Hatimoğulları: Maden işçileri aç kalmamak için günlerdir Ankara’da direniyor

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Barışı konuştuğumuz bu süreçte hala baskılar devam ediyor 

Bu sabah yine bir gözaltı, yine bir operasyon furyasına uyandık. 1 Mayıs öncesi ev baskınları ve gözaltılar oldu. Bu o kadar tanıdık bir hikaye ki bizim açımızdan. Dün 1977 1 Mayıs’ında katledilenleri anmak üzere karanfil bırakmak için Kazancı Yokuşu’na gidenler gözaltına alındı. Bu sabah da birçok eve operasyon düzenlendi. Aralarında bileşen partilerimiz SYKP, SODAP ve ESP’den arkadaşlarımızın da olduğu çok sayıda sol, sosyalist, devrimci, yurtsever insanın gözaltına alındığı bir gün. Ayrıca bileşenlerimize çok uzun zamandan beri çok ciddi bir şekilde sindirme operasyonu söz konusu. ESP’ye yönelik son operasyonda 100’ün üzerinde arkadaşımız tutuklanmıştı. Bu haksız ve hukuksuz tutuklamaları asla kabul etmiyoruz. Barışı konuştuğumuz bu süreçte, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ne kadar önemli olduğunu konuştuğumuz bu süreçte hala klasik bir biçimde baskıların devam etmesini; on yıllardır devam eden bildik, tanıdık gözaltı ve operasyonların bu şekilde sürüyor olmasını kabul etmek mümkün değil. Sürecin doğasıyla da uygun bir durum değil. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz ki 1 Mayıs engellenemez; ezilenlerin ve sömürülenlerin haklarını savunanlar gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Bütün gözaltılar derhal serbest bırakılsın.

Doğası için mücadele eden bütün tutuklular acilen serbest bırakılmalı 

Jeotermal talana karşı hafta sonu mitingler düzenlendi Varto ve Karlıova’da. Son derece başarılı, son derece coşkulu ve yüksek katılımlı mitinglerdi. JES’lere karşı en güçlü doğa direnişlerinden birini gösteren Vartoluların, Karlıovalıların ve yöre halkının mücadelesi son derece kıymetli. Dün, taşı, toprağı, suyu ve doğanın hakkı için mücadele eden Esra Işık’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Bunu kabul etmek mümkün değil. Esra Işık’ın ve onun gibi doğası için mücadele eden bütün tutukluların acilen serbest bırakılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Varto ve Karlıova halkını da gösterdikleri bu onurlu direnişten dolayı selamlıyoruz. Onların direnişini destekliyoruz. Her daim yanlarında olmaya, sesleri solukları olmaya devam edeceğiz.

Patronlar ve devlet, işçilerin temel haklarını dahi yok sayıyor 

Bugün, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından ilan edilen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü. Bugün işçi ölümünün, güvensiz çalışmanın ve cezasızlığın bütün acısıyla bir kez daha hatırlandığı bir gün. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre Türkiye'de 2025 yılında 2105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetmiş. Sadece son üç aydaki verilere baktığımızda ise 420 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetmiş. Bunlar iş kazası değil. Bize iş kazasıdır diye yutturmaya kalkanlar şunu çok net bilsin ki bunu iş kazası olarak görmüyoruz. Bu bir iş cinayetidir. Neden mi? Patronlar üç işçinin yapması gereken işi, az ücret ödemek için bir işçiye yaptırıyorsa ve bunun sonucunda o işçi yaşamını kaybediyorsa bu bir iş cinayetidir. Patronlar ve devlet, işçilerin temel yasal haklarını dahi yok sayıyor. Koruma mekanizmaları eksik. Ayrıca var olanlar da çalıştırılmıyor. Bu nedenle de iş cinayetidir. Sadece geçen yıldan bu yana en az 2500 eve karanlık haber gitti, iş cinayetlerinde işçiler yaşamını kaybetti. Biz bunları soğuk bir rakam olarak, bir istatistik olarak göremeyiz. Bu ne demek biliyor musunuz? 2500 eve ateş düştü. Bu 2500 evde yaşayan çoluk çocuk sadece açlığa ve yoksulluğa değil, aynı zamanda yetimliğe de mahkum edildi. 

