Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Kars’ta farklı halktan ve inançtan kadınlarla bir araya geldi. Hatimoğulları, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Türkiye’nin bütün renkleri burada. Farklı halklardan ve inançlardan kadınlarla birlikteyiz, Kars’tayız. Demokratik Toplum ve Barış İçin Kadın Buluşması gerçekleştiriyoruz. Bizim için gerçekten çok anlamlı bir buluşma. Bugün bu salonda olan sizler sadece Kars’ın farklı halklarını ve inançlarını temsil eden kadınlar değilsiniz. Sizler Türkiye'nin özlenen tablosusunuz. Türkiye'de ve Ortadoğu coğrafyasında en çok özlediğimiz tablo, farklı diller konuşan, farklı inançlara sahip olan insanların bir ve beraber ortak bir yaşamı inşa edebiliyor olması. Hakikaten Kars bu açıdan son derece önemli bir örnektir. Bu buluşmayı burada gerçekleştirmemizin en önemli sebebi de Kars'ın toplumsal barışın fiilen halklar tarafından, kadınlar tarafından gerçekleştirildiği bir il olması. Kars İl Kadın Meclisimiz bu organizasyonu gerçekleştirdi. Kars İl Örgütümüze ve Kadın Meclisimize teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca burada Kars'tan çok sayıda kurum temsilcisi kadın arkadaş da var. Onlara da bir kez daha hoş geldiniz diyorum.
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını büyütmemizin sebebi kardeşlik köprüsünü yıkılmayacak şekilde güçlendirmektir
Farklılıklarla bir arada yaşamayı bilenler barış çağrısının ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bizler, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını sadece Türkiye coğrafyası açısından değil, Ortadoğu coğrafyası açısından da son derece önemli buluyoruz. Ortadoğu coğrafyası yüzyıllardır savaşlarla kanayan bir coğrafya. Filistin kan ağlıyor. Lübnan, Irak, İran, Afganistan, Kürdistan, Türkiye savaş ve çatışmalardan kan ağlayan bir coğrafya. Emperyalist güçler bizleri çatıştırarak; toplumumuzu, farklı halkları ve inançları birbiriyle çatıştırarak ne yazık ki kendi sömürgeci anlayışlarını sürdürüyor. Sayın Öcalan'ın gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını büyütmek istememizin en önemli sebebi, Türkiye'de barışı inşa etmek, savaşı ve çatışmayı bitirmek ve aynı zamanda Ortadoğu halkları arasında barış ve kardeşlik köprüsünü asla yıkılmayacak bir şekilde yeniden güçlendirmektir.
Mücadelemiz savaşı durdurmak, anaların gözyaşının kurumasını sağlamak içindir
Kars'ta farklı halkların bir arada yaşadığını ifade ettik. Kürt, Türk, Ermeni, Türkmen, Arap, Rus, Terekeme, Yerli, Çerkes, Acem, Sünni, Alevi, Hıristiyan... Burada ayrım yapmadan yaşıyor insanlar. Birbirinden alışveriş yapıyor, birbirinin evine ziyarete gidiyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? İşte özlediğimiz bu fotoğrafı Türkiye'ye, bütün bölgeye ve dünyaya yaymak istiyoruz. Savaş ve çatışmadan en fazla biz kadınlar mağduruz. İşte, Türkiye'de 50 yılı aşkındır devam eden savaş ve çatışmaları bitirmek istememizin en büyük sebebi, kadınlar olarak çektiğimiz acıların artık son bulmasını istememizdir. Akan kanın durmasını istiyoruz. Hiçbir annenin ağlamasını istemiyoruz. Bizim açımızdan barış son derece önemli ve kıymetli. Bizim için bir gerilla annesi ile bir asker annesinin acısı aynıdır. Anaların gözünden akan yaş, yüreğin derinlerine saplanmış olan hançerin verdiği ölüm acısı bizim açımızdan aynıdır. Artık bu kayıplar bitsin istiyoruz. Bütün mücadelemiz savaşı durdurmak, anaların gözyaşının kurumasını sağlamak içindir. Ve bizler bunu mutlaka başaracağız. Hiçbir acı yarıştırılmaz. Acılar sadece anlaşılmak ister. Bir Türk annenin, bir Arap annenin, bir Kürt annenin acısını asla yarıştırmamalıyız. Bu acıları anlamalıyız. Bu acıları anlayarak çözümler üretmeliyiz.
