu bulunan partilerden kadınların oluşturmuş olduğu yeni bir oluşum partimizi ziyaret etti. Birçok siyasi partinin içinde olduğu bir oluşum. Genel siyaset açısından, parlamentoda etik değerler açısından önemli. Özellikle eril davranışların ortadan kaldırılması, toplumda kadın renginin daha fazla hakim olması ve farkındalığın daha çok artması için önemli. Buna hizmet edeceğine olan inancımızla bu oluşumu tebrik ediyoruz, kutluyoruz, başarılar diliyoruz.

Bir iktidarı meşru kılan şey halkın sesine kulak vermesi ve yurttaşın rızalığını almasıdır 

Yurttaş, seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Kayyımların bir an önce lağvedilmesini, seçilmiş belediye başkanları ve eşbaşkanlarının görevlerine iade edilmesini istiyor. Yine yurttaş, muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor. Belediyelere sistematik gözaltı ve tutuklamaları hukuki değil siyasi bir rekabetin sonucu olarak görüyor. Bu baskılar Barış ve Demokratik Toplum Sürecini de olumsuz etkiliyor. DEM Parti olarak yaptığımız yüzlerce buluşma ve ziyaretlerde karşımıza çıkan en temel sorunlardan biri bu. Bizim sahadaki deneyimimiz, gözlemimiz ve tespitimizle net olduğunu buradan ifade ediyorum. İktidara önerimdir; bu konularda sahici araştırmalar yapsın, anketler yapsın. Sonuçlarını kamuoyuyla paylaşırlar mı, emin değilim. Muhtemelen paylaşmazlar. Ama şundan çok eminim. Burada söylediğimiz her şeyin gerçek olduğunu yapacakları bu araştırmalarla kendileri de çok net bir biçimde görecek. Şu unutulmamalı ki bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargıç gücü değildir, halkın sesine kulak vermesidir. Yurttaşın rızalığını almasıdır onun meşruluğunu arttıracak olan.

Bu dönemde temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıdır 

Bizler, herkes için demokrasi diyerek yola koyulduk. Bizler, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Temel odağımız bu dönemde budur. Kim ne derse desin biz bu odaktan ayrılmayacağız. Demokratik cumhuriyete giden yolu açmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Her yurttaşımızın demokratik bir cumhuriyette yaşama hakkı vardır. Bizler bu topraklarda barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için ne olursa olsun yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadelemize devam edeceğiz.

Ezilenlerin sözüyle 1 Mayıs alanlarını birlikte renklendireceğiz

Hepinizin malumu önümüz 1 Mayıs. 1 Mayıs; işçi sömürüsü ve katliamlarına, doğa talanına, kadına yönelik şiddete, Kürt’e reva görülen haksızlıklara, Alevi'ye dayatılan kimliksizliğe, doğa savunucularına yönelik zulme, LGBTİ+’ların yok sayılmasına karşı hepimizin bir arada durduğu dayanışma ve mücadele günüdür. 2026 1 Mayıs'ını savaş tamtamlarının gürültüsünde, açlık oyunlarının pençesinde, katliam tehditlerinin eşiğinde olduğumuz bir dönemde yaşayacağız. Bizler 1 Mayıs'ta bir umut penceresi açmak istiyoruz. 1 Mayıs; evine ekmek götürmek için sabah akşam fabrikalarda, tarlalarda, madenlerde, iş yerlerinde, market kasalarında, depolarda, ofislerde ve nice iş kolunda güvencesiz geleceksiz, sendikasız çalışanların ve emeklilerin eşitlik çağrısıdır. Geleceksizlikle boğuşan işsiz gençlerin, tek bir güvencesi olmayan milyonlarca emekçinin adalet çağrısıdır. Merdiven altı atölyelerde güvencesiz ve ucuza çalışan, emeği görülmeyen kadınların seslerini yükselteceği bir gündür 1 Mayıs. Bu çağrı İstanbul'adır. Bu çağrı Ankara'yadır. Bu çağrı İzmir'e, Amed'e, Van'a, Batman'adır. 1 Mayıs tüm gadre uğrayanların dayanışma ve mücadele günüdür. 8 Mart'ın direnci ve Newroz’un ruhuyla 1 Mayıs'ta zafere bir adım daha yaklaşacağız. DEM Parti Eş Genel Başkanları, PM ve MYK üyelerimiz, vekillerimiz, il-ilçe örgütlerimiz olarak hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Emek ve demokrasi güçleriyle dayanışmamızı daha çok büyüteceğiz. DEM Parti flamalarıyla ve renkleriyle her yerde büyük kortejlerle 1 Mayıs'a katılım sağlayacağız. Bütün ezilenlerin kendi sözüyle, rengiyle, baretiyle, önlüğüyle 1 Mayıs alanlarını hep birlikte renklendireceğiz. 

Son olarak şu vurguyu yapmak isterim. İktidar, Taksim sendromundan kurtulmalı. Dünya ülkelerinin birçoğunda büyük kentlerin kent merkezleri gösteri alanıdır, böyle kabul edilir. Herkes istediği basın açıklamasını yapar, mitingi yapar. Ama Taksim yasaklandı. Taksim yasağı mutlaka ama mutlaka kaldırılmalıdır. Taksim 1 Mayıs'a açılmalıdır. Yaşasın 1 Mayıs! Biji Yek Gulan!

14 Nisan 2026