Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi:
Hepinize hoş geldiniz diyorum. Ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sevgili Sırrı Süreyya Önder’in abisi bugün aramızda. Ben bir kez daha Sırrı Süreyya Önder’i saygı ve minnetle anıyorum.
Kürtçe, eğitim hakkına kavuşmalı ve anayasal güvenceye alınmalı
Değerli arkadaşlar bu hafta 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. Hawar ile başlayan tarihsel yürüyüş bugün Perwerdaya Kurdî talebiyle sürüyor. Bir dilin yüz yılı aşan mücadelesi, bir dilin kendisini konuşmadaki ısrarı. Bu bir onur mücadelesidir. Bir dili susturmak demek, bir halkın hafızasını ortadan kaldırmak demektir. Kürtçe ve tüm anadiller bu coğrafyanın ortak mirasıdır ve anamızın sütü kadar bizlere haktır, helaldir. Kürtçe evde, okulda, hastanede, mahkemede, belediyede, Meclis’te, her yerde yaşamalı; eğitim hakkına kavuşmalıdır. Anayasal güvence altına alınmalıdır. Celadet Ali Bedirhan şahsında Kürt dilinin yaşaması için emek veren, büyük bedeller ödeyerek dil mücadelesini bugünlere kadar taşıyan herkesi saygıyla anıyorum. Bütün Kürt halkının Kürt Dil Bayramını kutluyorum. Cejna Zimanê Kurdî pîroz be.
Kayyım zulmü artık bitmeli, bütün seçilmişler görevlerine iade edilmeli
Değerli arkadaşlar, geçen hafta Van Cezaevine gittik heyetimizle birlikte. Hakkari Belediye Eş Başkanımızı ve bir önceki dönemde belediye eş başkanlığımızı yapmış olan Cihan Karaman'ı ziyaret ettik. 2014'ten bu yana Hakkari'de seçilen her belediye eş başkanı ne yazık ki cezaevini gördü. Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi, Cihan Karaman ve en son da Mehmet Sıddık Akış. Geçtiğimiz günlerde Mehmet Sıddık Akış’a tam 19,5 sene hapis cezası verildi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bugünlerde bizler barışı konuşuyoruz, Türkiye'yi demokratikleştirmeyi konuşuyoruz. Bu verilen cezayı kabul etmek, hele de bu süreçte kabul etmek mümkün değil. Her seçimden sonra halkın iradesi kelepçelendi. Mazbata yerine kayyımlar konuldu. Yıllarca cezaevi, kesintisiz zulüm ve kesintisiz kayyım. Bunlar, hele de tekrar altını özellikle çiziyorum, böylesi dönemlerde kabul edilebilecek konular değildir. Kürt meselesi, sandığa giden Kürt'ün iradesinin cezaevine atılmasıyla sembolleşti. Hukuk bunun neresinde? Bu tastamam zulümdür, yok saymadır. Tastamam seçimleri de yok saymaktır. Yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almaktır. Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı, kayyım zulmü artık bitmeli. Halkın iradesine ve sandığa saygı gösterilmeli. Bütün seçilmişler görevlerine iade edilmeli. Sevgili Sıddık ve Cihan eş başkanlarımız, başta Hakkari halkı olmak üzere bütün halklarımıza selam ve sevgilerini iletti. Ayrıca da Amedspor'un başarısından duydukları büyük mutluluğu ifade ettiler. Onların bu mesajını iletiyorum ve Amedspor'un başarısını bir kez daha hep birlikte kutluyoruz.
Sendikal faaliyet suç değildir; Mehmet Türkmen ile dayanışma içerisinde olacağız
Grup toplantımızı gerçekleştirdiğimiz şu sırada BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in davası görülüyor. 58 gündür tutuklu Mehmet Türkmen’in suçu ne? Sendikalı olmak, sendikal mücadeleyi örgütlemek; işçinin, emekçinin, yoksulun hakkını örgütlemek. Evet, bundan dolayı yargılanıyor. Suçu buymuş. Sendikal faaliyet asla suç değildir. İşçinin, emekçinin hakkını savunmak suç değil, bir onur ve görevdir. Hak arama mücadelesi yargı eliyle bastırılamaz. Mehmet Türkmen’in acilen serbest bırakılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyorum. Umuyorum ki şimdi bu toplantımızı gerçekleştirirken serbest bırakıldığının haberini alırız. Mehmet Türkmen’le her daim dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.