Savaş ekonomisinin ağır bedelini de biz kadınlar ödüyoruz
Savaşın en büyük mağdurları çocuklarını yitiren analar ve kadınlardır. Aynı zamanda göç yolunu tutmak zorunda kalan kadınlar ve çocuklardır. Göç o kadar acı bir şey ki sadece doğup büyüdüğünüz, anılarınızı, sevdalarınızı ve acılarınızı yaşadığınız topraklardan kopmuyorsunuz; göç yollarında sistematik tacizlerle, tecavüzlerle, insan ticareti yapanların Akdeniz'in ortasında botları patlatarak kadınları ve çocukları adeta öldüren anlayışıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Böyle acılar yaşıyoruz bizler. Yine yoksulluk. Türkiye son derece yoksul bir ülke. Savaş ve çatışmalarla özellikle ülkenin doğusu, Kürt halkının yoğun yaşadığı bölge daha fazla aç ve yoksul bırakıldı. Kars daha yoksul; Amed, Hakkari, Batman daha yoksul. Kadınlar ise yoksulun en yoksulu.
Bizler savaşa karşı çıkarken aynı zamanda yoksulluğa da karşı çıkıyoruz
Bugün Türkiye'de çok derin bir ekonomik kriz var ama insanlar ekonomik kriz var diyemiyor. “Ben ekmeğimin peşinde koşmak istiyorum. Çocuklarıma sıcak bir ekmek götürmek istiyorum” dediğinizde anında terörist yaftasıyla karşılaşıyorsunuz. Emek hareketinin örgütlenmesi bile Kürt sorunu üzerinden sistem tarafından engellenmeye çalışıldı. Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını tam da bir anahtar görevi göreceğini düşündüğü için gerçekleştirdi. Bir yandan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü; diğer yandan Türkiye'de terör paranteziyle üstü örtülen kadın hakları, işçi ve emekçi hakları, yoksulların hakları, emeklilerin hakları savunulsun istiyor. Bunun önü açılsın istiyor. Dolayısıyla savaşa karşı çıkarken aynı zamanda yoksulluğa da karşı çıktığımızı, savaş ekonomisine hayır dediğimizi de belirtmeliyim. Savaşa, topa, tanka, mermiye, özel harp politikalarına bütçe değil; ekmeğe bütçe, işe bütçe, aşa bütçe, ücretlere bütçe, kadınlara bütçe diyoruz.
Afgan kadınlara dayanışmamızı iletiyoruz
Savaşları biz o kadar ağır yaşıyoruz ki bu bölgede. Êzidî kadınlar, Suriye'de Arap Alevi kadınlar 21. yüzyılda kaçırıldılar. Erkeklere satıldılar köle pazarlarında. Kadınların pazarlarda satıldığına, internet üzerinden satıldığına bu çağda tanıklık ettik. Bu çok utanç verici bir tablo. Geçtiğimiz sene Süleymaniye'de bir kadın konferansı düzenlendi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika Kadın Koalisyonunun (NADA) düzenlediği bir konferans. Konferansta Afgan kadınlar da vardı. Konferans üç gün sürdü ve o üç gün boyunca Afgan kadınlar alçıdan yapmış oldukları ince maskeleri takarak konferansa katıldı. Maskelerin üzerinde Arapçayla yazılmış bazı sloganlar vardı. Özgürlük için, kadınların yaşam hakkı için sloganlardı. O kadınlarla konuştum, “Neden maskenizi hiç çıkarmıyorsunuz?” dedim. Çünkü Taliban onların peşinde, kadınları izliyor. Afganistan'a dönerlerse kadınları infaz ediyorlar. Yüzleri tanınmasın diye o maskelerle üç gün boyunca konferansa katıldılar. Yemek yerken dahi tespit ediliriz kaygısıyla maskelerini çıkarmadılar. Kendi yaşamlarını kaybetme pahasına o konferansa katıldılar ve Afgan kadınların sesi oldular. Buradan Afgan kadınlarla dayanışmamızı alkışlarımızla hep birlikte onlara iletelim isterim.