74 yaşında çalışmak zorunda kalan Ökkeş Erol’un ölümü ülkenin utanç vesikasıdır

Ökkeş Erol'u tanıyor musunuz? Ökkeş Erol 74 yaşında ve bu yaşında geçinemediği için çalışmak zorunda kalan bir işçi. Tekirdağ Malkara'da fiber optik kablo döşemede çalışırken yaşamını yitirdi. Bunun gibi nice hikaye nice acı var. Ülkenin emekçiye reva gördüğü hayatın özetidir bu. Bu ülkede çocukluğunuzda çalışıyorsunuz, gençliğinizde çalışıyorsunuz, yaşlanıyorsunuz yine çalışıyorsunuz. Öldüğünüzde de “kazayla öldü” diyorlar. Hayır, bu bir kaza değil. Ökkeş Erol'un ölümü ülkenin utanç vesikasıdır. Bu sömürü düzenine ve yöneticilerine karşı açık bir iddianamedir. Bu ölümler kaza değil cinayet, fıtrat değil katliamdır. Bizler kapitalizmin sömürü düzenine karşı emeğin hakkını, emekçinin yaşamını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Bu onurlu bir mücadeledir ve DEM Parti bu onurlu mücadelede dimdik duran bütün işçi, emekçi kardeşlerimizin sonuna kadar yanında olacaktır. Mücadeleniz mücadelemizdir.

Maden işçileri aç kalmamak için günlerdir Ankara’da direniyor

Değerli emekçi kardeşlerim; sizler ölümlere ve zulme karşı sesinizi yükseltiyorsunuz. Patron maaşlarınıza el koyuyor, iktidar patronu koruyor. En doğal hakkınız olan itirazlarınızı ve taleplerinizi haykırıyorsunuz. Niçin? Aç kalmamak için. Akşam eve giderken çocuğunuza bir sıcak ekmek götürebilmek için yapıyorsunuz bunları. Doruk Madencilik’te çalışan işçiler günlerdir Ankara'da eylemde. Onları ziyaret ettim. Açlık grevine giren işçiler bugün açlık grevlerinin dokuzuncu gününde. İşçilerin direnişi kısmi bir kazanımla devam ediyor. Çalışma Bakanlığı maaşlarının bir kısmının ödendiğini söylese de edindiğimiz bilgilere göre bu ödenen kısım son derece cüziymiş. Madenciler tüm alacaklarını ve haklarını alana kadar grevi devam ettireceklerini söylüyor. Maden işçilerini ziyaret ettiğimizde bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. İşçiler o yağmurun altında direniyorlar aç kalmamak için. Niye? Maaşları ödensin diye. Niye? Mahrum edildikleri, analarının ak sütü kadar helal olan haklarını alabilmek için yapıyorlar. “Aşağıda metan gazı, yukarıda biber gazı, bize reva görülen bu” diyor işçi. Gözaltına alınıyorlar. Gaz sıkılıyor işçiye. İnanılır gibi değil. Esas gözaltına alınması gereken, esas hakkında işlem yapılması gereken işçilerin hakkı olan maaşlara çöken patronken, o patrona karşı hakkını müdafaa etmek için alana çıkan işçilere gazlı ve coplu saldırılar düzenleniyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Meclis’ten birkaç yüz metre ileride, Kurtuluş Parkı'nda eylemlerini devam ettiriyor işçiler ve doymak bilmez Yıldızlar Holding'e aynen şu mesajı veriyorlar: “Yıldızlar da kayar, durmaz yerinde”. Evet, işçilerin haklarını gasp eden Yıldızlar Holding'e bir uyarıyı da biz buradan yapıyoruz: Amasız, fakatsız, eksiksiz ve zaman geçirmeden işçilerin haklarını tanıyın.