Soma’da 301 madencinin ölümü iş cinayetidir, ihmaldir
Yarın, 2014’te gerçekleşen Soma Katliamının yıldönümü. Maden katliamında hayatını kaybeden 301 maden işçisini saygıyla anıyoruz. Soma’da 301 madencinin katledilmesi bir kader değil, bir fıtrat hiç değil. Soma’da 301 madencinin ölümü demek bir iş cinayetidir, ihmaldir; acımasızca o işçilerin denetimsiz bir şekilde çalıştırılmalarına göz yummaktır. Şirketlerin ruhsatları tam mı değil mi bakmadan, koşullar tam mı değil mi bakmadan o ruhsatları gelişigüzel imzalamaktır bunun nedeni. Gerçek sorumlular ne yazık ki korunuyor. Doğru düzgün hiç kimse yargılanmadı Soma Katliamında. İşçinin hakkını savunan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay ise hapiste. Neden? İşçilerin haklarını savundukları için. Ama esas suçlular, esas yargılanması gerekenler terfi üstüne terfi alıyorlar. Dönemin başbakanlık müşaviri maden işçisini tekmelemişti. Hangi birimiz unutabilir ki o fotoğrafı? Bir işçiyi bir bürokrat tekmeleme hakkını kendinde nasıl bulabiliyor? Nasıl böyle zehirlenmiş bir yetkiyle donatılabilir? İşte bunlar ödüllendiriliyor, terfi ediliyorlar ama hak savunucuları hapishanede. Bu tablo Türkiye’deki adaletsiz düzenin en somut kanıtıdır. Katillerin kollandığı, hak arayanların cezalandırıldığı mafyalaşan bu sömürü düzenine karşı emeğin onurunu sonuna kadar savunacağız. Bizler Soma’yı unutmadık, unutmayacağız. Soma için adalet demeye devam edeceğiz. 301 madencinin ve ailelerinin haklarını savunmaya devam edeceğiz. Unutmadık, unutmayacağız.
Türkiye’de ilk kez Engelliler Onur Yürüyüşüne öncülük eden Engelliler Komisyonumuza teşekkür ediyoruz
10-16 Mayıs Engelliler Haftası. Bütün engelli yurttaşlarımızı buradan selamlıyorum. Milyonlarca engelli, sesinin duyulmasını, maruz kaldığı ayrımcılığın giderilmesini istiyor. Engeller bedende değil. Kentler erişilemez, politikalar ayrımcı, anlayış sağlamcı olduğunda engeller ortaya çıkar. Engelliler Haftası aynı zamanda bir hak mücadelesi haftasıdır. Engelliler merhamet değil hak, sadaka değil eşitlik, söz ve karar hakkı istiyor. 10 gün önce Engelliler Komisyonumuzun öncülüğünde Diyarbakır'da Engelliler Onur Yürüyüşü gerçekleştirildi. Engelli yurttaşlar ve kurumlarının katılımıyla gerçekten çok görkemli bir yürüyüş oldu. Yürüyüşte emeği geçen bütün arkadaşlarımıza, katılımcı bütün kurumlara, engelli yurttaşlarımıza ve bu çalışmaya öncülük eden Engelliler Komisyonumuza çok teşekkür ediyorum.
Engellerin olmadığı bir yaşamı hep beraber inşa edebiliriz
Engelliler bu yürüyüşte taleplerini haykırdı. Engellilerin talepleri bizim taleplerimizdir. Buradan iktidara sesleniyorum: DEM Parti'nin Engellilik Manifestosu önünüzde duruyor. Çözüm orada, talepler orada. Engellilerin sesine kulak verin. Gelin, hep birlikte engellilerin taleplerini karşılayalım. Engellilerin eşit haklardan yararlanabileceği kapsamlı bir yasayı parlamentodan hep beraber çıkaralım. Engelsiz bir dünya mümkün. Engellerin olmadığı bir yaşamı hep beraber inşa edebiliriz ve bu hepimizin boynunun borcudur. Burada bulunan, ekranları başında bizleri izleyen bütün engelli kardeşlerimize şu sözü bir kez daha yineliyoruz: Sizin talepleriniz bizim talebimizdir ve talepleriniz gerçekleşene kadar hem parlamentoda sesiniz sözünüz olacağız hem de meydanlarda, mücadele alanında hep birlikte olacağız, dayanışacağız ve mutlaka başaracağız.
