Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında yapılan Parlamento Kadın Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi:
Kadın özgürlük mücadelemizin sembolü olan 8 Mart’a sayılı günler kala grup toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Haklarımız ve hayatlarımız için mücadele ediyor, direnişimizle özgür ve eşit bir yaşamı örüyoruz. İnadıyla, isyanıyla bu salonu dolduran sevgili kadınlar hoş geldiniz. Adana ve Mersin’den gelerek salonumuza Çukurova’nın sıcaklığını ve portakal çiçeğinin kokusunu taşıyan Çukurovalı kadınlar, Ankaralı kadınlar, Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından gelen kadınlar hepiniz hoş geldiniz. Ömrünü barışa adayan, büyük acılara ve yaslara rağmen barışta ısrar etmekten, barış mücadelesini yürütmekten asla vazgeçmeyen Barış Anneleri hoş geldiniz, baş göz üstüne geldiniz.
Bizler yangının küllerinden doğan anka kuşlarıyız
8 Mart 1857’de New York’ta hakları için direnirken patron ve devlet işbirliğiyle katledilen dokuma işçisi 129 kadının yaktığı meşale 169 yıldır yolumuzu aydınlatıyor. Kadınların bedenini küle çeviren karanlık düzen ne yangının izini silebildi ne de kadınların özgürlük tutkusunu silebildi. Bizler o yangının küllerinden doğan anka kuşlarıyız. 8 Mart'ı canıyla var eden kadınlara ve onların mirasını omuzlayıp bugüne getiren bütün kadınlara selam olsun. Erkek egemen sisteme ve ceberut erkek devlet anlayışına karşı her yerde ve her alanda mücadele eden sevgili kadınlar, bugün mücadelemiz sonucunda bizler buradayız, bu salondayız. Kadın mücadele tarihimizde simgeleşen Clara Zetkin'i ve Rosa Luxemburg’u, Türkiye feminist hareketine büyük emekler veren Şirin Tekeli'yi, yakın zamanda kaybettiğimiz Şemsa Özar’ı ve Kürt özgürlük mücadelesinde zulme boyun eğmeyen Sakine'yi, Seve'yi, Fatma'yı, Pakize'yi, Deniz Poyraz'ı ve yakın zamanda kaybettiğimiz yol arkadaşımız Dilan Karaman'ı; onların şahsında yitirdiğimiz bütün kadınları saygıyla ve minnetle anıyorum. İradeleri demir parmaklıkları aşan Figen Yüksekdağ'a, Leyla Güven'e, Ayşe Gökkan'a, Fatma Çelik'e, Tanya Kara'ya ve onların şahsında cezaevlerinde bedel ödeyen bütün siyasi kadın tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.
Epstein dosyası patriarkal kapitalizmin kırılma anıdır
Sevgili kadınlar, kapitalist erkek egemen sistemin son ifşası Epstein dosyası. Bu dosya patriarkal kapitalizmin ve onu savunan devletlerin kadın ve çocuk bedenleri üzerindeki tahakkümünü görünür kılan bir kırılma anıdır. Bu kirli ağ, erkek düzenin suçluları nasıl koruduğunu ve cezasızlığı nasıl sistematik hale getirdiğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Epstein dosyasında, Türkiye'de adı geçen bu kirli ağın içinde işbirliği yapan isimler hakkında hala bir soruşturma başlatılmış değildir. Bu, utanç vericidir. Belgelerde adı geçenler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır.
İran'ın kaderini İran halkları belirler; Kürtler, Azeriler, Beluciler, Farslar belirler
Bizler bu kokuşmuş sistemi, bu kapitalist sistem anlayışını yaşamımızın her alanında sıcağı sıcağına hissediyoruz. Bakın, bugün dünya adeta bir cihan savaşında. Rusya-Ukrayna savaşı, Afganistan-Pakistan savaşı, ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi, İsrail'in devam eden Filistin işgali ve en son olarak da ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları. Bu savaşlar emperyalist sistemin küresel ölçekte kendini yeniden dizayn etme savaşlarıdır. Ne yazık ki Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki otoriter rejimler ya emperyalist güçlerin bölge vekilliğini sürdürerek ya da otoriterliklerinde her anlamda ısrar ederek kendi halklarının ölümü pahasına bu savaşların bir parçası olmaya devam ediyor. İran'la masada müzakereler devam ederken İran'a saldırı gerçekleşti. Bu savaşın bölgenin tamamını sarma ihtimali son derece yüksek. Daha şimdiden Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerini sarmış durumda ve bölge adeta kanlı bir kaosa sürükleniyor. Bu saldırılarda İran'da bir kız okulu bombalandı. Bombalanan bu okulda yaklaşık 170 kız çocuğu katledildi. Yüzlercesi yaralı. Yine kadın ölümleri, yine çocuk ölümleri ve yine erkeklerin başlatmış olduğu savaşların sonuçları. Bu saldırıyı kadınlar olarak şiddetle kınıyoruz. Bu topraklarda çok kan aktı, çok kan döküldü. Artık yeter!