3 milyon çocuk çalışıyor, bu acı tabloyu kim görmezden gelebilir? 

Geçtiğimiz hafta 23 Nisan'dı değil mi? Çocuk Bayramı. Televizyonlar gün boyu bununla ilgili haberler yaptı. Normalde kutlamalarda olması gereken çocuklar, 23 Nisan'da Doruk Maden işçilerinin çocukları babalarının eylemlerine destek vermeye gelmişti. Yani oyun oynaması gereken, okulda olması gereken, 23 Nisan'da çocuk bayramı heyecanını yaşaması gereken maden işçilerinin çocukları eylemde babalarının yanındaydı, annelerinin yanındaydı. Buna doğru düzgün hiçbir basın yayın organı haber değeri bile biçmedi. Başka şeyleri haber yaptılar. Yine 23 Nisan’da çocuk işçiliği gündem yapılmalıyken birçok kesim tarafından görülmedi. Sadece 2013-26 yılları arasında en az 852 çocuk iş cinayetinde hayatını kaybetti. TÜİK'in verilerine göre 981.000 çocuk çalışıyor ve yazın okullar kapanınca bu rakam 3 milyona çıkıyor. Bu acı gerçekliği kim görmezden gelebilir ki? Hangi vicdan bunu görmezden gelebilir? Bu tablo karşısında haysiyet olsa kurur, vicdan olsa körelir. Buradan bizler DEM Parti olarak şunu ilan ediyoruz: Madenci kardeşlerimin güzel çocukları ne sizler ne de işçilik yapmak zorunda bırakılan akranlarınız yalnız değilsiniz. Aç kalmadığınız, özgürce oyun oynayabileceğiniz bir düzeni kuracağız. Sözümüz olsun. Doruk Maden işçisi değerli kardeşlerim, haklı mücadelenizin sonuna kadar yanındayız. Sizlerin gerek parlamentoda gerekse alanlarda sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Direnişinizi buradan bir kez daha selamlıyoruz.

Ekonomi çökerken hepiniz olay mahallindeydiniz, hepiniz buna ortaksınız 

Ekonomide iflas tablosu, madenciler hakları için grevde, milyonlarca çocuk çalışmak zorunda ama beyefendiler sanki ekonomide başka bir sorun yokmuş gibi birbirleriyle manşetler üzerinden kavga ediyor. Açlığımızı, işsizliğimizi, hak gaspını, geleceksizliği bu şekilde unutturmaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki onların kayıkçı kavgasını izleyelim, oyalanalım ve gerçekleri açığa çıkarmayalım. Bizimle “cambaza bak” oynamak istiyorlar. Biliyorsunuz ekonomide iflas derinleştikçe iktidara yakın sermaye grupları arasındaki kavga büyüdü. Yeni Şafak gazetesi de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i hedef tahtasına oturtmuş. Ekonomideki bütün sorunların tek sorumlusu olarak Şimşek’i lanse ediyor. Uyanıklık yapmayın, bu tablo hepinizin eseri. Bir elmanın iki yarısı gibisiniz. Türkiye ekonomisi iflas ederken hepiniz suç mahallindeydiniz. Hepiniz bu suça ortaksınız. Bu sizin ortak eseriniz. Bizim tarafımız ne Şimşek'in ne de Yeni Şafak'ın operasyonunun tarafıdır. Bizim tarafımız 86 milyon emekçinin, işçinin, yoksulun, geçinemeyenin, barınamayanın tarafıdır. Bizim tarafımız direnen Doruk Maden işçilerinin tarafıdır. Bizim tarafımız “direniyorum, örgütleniyorum ve mutlaka başaracağım” diyen işçinin, emekçinin, yoksulun tarafıdır. Direnerek kazanacağız, örgütlenerek kazanacağız!

