Hatimoğulları: Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Parti Meclisi toplantımızın açılışında konuştu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Çoklu krizlere karşı çoklu mücadele hattımızın yol haritasını ortaya koyacağız

Sözlerime başlarken Milletvekilimiz Çiçek Otlu’ya PM’miz adına kucak dolusu selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Sizlerin de bildiği üzere Çiçek vekilimiz iki ameliyat geçirdi ve şimdi tedavisi devam ediyor. Ümit ediyoruz ki en kısa zamanda tedavisi sonuçlanır ve aramızda olur. PM toplantımızı dünyadaki bütün normların geçersiz olduğu bir dönemde gerçekleştiriyoruz. Ortadoğu’nun her tarafında barut kokusu, bombalar ve bir ateş sarmalı var. Bu kaos ortamında gerçekleştiriyoruz bir dizi toplantıyı. MYK, milletvekili grubu, Kadın Meclisi, bugün ve yarın da PM’miz toplanıyor. Bizler bu konuları detaylı bir şekilde konuşacağız. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşın bölgeye ve ülkemize yansımaları çok ağır oldu. Bunları konuşacağız. Türkiye’de derinleşen ekonomik krizi, savaşın bu krizin derinleşmesindeki etkilerini, ekolojik krizi, enerji krizlerini, ülkede artan antidemokratik uygulamaları, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde gelinen noktayı değerlendireceğiz. Bu değerlendirmeler ışığında da DEM Parti olarak çoklu krizlere karşı çoklu mücadele hattımızı ve yol haritamızı ortaya koyacağız. 

Stratejik barışın boyutu iç barışın sağlanmasıyla daha da güçlenecektir 

Dün Gazze, Rusya, Ukrayna, Somali ve Suriye’de cereyan eden savaş şimdi İran’da, Ortadoğu’nun tam merkezinde devam ediyor. Bu savaş uluslararası sistemin dikişlerini patlattı. Devasa bir jeopolitik depreme dönüşmüş durumda. 28 Şubat’ta başlayan İran-İsrail-ABD savaşı şimdilik ateşkesle görüşmelerin başladığı bir evreye geçmiş durumda. Ateşkes ilan edildiği halde hala Lübnan bombalanıyor. Bu görüşmeler bombaların gölgesinde gerçekleşecek. Bizler de bir kez daha diyoruz ki ilan edilen ateşkes geçici değil kalıcı olmalıdır. Kalıcı bir barışın tesis edilmesi için somut adımlar atılmalıdır. Ortadoğu’nun ihtiyacı taktiksel değil stratejik bir barıştır. Stratejik barışın boyutu aynı zamanda iç barışın sağlanmasıyla daha da güçlenecektir. 

Savaştan çıkarılacak en önemli ders toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır

İran yönetimi kendi halkıyla barışmak zorundadır. Ateşkesi fırsat bilerek yüzlerce kişiyi gözaltına alan rejim, tarihteki hataları yapmaktan vazgeçmelidir. Demokratik zeminde hakları için, özgürlükleri için, adalet için mücadele edenlerin avına çıkmamalı rejim. İdam kararlarını uygulamamalı ve bundan vazgeçmelidir. İran iç siyasette de barış ilan etmelidir. Emperyalizmin saldırılarına karşı kenetlenen İran halklarının değerini bilmeli, taleplerine kulak vermelidir. Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır. 

Doğayı savunduğu için tutuklanan Esra Işık derhal serbest bırakılmalıdır 

Şu bir gerçek ki Türkiye’de zaten uzun yıllardır mevcut olan ekonomik kriz, açlık ve yoksulluk bu savaşın yansımalarından dolayı daha da derinleşmiş durumda. Bugün Türkiye’de 3 E krizi vardır: Ekonomik kriz, ekolojik kriz, enerji krizi. Sermaye uğruna doğa talanını en acımasız şekilde hayata geçirmiş durumdalar. Varto’da, Çorum’da, Karlıova’da, Karadeniz’de, Türkiye coğrafi haritasının hangi köşesine elinizi uzatsanız çok büyük bir ekolojik yıkımla karşılaşırsınız. Ama bir o kadar da direnişle karşılaşıyoruz. Bizler DEM Parti olarak yerellerdeki bu güçlü direnişleri ve direnişçileri bir kez daha selamlıyoruz. İkizköylülerin sembol isimlerinden Esra Işık tutuklandı. Doğayı, kendisini, yaşamını ve bütün canlıların yaşamını korumak için mücadele eden Esra Işık derhal serbest bırakılmalıdır. 