İran’da molla rejiminin kadınlara, işçilere, emekçilere, halklara karşı baskıcı ve otoriter yaklaşımının net olarak karşısındayız. Demokratik zeminde haklarını savunanlara karşı sergiledikleri oldukça sert müdahaleleri, göstericileri katletmelerini asla kabul etmiyoruz. Ancak çözüm emperyalist güçlerin İran’ı bombalamasında değildir. Savaşın bölgeye yayılarak çok sayıda sivilin katledilmesinde hiç değildir. Bölgenin istikrarsızlaşmasında hiç değildir. ABD ve İsrail'in başlattığı savaş buradan meşrulaştırılamaz. İran'ın kaderini, İran halkları belirler; Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail, saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönmelidir. İran rejimi, kendi yurttaşı olan kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürtlerin ve bütün farklı halkların ve inançların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil, çözüm otoriter rejimde değil; çözüm demokratik İran cumhuriyetinin inşasındadır.
Savaş kadınların kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor
Buradan Jina Mahsa Amini'nin şahsında, özgürlüğü için direnen bütün İranlı kadınlara ve bölge kadınlarına binlerce kez selam olsun. Ortadoğu bölgesinde bir kadın yönetim modeli oluşturan bütün Rojavalı kadınlara binlerce kez selam olsun. Sevgili kadınlar; savaşlar sistemin erkek aklının işgalci, fetihçi ve iktidarcı yaklaşımının sonucudur. Ama en ağır bedeli de biz kadınlar ödüyoruz savaşlarda. Göç eden, tacize ve tecavüze uğrayan kadınlar, göç yolunda insan kaçakçılarının ellerine düşen kadınlar ve çocuklar. Biz bu acıları iliklerimizde hissediyoruz. Savaş kadınların kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor. Bugün Şengal'de birçok kadın kazanımı söz konusu ve Şengal'e yönelik tehditler bunun en önemli göstergesidir. Savaşların, kadınların kazanımına saldırı olduğunun en önemli göstergesidir.
Kesilen o saç örgüsü kadınların mücadelesinde bütün dünyayı sardı
74 fermanla yok edilemeyen Êzidîlerin kadınlar öncülüğünde Şengal'de inşa ettiği özgür ve eşit yaşamın tehdit edilmesi, hedef gösterilmesi nasıl bir Ortadoğu istediklerinin apaçık göstergesidir. Aynı şekilde Rojava'ya dönük saldırılarla kadınların, kadın devriminin kazanımlarının hedef alınması da hiç tesadüf değildir. Bir direnişçi kadının cansız bedeninin binadan atılması, başka bir direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. Bakın, o kesilen saç örgüsü nerede biliyor musunuz? Kadınların mücadelesinde bütün dünyayı sardı. Sadece Ortadoğu'da ve Suriye'de değil, bütün dünyada kadınlar saçlarını ördükleri eylemlerle bu gerici ve karanlık erkek zihniyetine cevap verdi. Bugün DEM Parti Kadın Meclisi olarak bizim şalımızdaki sembol olan saç örgüsü. Saç örgüsü burada, o kadınların direnişi burada. O kadınların direnişi kadın örgütlerinde devam edecek. Bu da o karanlık zihniyete ders olsun! Afganistan'da Taliban'ın kadınları eve hapsetmesi, eğitim haklarını gasp etmesi ve kadına yönelik şiddeti yasal hale getirmeye çalışması da nasıl bir bölge istediklerinin bir diğer göstergesidir. Boko Haram, El Nusra, El-Kaide ve uzantısı örgütlerin, bölgede geliştirilmek istenen Siyasal İslam çizgisinin kadınlar üzerinde yarattığı baskı nasıl bir yönetim şekli ortaya koymak istediklerinin en temel göstergesidir. Daha dün, 2003'ten beri kadın haklarını aktif olarak savunan Irak Kadın Özgürlüğü Örgütünün kurucusu Yenar Muhammed Bağdat'ta katledildi. Daha dün. Yenar Muhammed, Irak'ta feodalizme, Siyasal İslam'a ve emperyalizmin bölgedeki oyunlarına karşı kadın haklarını kararlılıkla savunmuş bir aktivisttir. Bir mücadele insanıdır. Şengal'de IŞİD’in esir aldığı Êzidî kadınların sesi oldu. Yenar Muhammed'i öldüren karanlık zihniyeti şiddetle kınıyorum. Kendisini saygıyla, minnetle anıyorum.