Yıl 2026 ve Hakkari’ye giriş çıkış yok

Ankara'dan Hakkari'ye geçmek istiyorum. 11 Nisan'da Hakkari-Van yolu heyelandan dolayı kapandı. Fakat günler ve haftalar geçmesine rağmen ne yolun kendisi açıldı ne de alternatif bir yol sunuldu. Bu yol Hakkari'nin dış dünyayla kurduğu neredeyse tek bağlantı. Havalimanı da çalışmıyor, tadilat var diyorlar. 21. yüzyılın ortasında Hakkari'ye gidilemiyor. Fotoğraflar gördüm; çoluk çocuk, yaşlı genç ellerinde bavullar ve çantalar yayan geçmeye çalışıyorlar diğer tarafa. 2026 Türkiye'sinde bir şehir haritada var ama yok. Ulaşılamıyor bu şehre. Yeri belli ama kendisine ulaşan yok. Hakkari'ye giriş yok, çıkış yok. Bursa-Ankara otoyolu bırakın günler, iki saat dahi kapansa kıyamet kopar değil mi? Hakkari-Van yolu haftalardır kapalı. Bakanlık, valilik, Hakkari kayyımı, bütün ilgililer ve yetkililer sessiz sedasız. Buradan soruyorum. Bu bir cezalandırma mıdır? Kimler rant elde etmek için bu çözümsüzlüğü bu kadar büyütüyor? Hakkari'den Van'a tedavi olmak için gitmek isteyen hastalar da gidemiyor. Yukarıda saydığım bu korkunç tablo ve tablolar bal gibi de AKP iktidarının eseridir. “Orada bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür”. Bu sözler 1930'lu yıllarda yazılmış. Sene 2026. Gitmesek de görmesek de hizmet etmesek de dönemi kapanmıştır. Gideceğiz, göreceğiz, hizmet edeceğiz. Hizmetlerde bölgesel ayrımcılık yapılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bolu Tüneli kapanırsa göstereceğimiz refleks neyse Van-Hakkari yolu kapandığında da göstereceğimiz refleks o olacaktır. İşte iktidarın ve yetkililerin yapması gereken budur. Ayrımcılığı, ihmalkarlığı bırakın artık. Acilen bu mağduriyeti giderin. Buradan Hakkari halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Hakkari-Van yolunun açılması için Van'da demokratik kitle örgütleri ve halk şu an demokratik protesto hakkını kullanıyor. Bizler de buradan Van halkına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Direnişlerini selamlıyoruz.

Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız; o tuğla çekilmeli, o duvar yıkılmalı! 