Bir doğa harikası olan Peri Vadisi'ni zehirlemek istiyorlar
Değerli Türkiye halkları, Türkiye'de doğa son hızla talan ediliyor, yaşam alanları sermayeye son hızla peşkeş çekiliyor. Talan edilen yerlerden biri de Peri Vadisi. Bu vadi yıllardır kuşatma altında. Baraj, HES, av turizmi derken şimdi de JES tehdidi altında. Bingöl'ün, Dersim'in ve Elazığ'ın kesişimindeki bu kadim vadi bereketli topraklarıyla, balıyla, horoz fasulyesiyle, dünyaca ünlü açan bitkileri ve çiçekleriyle çok güzel bir yer. Gitmeyen varsa içimizde lütfen gitsin ve bu cennet parçası doğa harikasını görsün. Ama bu doğa harikasını şimdi zehirlemek istiyorlar. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu yıllardır bu tehditlere karşı mücadele veriyor. Suyun şirketlere, toprağın ve doğanın talana açılmasına karşı ortak yaşamı savunuyor, temiz bir yaşamı savunuyor. Bugün grup toplantımızda Peri Vadisi yaşam savunucuları da var. Ayrıca Muğla İl Örgütümüz ile birlikte yine toplantımıza iştirak eden doğa savunucuları aramızda. Ben sizlere de bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Baş göz üstüne geldiniz. Verdiğiniz mücadele çok kıymetli gerçekten. Jeotermal bu vadinin balına hayat veren çiçekleri zehirleyecek. Arılar çiçeğe değil ölüme konacak. Horoz fasulyesinin kökü kurutulacak. “Kalkınma, enerji, yatırım” diyerek anlatılan bu hikayenin bedelini şirketler değil; başta oranın insanı, köylüsü olmak üzere bütün canlılar en ağır şekilde ödüyor. Varto’nun, Karlıova'nın, Kaynarpınar'ın buna rızası yoktur.
Türkiye’nin dört bir yanında yaşamı savunanlar kazanacak
Geçen hafta Danıştay önemli bir karar aldı. Birçok davaya da emsal teşkil edecek bir karar. Akbelen'de acele kamulaştırma kararındaki yürütmeyi durdurdu. Bu, hukuksuzluğun mahkemece açıkça tescil edilmesi demektir. Diğer davalara da örnek olmasını temenni ediyoruz. Biliyorsunuz bu kürsüde çok dillendirdik Esra Işık'ın tutukluluğunu. Esra Işık hava, su, doğa, bütün canlılar için mücadele etti. Onların sesi, sözü oldu. Bu nedenle tutukluydu. Dün Esra Işık serbest bırakıldı. Kendisiyle ve değerli annesiyle dün telefonla görüştüm, geçmiş olsun dileklerimizi ilettim. Onun da buradan selamlarını iletmek isterim size. Gördüğü dayanışmadan dolayı da teşekkür ettiği duygu ve düşüncelerini bizimle paylaştı. Bizler de buradan Esra Işık'a bir kez daha aramıza hoş geldin diyoruz. Mücadeleye de kaldığımız yerden hep beraber devam edeceğiz. Akbelen'den Peri Vadisi’ne, Giresun Sekü'den Varto'ya, Karlıova'ya, Besta'ya bu mücadeleler artık birbirinin sesi olmuş durumda. Toplumda doğanın savunulmasıyla ilgili duyarlılık her zamankinden çok daha fazla arttı. Bu çok önemli bir şey. İşte bu parçalı direnişlerin bir araya gelmesi, Türkiye'de bulunan çok sayıdaki çevre ve doğa savunucusu platformun bir arada olması daha güçlü bir sinerji yaratacaktır. Bundan da eminiz. Ve köylüler, halk direndikçe gerçekten sonuçlar alındığını da gördük değerli arkadaşlar. Türkiye'nin dört bir yanında yaşamı savunanlar kazanacak ve talan düzeni er ya da geç kaybedecek.