Dünyada yükselen kadın mücadelesinin bir parçasıyız
Bölgede ve dünyada kadınlar savaşa hayır diyor. Sudan Kadın Birliği, savaşa ve savaşlarda kadınlara karşı işlenen suçlara karşı tüm dünya kadın örgütlerine bir çağrı yaptı. Bizler de burada Sudanlı kadınların sesi oluyoruz. Onların çağrısının bütün dünyayı sarması için bizler de mesajımızı veriyoruz. Şili, Arjantin, İran, Suriye, Rojava, Afganistan, Pakistan, Lübnan, Filistin ve bütün dünyadan yükselen kadın mücadelesinin sesidir. Bizler de dünyada yükselen kadın mücadelesinin bir parçasıyız. Ne mutlu ki bize bütün dünyanın sahiplendiği “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin kurucu özneleri olduk. Ne mutlu bize ki “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının bütün dünyada yükselmesine vesile olduk.
İktidarın aile politikaları kadınları kamusal alandan çekiyor
Sevgili kadınlar; kadın emeğinin sömürülmesini, güvencesizleştirilmesini, yok sayılmasını sistemin ve bu iktidarın bir vesikası olarak görüyoruz. Kadın istihdamını artırıyoruz diyorlar. Allah aşkına hangi kadın istihdamını artırıyorlar? Siz kadınlar evlerinizde istihdamın yansımasını hissediyor musunuz? Siz kadınlar istihdam ediliyor musunuz? Tabii ki hayır. Kadınlar güvenceli iş bulamıyor. Merdiven altı atölyelerde güvencesiz bir şekilde çalışmak zorunda kalıyor. Çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı kadınların omuzlarına yükleniyor ve ev içi emek görünmez kılınıyor. İktidarın aile politikaları kadınları kamusal alandan çekiyor. Evin içindeki yoksulluğa, kamusal yoksulluğa ve aile içi şiddete çekiyor. Sonra istihdam yarattık diyorlar. Kim inanır bu yalanlara? Biz inanmıyoruz. Bakın engelli kadınlar bu eşitsizliklerin en ağırını yaşıyor. İstihdamdan eğitime, sosyal hayattan kamusal alana kadar her yerde görünmez kılınıyor. Erişilebilirlik bir lütuf değil haktır. Engelli kadınların emeğini, yaşamını ve özgürlüğünü yok sayan bu düzene karşı mücadelemiz ortaktır. İktidar bütçe tercihleriyle de kadınları görünmez kılmaya devam ediyor. 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinde ailenin korunması ve güçlendirilmesi için 21.804.000.000 lira ayrılırken, bunun yaklaşık üçte birini kadının güçlendirilmesine ayırıyorlar. Yani kadının güçlendirilmesi için her kadın başına günde 51 kuruş tahsis ediyorlar! Bununla hangi kadını ve nasıl güçlendirmeyi düşünüyorlar? Biz çok merak ediyoruz.
Emeği görülmeyen milyonlarca kadınla birlikte açlık ve yoksulluk bitene dek mücadelemizi sürdüreceğiz
Bakın, sömürü her yerde. MESEM uygulaması bu sömürü düzeninin en çıplak halidir. Çocuklar ve gençler eğitim adı altında ucuz işgücü olarak patronlara teslim ediliyor. Kız çocukları hem emek sömürüsüne hem de tacize açık hale getiriliyor. Bu zihniyetin ne yazık ki Meclis’e kadar uzandığını stajyer öğrencilere yönelik istismar ve taciz vakalarıyla gördük. Şiddet yalnızca sokakta değil; iş yerinde, okulda, Meclis’te, devletin tam kalbinde. Şiddetin üzeri örtülüyor, failler korunmaya devam ediyor, şiddete maruz bırakılanlar yalnızlığa terk edilmek isteniyor. Bu yaşananların hiçbiri münferit değil. Erkek egemen devlet aklının sistematik sonucudur. Biz buna razı değiliz. Susmuyoruz, asla kabul etmiyoruz. Güvenceli iş, yaşanabilir ücret, yaşanabilir emekli aylığı, eşit işe eşit ücret, mobbingsiz ve tacizsiz ortamlarda çalışma koşulları oluşuncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz. Bizler mücadelemizi işçi ve emekçi kadınlarla, ev içi emekçilerle, emeği görülmeyen milyonlarca kadınla birlikte bu ülkede açlık ve yoksulluk bitene dek sürdüreceğiz.