Kesilen nefes borularından biri de adalettir. Ülkeyi öyle bir hale getirdiler ki adliye saraylarının kapısından girdiğinizde kocaman bir adalet yazısı görürsünüz ama adaleti herkes her yerde arıyor. Çünkü adalet yok. Adalet o tabelalarda soğuk harfler olarak duruyor. Şimdi Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Birimi kuruluyor. Kurulsun, araştırılsın elbette. Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması, faili meçhuller konusunda adım atılması son derece önemli. Yine buradan şunun altını önemle çizmek istiyorum. Gülistan'ın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın ölümü mutlaka araştırılmalıdır. Rojin Kabaiş için adalet talebi mutlaka sağlanmalıdır. Ama bu soruşturmalar bir vitrine dönüşmemeli, dağ fare doğurmamalı. Faili meçhul dediğiniz şey gökten inen bir karanlık değildir. Bu sistemin ürettiği, koruduğu, sakladığı karanlığın ta kendisidir. Mehmet Sincar, Uğur Mumcu, Ceylan Önkol, Deniz Poyraz, Hrant Dink, Berkin Elvan, Dargeçit Davası, 10 Ekim Gar Katliamı, faili meçhuller... Hepsini saysak günler yetmez. Bu kadar uzun bir liste ve bu kadar çok karartılmış hayat var. Cumartesi Anneleri bir ömürdür kayıplarını arıyor. Tüm faili belli davalar için gereken adımlar acilen atılmalı, bu adımlar sahici ve sonuç alıcı olmalı. Siyaset, bürokrasi, mafya. Çok tanıdık bir üçgen değil mi? Biz bu üçgeni nereden tanıyoruz? Susurluk’tan tanıyoruz. Bu üç ayak yıllardır birlikte duruyor, birbirini besliyor, koruyor. Bu yapı bozulmadan ülke karanlıktan kurtulamaz. Bir tuğla çekilirse duvar yıkılır diyorlardı ya, evet o tuğla çekilmeli ve o duvar yıkılmalı. Ülke olarak ebediyen Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız. İşin ucu nereye dokunursa dokunsun üzerine gidilmeli. Hangi isim çıkarsa çıksın bu soruşturmalardan, hangi kurumun içine girerse girsin bu soruşturmalar hesap sorulmalı. Gerek iç barış ve demokrasi gerekse de özgürlükler bünyenin temizlenmesiyle mümkündür.

Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’a verilen görev neyse kayyım vali de odur

Gülistan Doku dosyasında açığa çıkan iddialar bize bir şeyi yeniden gösterdi. Yıllardır bu kürsüde yaptıkları yanlışları ifade ettik, kayyım yanlışını gösterdik. Kayyım idari bir tedbir değildir, hukuki bir işlem değildir. Kayyım, halk iradesine çöken bir rejimdir. Dersim'e atanan kayyım vali, şimdi organize cinayet konusunda yargılanıyor. Biraz daha araştırılsa bunun gibi niceleri çıkacak. Birçok kayyım valinin ve kaymakamın adı yolsuzluk belgelerinde var. Bunu sadece biz söylemiyoruz, Sayıştay raporlarını okuduğunuzda kayyımların yolsuzluklarını ayan beyan görüyorsunuz. Halfeti'ye bakın. Eski kayyım dahil onlarca kişi yolsuzluktan gözaltına alındı. Dün ellerinde telefon, dillerinde vatan, ağızlarında milliyetçilik vardı. 1938'lerdeki Umumi Müfettiş ve Vali Abdullah Alpdoğan'a verilen görev ve yetki neyse bugünkü kayyım vali de odur. Biz onları çok iyi tanıyoruz. Yıllardır söylüyoruz; en çok vatan diyenin cebine bakın, en çok bayrak sallayanın ihalesine bakın, DEM Parti’ye en çok saldıranların işledikleri suçlara bakın. Çünkü bu ülkede hamaset suçun örtüsüdür. Hamaset değil, somut olarak yapılması gerekenler belirtilmeli ve biz DEM Parti olarak bu konuda somut yapılması gerekenlerin altını bugün bir kez daha çiziyoruz: Meclis bünyesinde Hakikati Araştırma Komisyonu kurulsun. Faili meçhuller gerçekten araştırılsın. Hakiki bir yüzleşme yapılsın ve özür dilenmesi gereken bütün tarihi hatalardan özür dilenmesi sağlansın. Karanlıkta kalan bütün faili meçhuller aydınlatılsın. 

Faili meçhuller konusunda en ağır bedeli ödeyen siyasi geleneğe sahip bir partiyiz ve çağrımız nettir: Toplumsal barışın yolunu açmak için faili meçhulleri aydınlatın. Sessizlik suça ortak olmaktır. Biz hiçbir zaman sessiz kalmadık, şimdi de sessiz kalmayacağız. 

Barış menziline koşar adımla gidilmesi gerekirken iktidar ne yapıyor?