Yakıttaki KDV ve ÖTV acilen kaldırılmalıdır

Hayatın her alanında ticaretin ve üretimin neredeyse sekteye uğrayacağı bir genel enerji krizi var, evet. Ama Türkiye’de de bir o kadar ciddi enerji krizi var. “Petrol bulduk, doğalgaz bulduk” dediler, bunun propagandasını yaptılar. Peki, bu savaştan kaynaklı petrol fiyatlarının tavan yaptığı bir evrede hani bulduğunuz gaz, hani bulduğunuz petrol? Onlar neden devreye girmiyor? Neden bu konuda mesela İspanya’yı örnek almıyorsunuz? Yok. Bugün Türkiye’de benzin fiyatı 62-64 bandını geçmiş durumda. Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama ve pahalılık yurttaşı boğmuş durumda. Ekonomik kriz nedeniyle yurttaş artık nefes alamaz hale geldi. Türkiye’de yaşanan ekonomik krize İran savaşını bahane ederek kılıf bulmaya çalışan bir iktidar gerçeği var. Grup toplantılarımızda daha önce ifade ettik. İran savaşı sulhla sonuçlansa bile Türkiye ekonomisine kalıcı olumsuzlukları söz konusu olur. Bu zararları azaltmak için iktidar, muhalefetin önerilerini dinlemelidir. Yakıttaki KDV ve ÖTV acilen ve komple kaldırılmalıdır. Temel gıda üzerindeki bütün vergi yükü kaldırılmalı, sosyal denge kapsamında her haneye asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz bir şekilde verilmelidir. Çiftçinin gübre, yem ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmelidir. 500 bin TL’ye kadar olan çiftçi borçları acilen silinmeli, ekolojik yaşamı esas alan alternatif enerji için radikal adımlar atılmalıdır. Enflasyonla mücadele politikalarına öncelik verilmeli, radikal kararlar hayata geçirilmelidir.  

Değerli Türkiye yurttaşları; ekonomideki hastalık da belli, tedavisi de bellidir. İktidar yandaşa rant sağlamaktan vazgeçmelidir. Sermayeyi korumaktan vazgeçmelidir. Esas çözüm şudur: Yoksulu, işçiyi, emekliyi, emekçiyi ve doğayı merkeze alan bir ekonomik program hayata geçirilmelidir. Bu mutlaka adil bir program olmalıdır. Ekonomi ya bu şekilde yönetilecek ya da AKP iktidarının şimdiye kadar yaptığı gibi devam edilecek ve milyonlarca yurttaş açlığa, yoksulluğa bir kez daha mahkum edilmiş olacaktır. Bu toplantılar dizisinde en önemli başlıklarımızdan birinin bu olduğunun altını çizmek isterim. Derinleşen açlık ve yoksulluğa karşı daha güçlü bir programla ortaya çıkmak ve daha güçlü bir mücadele hattını ortaya koymak. 

Kadın Meclisi toplantımızda kadın dayanışma ağlarını nasıl daha fazla geliştirebileceğimizi değerlendirdik

Dün Kadın Meclisimiz toplandı. Bir yandan kendi özgün gündemlerimizi, bir yandan dünyada ve Ortadoğu’da devam eden savaşları, özel olarak da İran ve Rojava’yı değerlendirdik. Türkiye’de devam eden süreçte kadınların rolü ve misyonunun daha güçlü şekilde nasıl olabileceğini konuştuk. Kadın yoksulluğunu, görünmeyen emeği, güvencesiz çalışma koşullarını değerlendirdik. Biz kadınlar ve toplumun tamamı için çok yakıcı olan kadın cinayetlerini konuştuk, daha etkin bir mücadeleyi nasıl hayata geçirebileceğimizi değerlendirdik. Sadece Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledildi. 22 kadın ise “şüpheli ölüm” olarak ifade edilen bir katliamla karşı karşıya. Kadın cinayetlerini durdurmak için daha güçlü bir mücadele hattını örmeliyiz. Kadın örgütlülüğünü ve dayanışmasını daha çok genişletmek ve derinleştirmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz olduğunu değerlendirdik. Coğrafyamızda artan savaş ve şiddete karşı, Ortadoğu başta olmak üzere uluslararası kadın dayanışma ağlarını nasıl daha fazla geliştirebileceğimizi değerlendirdik. İran’da seslerinin duyulması engellenen kadınların sesi olacağımız tespitini yaptık. İran’da tutuklu bulunan Kürt kadınlar için, özgürlük mücadelesi verirken tutuklanan bütün farklı halklardan ve inançlardan kadınlar için verilmiş olan idam kararları ve bütün yargı kararları geri çekilmelidir. Kadınlar serbest bırakılmalıdır. “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere bütün dünyada varlığını genişletmesi ve kalıcılaştırması için yol haritamızda daha güçlü mücadele olanaklarını değerlendirdik. 

Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz

Bölgedeki tabloya bakınca 27 Şubat Asrın Çağrısı ile başlayan sürecin ne kadar isabetli ve anlamlı bir siyasal çıkış olduğunu bir kez daha tespit ettik. Bu herkes tarafından yeterince anlaşılmış mı emin değiliz. Ama şundan çok eminiz ki bu sürecin başarıya ulaşması için herkesin şimdiye kadar verdiği emeğin daha fazlasını vermesi gerekiyor. Geçiş için bir çerçeve yasa ihtiyacından bahsediyoruz. Şu anda Türkiye’nin temel gündemlerinden biri bu. Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak akıl tutulmasıdır. Demokratik siyaset yapma isteğinin tespiti, barış hakkının teyidi olur mu? Bunu kamuoyunun bilgisi ve vicdanına sunuyoruz.

Dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı bir konuşmasında bizi eleştirmiş, “Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor” demiş. Biz net olmalıymışız bu süreç konusunda. DEM Parti’nin kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyormuş. Bunu DEM Parti’ye söylüyor. Biz de buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına şunları ifade ediyoruz: Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da zül addederiz. Sürecin başarıya ulaşması için gece gündüz çalışıyoruz ama daha fazla çalışmamız gerektiğinin altını da her fırsatta çiziyoruz. Yasa yapma yeterliliği sizde, iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da bugün bir süreçten bahsediyor olmasak da bu ülkenin bir demokrasi sorunu vardır. Cumhuriyet bu topraklarda demokratikleşmemiştir. DEM Parti olarak, demokratik bir cumhuriyetin inşası için mücadele hattımızı bu temeller üzerine kurduğumuzun altını defalarca çizdik. Programımızda da net bir şekilde mevcuttur. 

Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı

Demokratik ülkelerde muhalefet talepleri için siyaset üretir, mücadele eder ve ülkeyi yönetenler de muhalefetin önerilerine kulak verir. Biz bunları ifade ettiğimizde, demokratikleşmeyle ilgili taleplerimizi sıraladığımızda karşılaştığımız bu yanıtlar gerçekten trajikomik. Anayasa, AİHM kararları, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere en meşru ve en demokratik dayanaklar üzerinden taleplerimizi her fırsatta ve her yerde ifade ettik ve ifade etmeye de devam edeceğiz. Bu sizin zorunuza gitmemeli. Sizin göreviniz bu talepleri yerine getirmektir. Bakın, şöyle düşünün. Pazartesi sabahı uyanmışız; kayyımlara el çektirilmiş, seçilmişler görevlerine iade edilmiş. Bu, Türkiye’ye büyük bir nefes aldırmaz mı? AYM ve AİHM kararlarına dayanarak Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanî Davası tutukluları, aynı şekilde Can Atalay ve bütün Gezi Davası tutukluları serbest bırakılsa 86 milyon böyle bir mutluluğu yaşamaz mı? Yaşar. Tutuksuz yargılama olsa, İmamoğlu görevinin başına dönse barış sürecine, demokrasiye ve geleceğe ne kadar büyük bir güven oluşturur, bunu hiç düşündünüz mü? Bu adımların atılmasının toplumda yaratacağı huzur ve mutluluğun farkındayız. Bu adımların atılmasının Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sunacağı katkının ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı. Biz bunun mücadelesini sonuna kadar yürüteceğiz. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz. 

Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız

Mücadelemizi demokrasinin tıkanan damarlarını açmaya odaklamış durumdayız. Biz Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız. Kendimize inanıyoruz; ülkenin, toplumun deneyimlerine ve birikimlerine son derece inanıyoruz. Onun içindir ki partisi, kimliği, inancı ne olursa olsun ezilen kim varsa onun yanında duruyoruz. Üniversite öğrencileri türban hakkını savunurken onların yanındaydık. Hakları için KHK’lıların yanındaydık. ODTÜ’lü ve Boğaziçili gençler hakları için mücadele ederken yanlarındaydık. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Uygur Türk’ü zulme uğradığında, “Çin ile ticaret yapıyoruz, acaba sorun yaşar mıyız?” kaygısı gütmeden Uygur Türklerinin de haklarını savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Bizler Üçüncü Yolun kurucuları olarak ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. Ezilen herkesin tek umudu ve tek adresiyiz. Süreç başladı, yargı adaletsizliğine ve haksızlıklara sessiz kalalım gibi bir yaklaşımımız ya da yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, antidemokratik uygulamalara, ilkesizliklere izleyici kalalım gibi bir yaklaşımımız asla olmadı. Öyle bir yaklaşıma tenezzül etmedik. 

Barışı toplumsallaştırdığımızda iktidar barışı tesis etmek durumunda kalır

Kimin yaptığına bakmadan yanlışa yanlış, doğruya doğru dedik. Çünkü bizi bağlayan makamlar ve anlık gelişmeler değil; bizi bağlayan ilkelerdir, bu ülkenin kalıcı demokrasiye kavuşması ve demokratik bir cumhuriyetin inşası için atılacak adımlardır. Devletler ve iktidarlar bekle-gör politikasına tevessül edebilirler ama DEM Parti olarak bekle-gör tutumuna kendimizi kaptırmıyoruz, kaptırmayacağız. Barış da demokrasi de bize altın tepsiyle sunulmayacak. Bunun en çok farkında olan bizleriz. Çünkü bizler mücadele partisiyiz. Ne kazandıysak emekle, dişimizle, tırnağımızla mücadele ede ede kazandık. Bu süreci de yine mücadeleyle, örgütlenerek, inşa ederek başaracağımızın farkındayız. Biz barışı nasıl sağlayabiliriz biliyor musunuz? Barışı geniş bir şekilde toplumsallaştırmayı başardığımızda, barışın kurucu öğelerini artırdığımızda iktidar ve iktidarlar barışı tesis etmek durumunda kalır.

Emek, barış, demokrasi ve adalet talebimizi en güçlü şekilde 1 Mayıs alanlarına taşıyacağız

Değerli PM üyeleri; işte barışı milyonlara mal etmeye, tek ses olmaya, milyonlarla yüreğimizin barış, adalet ve özgürlük için atmasına imkan sağlayan bir gün var önümüzde. 1 Mayıs. 1 Mayıs, ezilenlerin ortak direniş günüdür. Emek, barış, demokrasi, adalet talebimizi en güçlü ve kapsamlı katılımla dile getireceğimiz gündür. Dünyadaki eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin tarihin en derin seviyesine ulaştığı bugünlerde, 1 Mayıs her zamankinden daha önemli hem Türkiye hem de bütün dünya mücadele hareketleri için. Hazırlıklarımız başladı. Tarihsel olan bugünün anlam ve önemine uygun bir biçimde her yerde katılım sağlayacağız. PM toplantımızın hemen akabinde, 1 Mayıs alanlarını en güçlü şekilde doldurmak ve mesajlarımızı en güçlü şekilde kitlelere ulaştırmak için hep birlikte çalışmalara koyuluyoruz. 1 Mayıs işçinin, emekçinin olduğu kadar kadınların ve LGBTİ+’larındır; emekçinin, çiftçinin olduğu kadar Kürt’ün, Alevi’nin, gençlerindir. 2026 yılında 1 Mayıs’a her zaman olduğundan daha büyük bir inanç ve güçle sarılacağız. 8 Mart ve Newroz ruhuyla 1 Mayıs alanlarını dolduracağız. “Ekmek, Barış ve Adalet için 1 Mayıs'a” şiarıyla Türkiye'nin dört bir yanında meydanlarda olacağız.

Bugün başlayan ve iki gün devam edecek olan PM toplantımızda, önceki üç günde yaptığımız gibi bütün sorun alanlarını detaylı bir şekilde konuşacak ve yeni dönemin yol haritasını hep birlikte değerlendireceğiz. Çok zor bir süreçten geçtiğimizin farkındayız. İnce, uzun ve engebeli bir yolda olduğumuzun; dikenli ve tuzaklarla dolu bir yolda olduğumuzun da farkındayız. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşması, Türkiye’nin demokratikleşmesi, barışın inşa edilmesi yolunda atacağımız somut adımları hep birlikte bir kez daha değerlendireceğiz. Zor ama onurlu ve gururlu bir yol. Hepimize kolay gelsin, başarılar diliyorum.

11 Nisan 2026