Kadının adını silenler, kadını öldüren zihniyetle aynıdır
Bu ülkede işçiler katlediliyor, sorumlular hesap vermiyor. Doğa talan ediliyor, iktidarsa talan ruhsatı dağıtmaya devam ediyor. Kadınlar katlediliyor, faillerse korunuyor. Sadece geçen ay 24 kadın katledildi, 14 kadının ölümü ise şüpheli olarak açıklandı. Bu yılın ilk 4 ayında 99 kadın katledildi erkekler tarafından. Yani neredeyse her gün en az bir kadın katlediliyor. Peki, bu iktidar ne yapıyor? Bu iktidar bu katliamı, katliamları durdurmak için hangi somut adımı atıyor? Şiddet failleri için caydırıcı bir yasa mı çıkardı? Mevcut olan yasaları etkin bir şekilde mi kullandı? Hayır. Hepsine hayır. Ama “Aile ve Nüfus 10 Yılı” ilan etti. Geçen yılı da Aile Yılı ilan etmişlerdi. Sonucu ne oldu? 99 kadın katledildi. Kadınların katledilmesinin önüne geçmek için tek bir somut eylem planları yok. Alınan tek bir acil tedbir de yok. Kadının adı bakanlıktan silindi. Yani şu anda kadının bakanlıkta adı yok. Onun yerine aile getirildi. Kadının onlardaki algısı ne biliyor musunuz? Doğuran bir makine, bir robot. Kadın insan ve eşit yurttaş değil onların algılarına göre. Kadının adını silenler, kadını öldüren zihniyetle aynıdır. Bu anlayış; kadının özgürlüğünü, emeğini, hayalini ve eğitim hakkını elinden alıyor. Kadınlar şaşaalı kampanyalar istemiyor, yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil bütçe istiyor. Söz değil koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce herkes harekete geçsin istiyor. Yeter artık. Biz kadınlar güven içinde yaşamak istiyoruz; eşit, adil ve özgür yurttaşlar olarak yaşamak istiyoruz. Ölüm tehlikesiyle, her an şiddet yaşayabiliriz korkusuyla değil, özgürce bu coğrafyada yaşamak istiyoruz. Kadın, yaşam, özgürlük. İşte biz kadınların yaşam felsefesi ve mücadele felsefesi budur. Mara, haya, hırıye. Jin, jiyan, azadî.
Öyle bir Türkiye olduk ki zengine sınırsız kaynak, yoksula sonsuz açlık
Değerli halklarımız, bakın biz nasıl bir Türkiye olduk. Öyle bir Türkiye olduk ki zengine sınırsız kaynak, yoksula sonsuz açlık. Yılın ilk dört ayında enflasyon ve vergiler nedeniyle işçi ücretleri eridi. Rakamları çarpıtan TÜİK verilerine göre bile asgari ücret yılbaşından bu yana 3.585 lira erimiş durumda. Emekli maaşı ise 2.554 lira değer kaybetti. TÜİK Başkanı, buz dağının sadece bir kısmını gösterince hemen görevden alındı. Ey AKP, TÜİK Başkanını görevden aldığınızda tamam mı oldu yani? Bütün sorunlar halloldu mu yani? Enflasyon sorununu mu çözdünüz? Bu mu yoksullukla mücadele planınız? Gerçekten bu, yurttaşla düpedüz alay etmektir. Düpedüz sorumluluktan kaçmaktır. Türkiye, enflasyonda Avrupa'da birinci, dünyada beşinci sırada. Yanlış duymadınız. Bu korkunç bir şey. Yoksulluk tanımı artık lüks kalıyor. Ülke sefaletin dibinde. Türkiye تركيا تعيش في أدنى مستويات البؤس. Artık yeter, edî bes e diyor halk. Bu tablonun sorumlusu, çeyrek asırdır bu ülkeyi yöneten AKP'dir. Şimşek programı sorunları çözmedi, büyüttü. Yüksek enflasyon devam ediyor, hayat pahalılığı gittikçe derinleşiyor. Açlık sınırı 35.000 lira, yoksulluk sınırı 113.000 lira. Bu sayılar gerçek. Bu sayıları mutfakta kaynamayan tenceremizde, yoksulun çocuğunu okula gönderirken çantasına bir ekmek, bir süt koyamamasında görüyoruz. Buna karşın yılın ilk çeyreğinde bankaların başını çektiği 21 şirket, milyar liralarla ödüllendirildi. Milyarlarca para bu şirketlere harcandı, bunlar ödüllendirildi. Bu aleni bir servet transferidir. Emekçinin cebinden alıp sermayenin cebine akıtan bir hortum kurmuşlar adeta.