Hepinizin bildiği üzere 27 Şubat'ta Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece barış umudunu büyütmedi, Türkiye'nin önüne tarihsel bir eşik de koydu. Çatışma çözümü deneyimlerine baktığımızda, örgütlerin on yıllar boyunca atabildiği adımlar Türkiye'de bir yılda atıldı. Bakın, bu çok önemli. İleriki zamanlarda çatışma ve çözüm çalışacak olan akademisyenler bunu önemle inceleyecekler. PKK silahlara veda ettiğini, örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan etti. Bunu gerçekleştirerek de tarihi bir hamle yapmış oldu. Bu, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir. Bu adımın gereklilikleri yapılırsa Türkiye sadece prangalarından kurtulmayacak; toplumsal kutuplaşma son bulacak, demokratikleşmenin zemini büyüyecek. Önümüzde bu kadar aydınlık bir tablo varken, barışa bu kadar yaklaşmışken, barışı ve demokratikleşmeyi bu kadar konuşuyorken, barış menziline koşar bir adımla gidilmesi gerekirken iktidar ne yapıyor? İktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde. Altını tekrar çiziyoruz. Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an, süreç karşıtlarının hile ve hurdayla dolu provokatif tutumlar geliştirmesinin önünü açar. 

Madem "dış güçler" diye bir tehdit var, o zaman barıştan daha iyi bir yol yok

Böyle bir fırsat ve risk denklemi söz konusuyken iktidara şu soruları soruyoruz: Ekranlarda sürekli “süreç tıkandı” diyerek ortalığı bulandıran medya simsarlarının ellerini nasıl ovuşturduklarını görmüyor musunuz? Bunu görmemek mümkün mü? Bu kesimler ve onlara çanak tutanlar da şu sözümüzü iyi dinlesin. Ellerinizi boşu boşuna ovuşturmayın, bu gölden size balık çıkmaz. Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız. Yine iktidara bir soru daha soruyoruz: Ortadoğu'daki istikrarsızlığı derinleştirmek isteyen güçler bekleme halinizden son derece memnun, bunu görmüyor musunuz gerçekten? Madem “dış güçler” diye bir tehdit algınız var, o zaman bu tehditleri ortadan kaldırmak için barıştan daha iyi bir yol yok. Bunun altını defalarca kez çizdik. İktidar artık Nasrettin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit-tespit tekerlemesine sarılarak puslu bir hava üretmemeli. Meclis Komisyonunun nihai raporunu, eksik de olsa siyasi barışın yolunu açmak için bir rehber olarak kabul etmeli. Buradan ilerlenmeli. Artık arife tarif gerekmiyor. Adım atılsın ki ülke nefes alsın. Adım atılsın ki barış umudunun üstündeki kara bulutlar dağılsın. Adım atılsın ki bu ülkede onurlu bir barış sağlansın. Buradan bir kez daha teyit ediyoruz ki ne olursa olsun onurlu barış mücadelesini vermeye, onurlu barışı toplumla beraber örmeye devam edeceğiz. Barış bu topraklarda mutlaka ama mutlaka kazanacak.