Kadınlar olarak iktidarın erkek egemen politikalarıyla kuşatılmış durumdayız
Biz kadınlar iktidarın erkek egemen politikalarıyla kuşatılmış durumdayız ne yazık ki. Devletin dili erkek, hukuku erkek, uygulama biçimi de erkek. Bu anlayışın sonucu olarak da kadına yönelik şiddette artış, sistematik kadın cinayetleri ve kadın kırımına varan bir tablo. Bu ülkede sadece bir günde altı kadın katledildi. Sadece bir günde. Filiz Şaban Gül, Aylin Polatdağ, Gönül Alkan, İlknur Kor, Kübra Kılıç, Zeynep Ayaz. Bir günde katledilen altı kadın. İstanbul Çekmeköy'de de öğretmen Fatma Nur Çelik öğrencisi tarafından katledildi. Bu kadınların her birinin hikayesi, katledilen ve kaybettirilen bütün kadınların hikayesidir. Boşanmak isteyen, hakkında koruma kararı olmasına rağmen korunmayan kadınların hikayesidir. Arabuluculuk sistemiyle kadınları şiddet gördüğü mekanda hapsetmeyi hedefleyenler bu cinayetlerden sorumludur. İstanbul Sözleşmesini uygulamayıp sözleşmeden çekilen, 6284 Sayılı Kanunu uygulamayan siyasi iktidar bu cinayetlerden sorumludur. Erkek yargı, Ceyda Yüksel davasında verdiği kararla bir kez daha kadından değil failden yana olduğunu göstermiştir. Yargıtay, Ceyda Yüksel'in davasında, kadının cinsel yakınlaşmayı reddetmesini erkek fail açısından nasıl değerlendirdi? Haksız tahrik indirimi uyguladı. Kadının hayır demesi suç sayılıyor ama erkeğin öfkelenmesi hukuki indirimin sebebi olarak görülebiliyor.
Kadınların yaşamlarını yargı paketlerine sıkıştırarak koruyamazsınız
İşte, erkek yargı ve erkek adalet dediğimiz tam da budur. Kadınların yaşamlarını yargı paketlerine sıkıştırarak koruyamazsınız. Koruyamazsınız. Yeni Adalet Bakanı, 12. Yargı Paketini ve yapay zeka destekli bir Alo Adalet hattının kurulacağını duyurdu. Soruyoruz: Katiller sokakta gezerken, kadınlar karakol kapılarından çevrilirken bu hat kimi nasıl koruyacak? Bu, adaletsizliği çözmek değil yargıdaki çürümeyi gizlemektir. Kadınların hak ettiği adalet nasıl sağlanır biliyor musunuz? Müşteri hizmetleri gibi çalışacak telefon hatlarını sembolik olarak kullanmakla olmaz bu iş. Kadınlar bu hatları aradığında gerçekten çözüm üretmekle mümkündür. Erkek yargı anlayışının kadın lehine değişmesiyle mümkündür. Kadınların gerçekten korunmasıyla mümkündür. Yine aynı pakette genel ahlak bahanesiyle kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamı hedef alınmış durumda. Cinsiyetsizlik diyerek toplumsal cinsiyet eşitliğini suç kapsamına sokmak istiyorlar. Ayrıca kadınların nafaka hakkını tırpanlamak istiyorlar. Bizler bunu asla kabul etmeyeceğiz.
Kadına yönelik şiddet aile içi mesele değildir
Nefret siyasetiyle erkek egemen düzen tahkim edilmeye çalışılıyor. Kadın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. İktidarın makul ve makbul görmediği yaşamlara karşı nefret rejimini sürdürenler, barıştan, özgürlüklerden, demokrasiden söz edemez. Burada bir kez daha söylüyoruz. Kadına yönelik şiddet aile içi bir mesele değildir; toplumsaldır, kamusaldır, siyasaldır. Kadınların yaşamını korumak da devletin sorumluluğudur. İstanbul Sözleşmesine derhal dönülmelidir. 6284 Sayılı Kanunun bütün maddeleri en aktif ve etkin bir biçimde hayata geçirilmelidir. Nefret suçlarını tetikleyen politikalardan ve söylemlerden acilen kaçınılmalıdır. Ve burada ezcümle diyeceğimiz şudur: Elinizi bedenimizden, kimliğimizden, yaşamlarımızdan, ruhumuzdan çekin, çekin, çekin!