Bırakın kurban kesmeyi, eti aylarca göremeyen insanlar var
Şimdi de “Varlık Barışı” adıyla yeni vergi muafiyetleri getiriyorlar. “Yurt dışındaki sermayeyi getireceğiz, İstanbul'u yeni Dubai yapacağız” diyorlar. Bunun Türkiye'ye maliyeti çok büyük, 34 milyar TL. Peki, sermayeye kıyak çekilen bu 34 milyar TL'nin boşluğunu nereden dolduracak bu iktidar? Emeklinin, emekçinin, yoksulun, küçük esnafın, çiftçinin, işçinin cebinden; öğrencinin sofrasından, çocukların ekmeğinden kısarak sermayeyi daha fazla zengin etmenin peşindeler. Sermaye için burayı Dubai yapmaya çalışıyorsunuz ama işçi, emekçi, yoksul, işsiz, esnaf, çiftçi kan ağlıyor kan! Onlar için artık yaşam zehre dönüşmüş. İki hafta sonra Kurban Bayramı. Bırakın kurban kesmeyi, eti aylarca göremeyen insanlar var bu topraklarda. Eti gramla alan insanlar var. Eti unuttu toplum. Bu kadar büyük bir hayat pahalılığı var ve ücretler bunun karşısında eriyor.
Yoksulluğu izleyen değil, yoksulluğa çözüm üreten bir iktidar lazım bu ülkeye
Bakın, ekonomik darboğaz toplumsal gerilimi de muazzam bir şekilde yükseltmiş durumda ve iktidar bu tabloyu izliyor. Bu tabloyu kendi yöntemleri ile çözmeye değil yönetmeye çalışıyorlar. Yoksulluğu izleyen değil, yoksulluğa çözüm üreten bir iktidar lazım bu ülkeye. Açlık, yoksulluk ve sefalete karşı pembe yalanları değil, tam tersine acı gerçekleri çözecek reçeteleri ortaya koyacak bir iktidar lazım. Asgari ücret ve en düşük emekli maaşı, yoksulluk sınırının yarısı olan 55.000 TL'ye yükseltilmeli. DEM Parti olarak bu konudaki ısrarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Aynı şekilde emekliye bayram ikramiyesi de asgari ücret tutarında açıklanmalı. Zalimin yönettiği bu düzene bizler mutlaka son vereceğiz. Bu topraklarda ezilenin ve sömürülenin yönettiği bir düzeni bizler hep beraber kuracağız.
Dargeçit başta olmak üzere tüm faili meçhul cinayetleri unutmayacağız
Değerli arkadaşlar, değerli Türkiye halkları; 27 Şubat çağrısından bu yana devam eden Barış ve Demokratik Toplum Sürecine geçmeden önce, bu sürece gölge düşüren bir yargı kararından bahsetmek istiyorum. Dargeçit JİTEM Davasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı düşürdü. Adalet Bakanı daha yeni, “Faili meçhullerle ilgili bakanlık bünyesinde birim kurduk” demişti. Bunu olumlu karşılamıştık ama o zaman demiştik ki şayet bir imaj yaratmak, bir göz boyamak için alınıyorsa bu karar boşu boşuna alınmıştır. Ve bakın bugün Dargeçit Davası ile ilgili aldıkları karar aslında bu oluşumu boşu boşuna kurduklarını gösteriyor. Eğer gerçekten faili meçhullerle yüzleşmek isteniyorsa bilinsin ki insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı diye bir şey yoktur, olamaz. Dargeçit'teki katliamda üçü çocuk yedi kişi gözaltına alındıktan sonra katledildi, bir uzman çavuş kaybedildi. Mardin Dargeçit’te 29 Ekim 1995 ile 8 Mart 1996 tarihleri arasında katledilen isimler. Biz unutmadık. Siz unutturmak istiyor olabilirsiniz, davayı düşürmek istiyor olabilirsiniz ama toplumun hafızası dipdiri, bizim hafızamız dipdiri ve unutmadık. 12 yaşındaki Davut Altınkaynak’ı unutmadık. 14 yaşındaki Seyhan Doğan’ı, 16 yaşındaki Nedim Akyön’ü, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan’ı, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay’ı, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun’u, 24 yaşındaki Hikmet Kaya’yı unutmadık. 57 yaşındaki Süleyman Seyhan'la kaybedilen uzman çavuş Bilal Batırır'ı hala hatırlıyoruz, unutmadık. Ve bizler var oldukça Dargeçit başta olmak üzere, faili meçhul diye ifade ettikleri cinayetlerin ve kaybettirmelerin hiçbirini unutmayacağız. Hakikat açığa çıkana kadar, gerçek bir yüzleşme sağlanana kadar, gerçek bir özür dilenene kadar da bu hakikati haykırmaya, bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz.