Süreçteki tıkanıklıkları aşmak için çabalıyoruz
Sevgili kadınlar, sizler de yakından takip ettiniz. Sayın Bahçeli'nin bir girişimi oldu ve akabinde geçtiğimiz sene 27 Şubat'ta Sayın Öcalan, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesiyle ilgili tarihi bir çağrı gerçekleştirdi. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Bir süreç başladı. Parlamentoda bir komisyon kuruldu. Komisyon çalışmalarını sonuçlandırdı ve çözüme dair önerilerini de içeren bir raporu parlamentoya sundu. Tabii ki bütün Türkiye'nin beklentisi şuydu. Bu rapor sunulduktan sonra bazı yasal düzenlemeler gerçekleşecek ve bu yasal düzenlemelerin akabinde Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda bazı somut adımlar atılacak. En önemlisi de Türkiye'de barışın inşa edilmesiyle ilgili siyasi, hukuki ve yasal adımların atılması bekleniyordu. Şimdi süreçte, bütün basın yazıyor, bazı tıkanıklıklar söz konusu, doğrudur. Ama bizler, başta kadınlar olmak üzere, bu tıkanıklıkları aşmak için özel olarak çabalıyoruz ve çabalamaya devam edeceğiz. Şöyle bir realite de var; bu süreç uzadıkça süreci destekleyenlerin de sürecin olumlu sonuçlanacağına dair inancında kimi zayıflıklar ortaya çıkıyor.
Barışın inşa edilmesi konusunda somut adım atılması için her türlü çalışmanın içinde olacağız
Toplumsal destek çok yüksek. Savaş lobilerini ayırın; geriye kalan herkes, hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi toplumsal aidiyete sahip olursa olsun barış olsun ister. Kim der ki hayır barış olmasın, savaş devam etsin. Kim der ki yaşam olmasın, ölüm olsun. Hiç kimse bunu söylemez. Tabii ki savaş lobilerini ayırarak bunu söylüyorum. Ama devlet ve iktidar hala somut adımlar atmadı. Somut adım atmadığı için de barış bu kadar istenildiği halde barışa olan inanç ne yazık ki biraz zayıflamış durumda. Bu inancı daha fazla güçlendirmeye ihtiyacımız var. Bu toplantıları ve buluşmaları gerçekleştirirken de Türkiye'nin barış umudunu ve inancını büyütmek için kadınlar olarak ne yapabileceğimizi siz değerli katılımcılarla konuşmak istiyoruz. Çalışmalarımızı bu anlamıyla sürdürmek istiyoruz. Bize, “Siz tek kanatla kuş uçurmaya çalışıyorsunuz” diyorlar. Sonuçta Öcalan'ın bir çağrısı oldu ve örgütü bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ama henüz devlet ve iktidar tarafından yeterli adım atılmadı. Biz kuşun diğer kanadının da inisiyatif alması ve cesur davranması için, barışın inşa edilmesi konusunda somut adım atması için elimizden gelen her türlü çalışmanın içinde olacağız. Çünkü inanıyoruz ki Türkiye'de barışı inşa edersek Türkiye demokratikleşir, Türkiye daha fazla kardeşleşir ve Türkiye'nin iç huzuru onurlu bir barışla taçlanır.
Kadın cinayetlerine dair rakamlar tam bir savaş bilançosu
Savaş ve çatışmalar ne yazık ki toplumdaki birçok çürümüşlüğü derinleştiriyor, bazı çürümüşlüklerin görünmesinin de üstünü örtüyor. Türkiye'de çok sayıda kadın cinayeti işleniyor. Özellikle böylesi karmaşık dönemlerde kadına yönelik şiddetin çok arttığının hepimiz farkındayız. Savaş ve çatışma döneminde kadınlar daha fazla şiddet mağduru olur. Toplumsal cinsiyet rolleri dolayısıyla, toplumun biçmiş olduğu bu roller dolayısıyla ve erkek egemen sistemin kadınlar üzerinde kurmuş olduğu tahakküm dolayısıyla biz kadınlar 5 bin yılı aşkın bir süredir eziliyor, sömürülüyor, katlediliyoruz. Ama şu bir gerçektir ki savaş ve çatışmanın olduğu dönemlerde kadınların üzerindeki baskının tonu çok daha fazla artar. Bunun da çatışmalarla ve o karmaşık ortamla üstü örtülmek istenir. Sadece Nisan ayında 25 kadın katledildi, erkekler tarafından katledildi. 14 şüpheli ölüm var. Tam bir savaş bilançosu gibi. Her gün bir yerlerde katlediliyoruz. Erkekler tarafından katlediliyoruz. En son ortaya çıkan Gülistan Doku gerçekliğine bakın. Yıllardır hem Türkiye Kadın Hareketi hem Kürt Kadın Hareketi hem de ailesi “Gülistan Doku nerede?” dedi. Çünkü bu şüpheli ölümün ardından bir organize cinayet çetesinin çıkacağına dair şüpheler yüksekti. Nitekim şimdi bu gerçeklik ortaya çıktı. Gülistan Doku'nun Dersim'de yaşadıkları birçok kadının yaşadıklarına bir örnektir. Türkiye'de özellikle toplumu apolitikleştirmek için, kadınların ve gençlerin örgütlenmesini engellemek için ne yapıyor bu sistem? Kadınları ve gençleri çete ağlarına düşürüyor. Uyuşturucu ağlarına, kadın ticareti ağlarına düşürüyorlar. Ne yazık ki bunun en acı örneklerinden birini Dersim'de Gülistan Doku olayında gördük. Bunun gibi daha aydınlanmamış çok sayıda kadın cinayeti var. Gülistan'ın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın ölümü araştırılmalıdır. Rojin Kabaiş için de adalet istiyoruz.