İtaat, sabır ve kader mantığıyla kız çocuklarının yaşadığı eşitsizliklerin görünmez kılınmasına asla razı gelmeyeceğiz
Bakın, eğitimde uygulamaya koydukları her model kadınları ve kız çocuklarını tahkim altına almak üzere hazırlanıyor. Kadın-erkek eşitsizliği çocukluktan empoze ediliyor. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayan, dinci, tekçi ve cinsiyetçi eğitim modelini asla kabul etmiyoruz. İtaat, sabır ve kader mantığıyla kız çocuklarının yaşadığı eşitsizliklerin görünmez kılınmasına asla razı gelmeyeceğiz. Cinsiyet eşitlikçi, bilimsel, anadilinde eğitim haktır. Toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz şey tam da budur. AKP iktidarı, laiklik bildirisi imzacısı 168 aydın, yazar, sanatçı ve akademisyen hakkında soruşturma başlattı. 91 yaşındaki hocaların hocası iktisatçı, bilim insanı, Korkut Boratav dahil olmak üzere hepsini ifadeye çağırmışlar. Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmak isteyen zihniyet hem eğitim müfredatına müdahale ediyor hem de buna itiraz edenlere soruşturma açıyor. Bizler bunu kabul etmiyoruz. Bu soruşturmaya derhal son verilmelidir. Haklarında soruşturma açılanlarla buradan dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü haktır. Bu ülkede örgütlenme özgürlüğü haktır. Bu hakları gasp etmek isteyenlere asla evet demeyeceğiz. Onların karşısında biz kadınlar sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Kadın özgürlükçü yerel yönetimler anlayışımızı bulunduğumuz her yerde inşa ediyoruz
Kadın özgürlükçü yerel yönetimler anlayışımızı bulunduğumuz her yerde inşa ediyoruz. Mor çizgimiz olan eşbaşkanlık ve eşit temsiliyeti her alanda sonuna kadar işletmek için çalışıyoruz. Belediyelerimizdeki kadın müdürlükleri ve bağlı birimlerle kadınların ekonomi, eğitim ve diğer alanlarda hizmetlere ulaşabilmesi ve çalışma yürütebilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında tüm belediyelerimizde kadın yaşam ve dayanışma merkezlerini hayata geçirdik. Bütün belediyelerimiz şiddet tutum belgeleri imzaladı. Kadına karşı suç işleyen hiçbir personeli kabul etmeyeceğimizin beyanıdır bu. Geçtiğimiz hafta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve 13 ilçe belediyesi ile Diyarbakır Barosu arasında kadına yönelik şiddetle mücadele protokolünün imzalanması kadınlar açısından çok büyük bir kazanımdır. Belediye eşbaşkanlarımıza bu protokolü imzaladıkları için teşekkürlerimizi sunuyorum. Bütün belediyelerimizin benzer bir protokolü imzalayacaklarına da inanıyorum. Bizler açısından bu protokol aynı zamanda kadınların yaşam hakkını önceleyen ortak bir sorumluluk beyanıdır. Bu işbirliği ile kadınların adalete erişimini güçlü ve sürdürülebilir bir zemine taşıyacağımızın sözünü yineliyoruz.