Barış Annelerinin beyaz tülbenti Meclis’te barış yasasının çıkarılmasının talebidir
Değerli Türkiye yurttaşları, insanlar ölüleri için adalet talep ediyor. Evlatlarını kaybeden anneler barış için yürüyor. Siyasi parti liderlerinin kapısını çaldı anneler ve elinizi çabuk tutun dedi siyasilere. Barış Anneleri, geçen hafta siyasi partileri ziyaret etti ve parti liderlerine kenarları iğne oyasıyla işlenmiş beyaz tülbentler hediye etti. Beyaz tülbentin anlamı çok büyük, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Buradan bir kez daha bunu hatırlatmak istiyoruz. Kürt geleneğinde kadınların kavga anında attığı tülbent sulha davettir. O tülbent bugün Meclis’te barış yasasının çıkarılmasının talebidir. O tülbentlerin gösterdiği yol barışın kapısının açılmasına yöneliktir. DEM Parti olarak bizler de bu çağrıyı aldık. Anaların bu çağrısına asla kayıtsız kalmadık, kalmayacağız. Annelerin bize teslim ettiği beyaz tülbentleri barışın vesikası yapacağımızın sözünü veriyoruz. Acılarına rağmen, yaralarına rağmen, yaslarına rağmen barış mücadelesi vermekten bir an bile geri durmayan, barışı dillerinden düşürmeyen, barış için her an ve her yerde mücadele eden Barış Annelerimize buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.
Mekanizmaya dair tartışma komisyon raporunun yasalaşma sürecini geciktirmemelidir
Değerli halklarımız, Barış ve Demokratik Toplum Süreci Türkiye'nin kritik gündemlerinden biri. Süreç bir müddettir durağan. Bu yavaşlama halinden mutlaka ama mutlaka çıkılmalı. Bunun bir yolu bulunmalı. İvmenin artması için de bizler DEM Parti olarak yoğun bir çaba içindeyiz ve somut önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Geçen hafta sürecin ilerletilmesi için bazı mekanizmaların kurulmasıyla ilgili çeşitli açıklamalar yaptık. Bizlerin de başka siyasi partilerin de açıklamaları oldu. İsim tartışılabilir, içerik tartışılabilir ama bir gerçek var ki o tartışılamaz. Siyaset kurumu, taraflar, aktörler ve sivil toplum arasında köprü kuracak, mekik dokuyacak bir mekanizma ihtiyaçtır ve bu hızla oluşturulmalıdır. Hem bugünkü tıkanıklığı gidermek hem de süreç içerisinde ileride oluşma ihtimali olan sorunları çözmek, o sorunlardan başarıyla çıkabilmek için bu tür mekanizmalara ihtiyaç var. Önemli bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Kurulacak bu mekanizma sürecin siyasi muhataplığını da üstlenebilir. Bu mekanizmaya dair tartışma, komisyon raporunun yasalaşma sürecini asla geciktirmemeli. Bu iki mesele eş güdüm içerisinde birbirini tamamlayarak pekala ilerleyebilir. Birini, diğerinin bekletilmesi için bir gerekçe haline getirmemek lazım.
