Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, 6 Şubat Depreminin yıldönümü dolayısıyla Adıyaman’da gerçekleştirilen anmaya katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Üç yıl geçmesine rağmen o anı yeniden yaşıyor gibiyiz
6 Şubat Depreminin yıldönümü dolayısıyla buradayız. Aradan üç yıl geçmesine rağmen sanki biz o anı yeniden yaşıyor gibiyiz. 6 Şubat’ı hiç kimse unutmayacak. Hele o yıkıntılarda insanların sesini duyan bizler; akrabasını, kardeşini, dostunu, yurttaşını kaybeden bizler bu acıyı asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Depremde Hakk'a yürüyen bütün canları saygıyla anıyorum. Devri daim olsun hepsinin.
İktidarın ilk üç gün ölümleri izlercesine davranmasının acısını çektik
Biz sıradan bir doğal afet yaşamadık. 6 Şubat Depreminde ihmalin, sorumsuzluğun acısını çektik; iktidarın adeta ilk üç gün insanların ölümünü izlercesine davranmasının acısını çektik. Zorumuza giden, yüreğimizi yakan en önemli konulardan biri bu. Çok kez söyledik. Deprem öldürmez, kötü binalar öldürür. Önlemi alınmadı. Bırakın önleminin alınmasını… “Sesimizi duyan var mı?” diye yıkıntıların altından yükselen seslere biz şunu diyebildik: “Evet, sesinizi duyuyoruz ama elimizden gelen destek ve kurtarma çalışmaları bu kadar”.
Kepçe bulamadık mezar kazmak için
Ben depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’daydım. Hatay Samandağlıyım. Sizin gibi akrabalarımı, komşularımı kaybettim. Bir cenaze torbası bulamadık. Komşularımızı, evlerimizden kurtarabildiğimiz battaniyelere sarıp defnetmek zorunda kaldık. Kepçe bulamadık mezar kazmak için. Dışarıdan gelen gençlerin elleri yaralandı mezar kazarken. Kepçe bulamadık arama kurtarma çalışmalarında. Ama birkaç hafta sonra o 5’li çetenin şirketlerine ihale verilince, yeni imarlar açılacağı zaman gözünüzün alamayacağı kadar çok kepçe gördük. Neden o kepçeler ilk gün yoktu? Neden 5’li çetenin kepçeleri seferber edilmedi, neden askerler seferber edilmedi ilk saniyesinde depremin? Neden arama kurtarma çalışmalarına katkı vermediler? İşte biz bunu her yerde sorgulamaya devam edeceğiz.
İktidarın kurumların içini nasıl boşalttığını biz depremde acı şekilde deneyimledik
Çok insanı kurtarabilirdik. Hepiniz bu depremin tanığısınız. Elimizde daha fazla kazma kürek olsaydı, kepçeler yardıma gelseydi, çok daha fazla insanı kurtarabilirdik. AFAD’ın içi boşaltılmamış olsaydı; Kızılay’ın çadırları, arama kurtarma araç gereçleri satılmamış, peşkeş çekilmemiş olsaydı; kurumlar liyakatli bir şekilde donatılmış ve çalışabilir olsaydı, biz çok insanı kurtarabilirdik. Hiç unutmuyorum. Depremin ilk gecesi sabaha karşı saat 04.00. Samandağ'da arama kurtarma çalışmalarına gelen gönüllülerle beraber çalışıyorduk. Bir grup vardı ve karşıdan komşumuzun sesi geliyor. “Kurtarın beni” diyor, dışarıda oğlu feryat figan. 15 kişilik AFAD ekibinin üstünde sadece AFAD önlüğü vardı. Ellerinde bir tane kürek dahi yoktu. İşte bu iktidarın kurumların içini nasıl boşalttığını biz bu depremde ne yazık ki acı şekilde deneyimledik.
Depremzedelere müşteri muamelesi yapıyorlar
Hala depremin acıları sarılmış değil. Bazı bölgelere biraz daha fazla destek belki gelmiş olabilir ama inanın ki en fazla desteği alan bölge bile daha toparlanabilmiş değil. Zaten Alevi bölgelerine üvey evlat muamelesi yaptılar. Yardımları ve destekleri de mezhebe ve inanca göre, siyasi ve ideolojik yakınlıklarına göre gönderdiler. Bunun canlı tanıkları bizleriz. Mesela Hatay hala yıkıntılar içinde. Doğru düzgün teslim edilmiş bir ev dahi yok. 200.000'e yakın insan hala konteynerlerde yaşıyor. Burada Adıyaman'da 40.000'i aşkın insan hala konteynerde yaşıyor. İnsanlar 21 metrekareye sığdırmak zorunda kaldılar hayatlarını. Okullar doğru düzgün çalışmadı. Hastaneler hala birçok deprem bölgesinde yok. İnsanlar Adana ve Ankara’ya gitmek zorunda kalıyor tedavi için. Onlar da çıkıp diyor ki biz deprem yaralarını sardık. Külliyen yalan! Hiçbir yarayı sarmadılar. Depremzedelere müşteri muamelesi yapıyorlar.