Bu coğrafyaya barış gelirse…
Değerli arkadaşlar, bizler hep acılarımızı mı konuşacağız? Hep yaşanan sorunları mı konuşacağız? Bu bize reva mı? Hayır. Çözüm odaklı da düşünmek zorundayız. Bu dünya değişirse, bu ülkedeki siyasi ve toplumsal iklim değişirse, bu coğrafyaya barış gelirse, bu coğrafyaya demokrasi gelirse nasıl bir hayatımız olur acaba? Kısa süreliğine de olsa bunu hayal edelim. Barış ve demokrasi gelirse bu topraklara, cumhuriyet demokratikleşirse nasıl etki eder bize ve hayatlarımıza? Ölümler durur, çatışmalar durur. Silahlar susar, insanlar konuşur. İnsanlar birbirine dokunur; Kürt anne ile Türk anne el ele tutuşur, “Daha çok barış” der. Başı açık kadın ile başı kapalı kadın kol kola girer ve “Biz kardeşiz, ayrı inançlardan olabiliriz ama ortak insanlık ailesi için hep birlikte çalışalım” der. Eşit yurttaşlık gelir bu ülkeye. Hiç kimse Alevi olduğu için, Hıristiyan olduğu için, öteki olduğu için dışlanmaz. Her inanç ve her insan kabul edilir. Hani bir anlayış vardır ya bizde, yaradılanı severiz yaradandan ötürü. Bu anlayış hakim olur bu topraklarda. Bütün siyasi tutsaklar çıkar hapishanelerden. Gazeteciler tutuklanmaz, özgürce haberini yapar. Gazeteci de yaptığı işi onurla yapar. Siyasetçiler, seçilmişler; Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ hapishanede olmaz. Kadınlara her gün şiddet uygulanmaz. Her gün katledilmeyiz bizler. Sokakta daha özgür yürürüz. Acaba biri bizi takip ediyor mu diye arkamıza bakmadan, bir güvercin ürkekliğine kapılmadan yürürüz. Bir erkek nasıl yürüyorsa sokakta, biz de aynı şekilde yürürüz. Kimse dilinden, inancından, etnisitesinden dolayı ayıplanmaz. Hiç kimse gittiği yerde Alevi olduğunu gizlemek zorunda kalmaz.
Kadınlar dünyanın çeşitli yerlerinde barışı inşa etme konusunda çok önemli başarılara imza attı
İşte böylesi özgürlüklerin yaşandığı bir coğrafya neden olmasın? Neden bu ülkeye ekonomik adalet gelmesin? Neden bir emekli çıkıp ben torunuma harçlık veremiyorum duygusuna kapılsın ki? Bu ülkenin gelir kaynakları eşit bir biçimde dağılırsa emin olun ki hiç kimse aç kalmaz. Hiç kimse kirasını nasıl ödeyeceğini, faturasını nasıl ödeyeceğini düşünmez. Rahat rahat hesapsız alışverişini yapar. Neden biz böyle bir dünya, böyle bir Türkiye tahayyül etmeyelim ki? İşte barış tahayyülü tam da bunun için değerli kadınlar, değerli arkadaşlar. Bunun için de yapabileceğimiz çok şey var. Bakın, kadın hareketi dünyada barışı inşa etme konusunda çok önemli başarılara imza atmış. Tabii ki burada hepsini şu anda tek tek saymayacağım ama Liberyalı kadınların barış konusunda yürüttüğü çalışmalardan kısa da olsa bahsetmek istiyorum. Liberya İç Savaşı 1989'da başladı. 97'ye kadar bir dönem sürdü. 99'da bir daha başladı. 2003'e kadar sürdü. Liberyalı kadınlar yüz binlerce ölümü, milyonlarca göçü, açlığı, yoksulluğu, çöken ekonomik sistemi, sağlık sistemini, eğitim sistemini gördü. Ve Liberyalı kadınlar barışa öncülük etti. Hıristiyan ve Müslüman kadınlar bir arada çalışmalarını yürüttü. Birlikte hareket ettiler. Çarşıda, pazarda, sokaklarda oturma eylemleri yaptılar. Beyaz kıyafetler giydiler. Beyaz kıyafetleriyle barış mesajları verdiler. Erkeklere çağrı yaptılar. Bu savaşları siz çıkarıyorsunuz dediler. Bu savaşları bitireceksiniz dediler erkeklere. Hükümete baskı yaptılar. Barış konusunda elini çabuk tut dediler hükümete. Beyaz kıyafetleriyle sessiz protestolarını sürdürdüler ve en nihayetinde gerçekten barış kazandı ve barışı inşa etmede kadınlar çok büyük rol oynadı.