Süreç, "benim ihtiyacım, senin ihtiyacın" diyerek sürüncemede bırakılamaz
Komisyonun yayımladığı sonuç raporundaki altıncı bölümün birinci başlığında şu ibare geçiyor: “Komisyonun bir diğer önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal bir çerçevenin belirlenmesi”. Yani açık bir şekilde adımların birlikte ifa edilmesi belirtilmiştir. Değerli yurttaşlarımıza ve özellikle de yetkililere, bu sürecin muhataplarına sesleniyorum: Bu süreç, “benim ihtiyacım, senin ihtiyacın” diyerek sürüncemede bırakılamaz. Süreç barışın ihtiyacına göre şekillenmek durumunda. Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor. Bu ülkenin ekonomisinden, barış umudundan, özgürlük ve demokrasi umudundan çalınıyor. Allah muhafaza, bu tarihi fırsatı kaçıracak olursak, bu tarihi eşiği başarıyla atlayamazsak bunun hesabını kim ve nasıl verecek? Bunu hiç düşünüyor musunuz? Bakın, bayram sonrası denildi, bir dönem geçti, ikinci bayram geldi, Kurban Bayramı. Zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemeler gündeme alınmalı. Sayın Kurtulmuş'a da önerimiz, lütfen bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın, Meclis’in başında durun ve raporun yasalaşması için itici güç olun. Meclis’te istişare edelim hep birlikte. Olmazları sonraya bırakalım, olurları öne alalım ve buradan ilerleyelim. Bu tıkanıklığı aşalım. Yaz mevsimine barışın güçlü umuduyla girelim hep beraber. Bütün adımların bir anda atılamayacağını biliyoruz. Zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu da çok iyi biliyoruz. Çok büyük emek ve cesaret isteyen bir süreç olduğunun da farkındayız. Ama bütün bu zorlukların üstesinden istersek hep birlikte gelebiliriz. Zaman kaybetmeden, hemen bu hafta somut adımların atılmasıyla ilgili mutlaka bir pratik gerçekleşmeli ve bir yol haritası çıkarılmalı. Bu konuda sorumluluk alalım, hep birlikte sorumluluk alalım ki memleket rahatlasın.
16 Mayıs’ta "Barış İçin Adım At" şiarıyla alanlarda olacağız
DEM Parti olarak, 16 Mayıs'ta, “Barış İçin Adım At” şiarıyla Türkiye'nin, Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında alanlarda ve meydanlarda olacağız. Bütün halkımızı da barışın sesini daha güçlü kılmak için, barışın toplumsallaşmasına katkı sağlamak için, bu sürecin en sağlıklı şekilde ilerlemesini sağlamak için 16 Mayıs'ta alanlara, meydanlara davet ediyorum. O gün hep birlikte barışın sesini en yüksek şekilde haykıralım.
Şırnak'ta barış arayışının ruhuna aykırı bir şekilde işleyen bir mekanik var
Bu kadar güzel umutlardan bahsediyoruz ama sürekli karşımıza negatif pratikler çıkıyor. Şırnak'ta barış arayışının ruhuna aykırı bir şekilde işleyen bir mekanik var. Ve bu mekanik, Eğitim Sen Şırnak Şubesi başkan ve yöneticileri ile Şırnak Sağlık Emekçileri Sendikası üyeleri hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası istemiyle soruşturma başlattı. Peki, nedir bunun gerekçesi? Cenazeye gitmişler, Fatiha okumuşlar. Suriye'de insanların öldürülmemesi için alanlara çıkmışlar, barış eylemlerine demokratik zeminde destek olmuşlar. Yani bir yurttaş olarak yasal haklarını kullanmışlar. Bir de gerekçede ceza istemi için de diyorlar ki DEM Parti'nin düzenlediği etkinliğe katılmak. Valinin imzasıyla gelen belgede bu cümle yazıyor. DEM Parti bu ülkenin en büyük 3. partisidir. DEM Parti Kürt'ün, Alevi'nin, Türk'ün, Êzidî'nin, burada sayamadığım çok sayıda farklı halkın ve inancın partisidir. DEM Parti ezilenlerin ve sömürülenlerin partisidir. DEM Parti, devam etmekte olan bu süreçte müzakere ve diyaloğu yürüten siyasi partidir. Bu partinin bir çağrısına, bir etkinliğine katılmayı suç addedemezsiniz. Buradan Milli Eğitim Bakanına, Sağlık Bakanına ve İçişleri Bakanına açık çağrı yapıyoruz: Bu hatanın önüne geçin. Şırnak'ta işleyen bir paralel mekanizma varsa bu mekanizmanın yargılanmasının önünü açın. Şayet bir paralel mekanizma değilse o zaman bu antidemokratik uygulamaların önüne geçecek somut adımları bir an önce atın.