2 milyona mal ettiği evi depremzedeye 5 milyona satıyor
Biten konutların anahtarını teslim ettiklerinde boş kağıda imza attırıyorlar. Burada konut alanınız varsa, o imzayı atan varsa bilir. Devletin kendisine ne kadar borç çıkaracağını depremzede vatandaş bilmiyor. Yüzlerce kez söyledik; depremzedeler müşteri değildir. Yıllardır deprem vergisi ödüyoruz ama deprem vergisini havaalanı için kullanmışlar. Garantili yandaş şirketlere peşkeş çektikleri yollar için kullandılar. Oysa bugüne kadar toplanan deprem vergilerinden 100 metrekarelik 1 milyon konut yapılabilirdi. 1 milyon konutu yurttaşın vergisinden yapıp depremzedeye ücretsiz olarak vermek devletin boynunun borcudur. Ama devlet şimdi 2 milyona mal ettiği evi depremzedeye 5 milyona satıyor. 3 milyon kar elde etmeyi planlıyor. Ticaret kafasıyla çalışıyor. Oysa biz vergimizi niye ödüyoruz? Can güvenliğimiz için, barınma hakkımız için, sağlık hakkımız için, eğitim hakkımız için.
Depremzedelerin vergi borcunu dahi ertelemediler
Birkaç hafta önce Muhasebeciler Odası mücbir sebep uzatılsın diye muhalefet partileriyle görüştü. Bizlerle de görüştüler. Bunun sözünü verdiler. İktidarla görüştük. Bari mücbir sebebi uzatın, bari depremzedenin vergi borcunu biraz erteleyin. Bunu dahi yapmadılar. Sözünü verdikleri halde yapmadılar. İşte acımasızlık budur. İşte vicdansızlık budur. İşte depremde yitirdiğimiz canlarımız kadar ciğerimizi yakan da bu adaletsizlik, bu haksızlık, bu göz göre bizlerin ölüme terk edilmesi hâlidir.
Toplumsal dayanışma bizi bugüne getirdi
Fakat bizler bir konuda çok şanslıyız. Toplum olarak olağanüstü bir dayanışma içindeydik. İktidar bize sahip çıkmadı ama biz birbirimize sahip çıktık. İlk bisküviyi, ilk suyu Alevi kurumları gönderdi deprem bölgelerine. Avrupa'daki Alevi canlarımızın, Türkiye'deki Alevi canlarımızın yaptığı örgütlenme, Pir Sultan Abdal Derneğinin ev sahipliği, birçok kurumun ev sahipliği oldu. Ben sizlerin huzurunda hem Türkiye'deki hem Avrupa'daki Alevi kurumlarımıza gösterdikleri bu büyük dayanışmadan dolayı sonsuz teşekkür ediyorum. Birbirimize el uzattık. Türkiye'nin hiç tanımadığımız yerlerinden dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın birbirimizle dayanıştık. İşte toplumsal dayanışma bizleri yaşattı, toplumsal dayanışma bize moral verdi. Toplumsal dayanışma bizi bugüne getirdi.
Türkiye'nin dört bir yanındaki felaketin önüne geçmek için örgütlenelim
Dayanışmanın toplumda ne kadar faydalı olduğunu bu depremde bir kere daha gördük. Tutunacak bir dal bulduk bu sayede. Şu bilinmeli ki bizler asla bu depremi ve kayıplarımızı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız. Yeni yıkımlar olmasın diye unutturmayacağız. Sürekli yüksek sesle bağıracağız. Bilim insanlarının yaptığı açıklamaya göre İstanbul'u bekleyen büyük depremin, o büyük olası felaketin önüne geçmek için, Türkiye'nin dört bir yanındaki felaketin önüne geçmek için susmayalım, örgütlenelim, dayanışalım, unutmayalım, unutturmayalım. Dayanışmayla yaşayacağız, dayanışmayla yaşatacağız.
5 Şubat 2026