Sayın Öcalan'ın koşulları ve statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı
Geçen hafta Sayın Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı tarihi çağrının, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümüydü. Bizler de bu vesileyle Ankara'da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda Sayın Öcalan'ın göndermiş olduğu çok önemli mesaj kamuoyuyla paylaşıldı. Sayın Öcalan mesajında, bir yıllık gelişmeleri özetleyerek yeni aşamaya, yani demokratik entegrasyon aşamasına vurgu yaptı. Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar, başlangıcı kadar önemlidir. Bu tespitten hareket ederek aslında tarihi bir anın içinden geçtiğimizin altını çizdi. Demokratik entegrasyon aşaması için kendisinin ve örgütünün üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getirdiğini ifade etti. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp yeni bir siyaset döneminin kapılarını araladığının, demokratik toplum ve hukuk temelli bir sürecin açılması gerektiğinin altını önemle çizdi. Her defasında ifade ettik. Sadece sözlerle tekrar etmeyeceğiz, taleplerimiz yerine gelene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Kürt halkı birçok talepte bulunuyor. Biliyoruz ki Kürt halkının bu talepleri sadece Kürt halkına demokrasi getirmeyecek, bütün Türkiye'nin demokratikleşmesine kapı aralayacak. Buradan bir kez daha bu taleplerin altını çiziyoruz: AİHM ve AYM kararlarının uygulanması. Kayyım atanan belediyelerin halka, yani seçilmişlere, yani kendi iradelerine iade edilmesi. Cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, infaz yakmaların son bulması. Bütün bunlar için bir yeni anayasa düzenlemeye gerek yok, mevcut yasaların hayata geçirilmesi halinde zaten bunlar gerçekleşecek. Sayın Öcalan'ın koşullarının ve statüsünün yasal bir düzenlemeyle tanınması, hukuki güvenceye alınması. Bu sürecin devamı için bu son derece önemli. Bunlar için de beklemeye gerek yok. Bir an önce adım atılmalı. Somut adım atılmadığı müddetçe toplumun bu sürece inancında zayıflama oluyor. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz var.
Ceza değil çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir
Toplumun bu sürece güvenini artırma gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumluluk sadece DEM Parti'de değil, bu parlamentonun tamamındadır; devletin ve iktidarın bizatihi kendisindedir. Bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz. Bu üç adım biraz önce de ifade ettiğim gibi sadece Kürtler değil Türkiye halklarının tamamı içindir. Birincisi; Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde demokratik cumhuriyet hukukunun güvencesinde yaşayabilir. Buna “Özgür Yurttaş Yasası” da denilebilir. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa, “Özgür Yurttaş Yasası” olarak tamamlanabilir. Ceza değil çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir.
Demokratik Türkiye'nin mührü yerel demokrasidir
İkincisi, yerel yönetimlerin güçlenmesi konusu. Yerel yönetimler güçlendiğinde insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı bu konuda bize makul bir yol haritası sunmaktadır. Demokratik Türkiye'nin mührü yerel demokrasidir. Sadece Diyarbakır'ın değil; Trabzon'un, Tekirdağ'ın, Antalya'nın da ihtiyacı yerel demokrasidir. Üçüncüsü, siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değil, 21. yüzyıla yakışır çok temel bir haktır. Yeni bir sivil demokratik toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalıdır. Bu üç adım birlikte atıldığı zaman şunu bilelim ki hem kalıcı bir barış tesis edilebilir hem de demokratik bir cumhuriyetin inşasının önü açılabilir.
Bu adımlar Türkiye'nin demokratikleşmesine de çok önemli katkılar sağlayacaktır
Bu adımlar Kürt meselesini siyasi ve hukuki bir zemine çekebileceği çekeceği gibi, Türkiye'nin demokratikleşmesine de çok önemli katkılar sağlayacaktır. Biz kadınlar; barış, eşitlik, demokrasi, demokratik siyaset, kadın özgürlükçü mücadele, demokratik entegrasyon ve nihayetinde demokratik toplum mücadelesinin en özgürlükçü ve en öndeki mücadele gücüyüz. Şiddet ve çatışmanın hüküm sürdüğü, barışın olmadığı bir toplumda kadına yönelik erkek ve devlet şiddetinin en katmerlisini yaşıyoruz. İşte bunun için biz kadınlar Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını son noktaya kadar destekliyoruz. Ve bu çağrının gerekleri için de çalışmaya, örgütlenmeye, mücadele etmeye devam ediyoruz.
8 Mart ruhuyla 8 Mart'ta alanlarda, meydanlarda olacağız
Barış ve demokratik toplum inşacıları olarak onurlu barıştaki ısrarımız ve kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı mücadelemizle farklı cinsiyetlerin, dillerin, kimliklerin, inançların bir arada eşit yurttaş olarak yaşaması için çalışmaların doğrudan merkezinde olmaya devam edeceğiz. Evet sevgili kadınlar; haklarımıza ve hayatlarımıza yapılan saldırılara karşı 8 Mart ruhuyla 8 Mart'ta alanlarda, meydanlarda olacağız. İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı inşa edeceğimizi haykıracağız. Bizler vardık, varız, var olacağız. Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir. Yaşasın Kadın Dayanışması! Jin, Jiyan, Azadî! Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
Sosyalist Kadın Meclislerinden Simay Ada Kart ve Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifinden Gülcan Tarkan de birer kısa konuşma yaptı.
3 Mart 2026