İktidar durdukça süreç karşıtı karanlık odaklar provokasyonlarına hız veriyor
Bizler Barış ve Demokratik Toplum Sürecinden bahsederken, umudu büyütmeye çalışırken yine karşılaşılan pratikteki bir diğer sorun da ODTÜ'de yaşananlar. Bakın, iktidar durdukça süreç karşıtı karanlık odaklar provokasyonlarına hız veriyor. Geçen hafta ODTÜ'deki bahar şenliklerinde karanlık bir provokasyon senaryosu devreye girdi. Bu öyle, milliyetçi hassasiyeti olan birkaç gencin yaptığı bir şey değil. Bayrak üzerinden yapılan provokasyonla barış sürecinin ortaya çıkardığı siyasi iklim zehirlenmek isteniyor. Bizler bu tabloyu çok iyi tanıyoruz, değil mi değerli arkadaşlar? Buradan barışa gönül veren, bu ülkenin aydınlık yüzü olan gençlere sesleniyorum: Sakın provokasyonlara gelmeyin. Unutmayın, karşınızda milliyetçi akranlarınız yok. Karşınızda karanlık güçlerin kurduğu tuzaklar var. Yılınızı derslerin yüküyle, geçim derdiyle, özgürlüklerinizin kısıtlanmasıyla ve ülkenin siyasal ağırlığıyla dolu bir ortamda geçirdiniz. Şimdi şenlik elbette ki sizin en doğal hakkınız ama şunu hatırlayalım değerli arkadaşlar; ODTÜ şenlikleri köklü bir üniversitenin sadece şenliği değil, aynı zamanda özgürlükçü bilimsel bir üniversite kültürüdür. Bu nedenle de sıklıkla hedef alınmıştır.
İktidara sesleniyoruz: Sürecin zehirlenmemesi için yapılan provokasyonları önleyin
Buradan iktidara ve istihbarat başta olmak üzere güvenlik bürokrasisine de sesleniyorum: Üniversitelerden medyaya, tribünlerden mahkemelerin ceza yağdıran kararlarına kadar geniş bir yelpazede sürecin zehirlenmesiyle ilgili çok sayıda provokasyonla karşı karşıyayız. Hem kendi içinizdeki karşıt güçlere bakın hem de bu provokasyonları önleyin. Barışa giden yolun temizlenmesi için bu, çok önemli bir pratik adım olacaktır. Bu sorumluluk iktidardadır. Bu sorumluluk devlettedir, güvenlik güçlerindedir.
ODTÜ'den Boğaziçi'ne, Hacettepe'ye kadar Türkiye'nin dört bir yanında zor ekonomik ve siyasi şartlara rağmen, eğitimin delik deşik edildiği koşullara rağmen eğitim almaya çalışan sevgili gençler, sevgili öğrenciler; haklı mücadelenizin her daim yanındayız ve ODTÜ'de yaşananları asla kabul etmiyoruz. Bu provokasyonlar mutlaka son bulmalı. Sevgili gençler, sizler bu ülkenin gururusunuz, sizler bu ülkenin onurusunuz. Sizler bu ülkenin geleceği, yarınlarısınız. Bizler hep birlikte bu ülkenin yarınlarıyız. Sözlerimi tamamlarken bütün gençleri Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların ruhuyla selamlıyorum. Bizler mücadele ettikçe kazanacağız, örgütlendikçe kazanacağız, mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız. Denizlerin, Mahirlerin ruhuna yakışır bir şekilde mutlaka başaracağız. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
12 Mayıs 2026