Parlamentoda kadınların yaptığı çalışmanın güçlenmesini umut ediyoruz
Aynı örnekleri elbette Türkiye'den de vermemiz mümkün. Türkiye'de kadınlar 90'lı yıllardan bugüne çok sayıda barış oluşumu inşa etti. Türkiye Kadın Hareketi, Kürt Kadın Hareketi, sosyalistler, devrimciler, demokratlar, barış yanlısı mütedeyyinler, bütün kadınlar bir araya geldi ve barışı haykırdı. Bunun en önemli örnekleri Barış İçin Kadın Girişimi, Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi. Şimdi de Meclis’te farklı siyasi partiler bir arada bulunuyor ve barışı izlemek için bir çalışma yürütüyor. Bu çalışmanın içinde şu anda parlamentoda temsili bulunan neredeyse bütün siyasi partiler var. Katılmayan partiler de bunu yakından gözlemliyor ve ümit ediyoruz ki onlar da katılırlar. İçinde şimdi DEM Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, DEVA Partisi, Yeniden Refah, Gelecek Partisi, hepsi var. Milliyetçi Hareket Partisi ve AKP bu çalışmaları yakından izliyor. Ümit ediyoruz ki kadınlar parlamentoda bu oluşumu daha da güçlendirir ve barışın sesi için sokakta olduğu kadar parlamentoda da böyle bir ortaklık sağlanır.
Barışı biz tıpkı bir iğne oyası gibi ilmek ilmek büyük bir sabırla işleyeceğiz
Dünyanın en uzun, kararlı ve kesintisiz eylemini gerçekleştiren, barış demekten asla imtina etmeyen ve kayıplarını aramaya devam eden Cumartesi Annelerimizi burada saygıyla selamlıyorum. Bütün kayıplarına ve acılarına rağmen, çocuklarını kaybetmiş olmalarına rağmen barıştan asla vazgeçmeyen beyaz tülbentli Barış Annelerimize de buradan selam ve sevgilerimizi iletiyorum. Barış Anneleri iki gündür Ankara'da parlamentoda bütün siyasi partilerle görüşmeler yaptı. Hem Cumhur İttifakı hem de diğer muhalif partilerle görüşmeler yaptılar. Barış talep etti annelerimiz. İki gündür Ankara'dalar. Siyasi parti liderlerine, kenarları iğne oyasıyla işlenmiş beyaz tülbentler hediye ettiler. Bakın, iğne oyası çok anlamlı bir iştir. Ben de çok işledim iğne oyasını. Büyük sabır ister, ilmek ilmek dokunur. İğneyi kenara bıraktığında o iş asla bitmez. El emeği, göz nuru ve zaman ayıracaksınız. Sabırlı olacaksınız iğne oyasını işlerken. Ben işlerken bazen sıkılırdım. Ama istediğiniz kadar sıkılın, işi elinize almadığınız ve emek vermediğiniz sürece o iğne oyası asla bitmez. O iş bitmez. Barış da öyle bir şey. Biz barışı tıpkı bir iğne oyası gibi ilmek ilmek büyük bir sabırla işleyeceğiz. Anneler iğne oyalı tülbentleri siyasi liderlere hediye ederken de anlamı buydu. Bu amaçla bunu yaptılar. Bu amaçla bunu seçtiler. Biz kadınlar hayatın her alanında her şeyi yeniden yapılandırırken ince ince işlemiyor muyuz? Bir oya gibi işliyoruz, bir oya gibi emek veriyoruz. İşte barışı da iğne oyası inceliğiyle, sağlamlığıyla, sabrıyla, göz nuru ve el emeğiyle asla ara vermeden, üzerine gide gide bu topraklarda nakşedeceğiz. Barışı bir iğne oyası gibi nakşedeceğimize yürekten inanıyorum.
9 Mayıs 2026