Barış bizim için bir pazarlık konusu değil, iradedir ve onur mücadelesidir

Değerli Türkiye yurttaşları; Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin temel yakıtı Sayın Öcalan'ın iradesi, Kürt hareketinin, DEM Parti'nin, sol sosyalistlerin, demokratların ve barış yanlısı bütün güçlerin barış inadı ve inancıdır. Bizim için barış bir pazarlık konusu değildir. Bizim için barış bir iradedir, erdemdir, onur mücadelesidir. Türkiye 52 yıldır savaş ve çatışmalara tanıklık ediyor. Sonuç ölüm, acı, kan, gözyaşı, kutuplaşma, duygusal kopuş. Sayın Öcalan'ın 27 Şubat çağrısıyla PKK silahlı mücadeleyi bitirdiğini ifade etti. Demokratik siyaset hakkını kullanmak istiyor. Bundan daha doğal ve meşru ne olabilir? Daha ne yapılsın? Yıllardır, “Silahları bıraksınlar, gelsinler siyaset yapsınlar” diyenler, şimdi neden siyaset zeminini hukukla örmüyor? Hukuki adımlar barışın süsü değildir, çatısıdır. Hukuki adımlar Türkiye'nin kendi yarasını kapatma gücü ve iradesidir. Artık ölüm değil söz konuşacak diyebilmenin de güvencesidir. Devlet aklı burada çekinerek değil kurarak davranabilmeli. Devlet aklı fırsatı heba eden değil, tarihi anda sorumluluk alan olmalı. Bunu yapmak Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Demokratik Cumhuriyete zemin hazırlayan tarihi bir gelişme olacaktır. Tarihte gerçekten görülmemiş bir fırsat var. Türkiye'de şu an çok önemli bir fırsat var. Hiç kimse ama hiç kimse bu fırsatı heba etmemeli. DEM Parti olarak bu fırsatın heba olmasını engellemek için gece gündüz çalışıyoruz ve daha fazla çalışacağız. Bugüne kadar verdiğimiz emek neyse onu katlayarak çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü biz onurlu barışa yürekten inanıyoruz. Kalıcı bir barışın Kürt'e, Alevi'ye, inkar edilen bütün farklı halklara ve inançlara pozitif bir katkı sağlayacağının çok net farkındayız. Onurlu bir barışın bu topraklarda tesis edilmesinin, Türkiye'nin demokrasisinin tıkanan damarlarını açacağına net olarak eminiz. Demokratik Cumhuriyeti inşa etmenin yolunu daha fazla döşeyeceğine de yüzde yüz eminiz. Bunun için büyük bir inançla, azimle ve bilinçle çalışmaya devam edeceğiz. Engelleri aşa aşa, görmezden gelenleri aşa aşa bu sürecin bir an önce başarıya ulaşması için DEM Parti olarak sadece elimizi değil gövdemizi taşın altına koyuyoruz. Bunun için de sonuna kadar çalışacağız. 

İşçilerle birlikte alanlarda, meydanlarda olmaya devam edeceğiz

Evet değerli arkadaşlar 1 Mayıs'a günler kaldı ve bugün grubumuzda işçi arkadaşlarımız var. Bu ay işçi arkadaşlarımız grubumuza sıklıkla geldi. Bundan duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha ifade etmek isterim. Grup toplantısına inmeden önce işçi arkadaşlarımızla bir araya geldik, sözlerini dinledik, sorunlarını konuştuk. DEM Parti olarak işçi arkadaşlarımızın, bütün sektörlerden gelen arkadaşlarımızın sorunlarını parlamentoya taşıyoruz, taşımaya da devam edeceğiz. Bizler sadece parlamentoda değil, alanlarda da meydanlarda da sizlerle beraberiz. Bir geri dönüşüm işçisi şunu söyledi biraz önce: “Taksitle yaşıyoruz, borçlu ölüyoruz”. Bir başkası, “Bizi resmen kabul etmiyorlar ve güvenceli çalışamıyoruz. Oysa biz çok sayıda insanız, işçiyiz, emekçiyiz ve haklarımız tanınmalı” dedi. Yine bir moto-kurye işçisi şunu ifade etti: “Trafikte hayatlarımızdan oluyoruz. Borç batağındayız. Motorumuz arızalansa tamirini maaşımızdan yapmak zorundayız. Çalıştığımız para bize hiçbir şekilde bir artı sağlamıyor. Bıçak kemikte, bıçak ilikte” dedi. Yine bir inşaat işçisi kardeşimiz, “Ağırlıklı olarak taşeron işçisiyiz. Maaşlar sürekli geriden ödeniyor. Her bir inşaat işçisi geriden gelen maaştan dolayı en az 3 ay, 5 ay alacaklı. Bizler köle değiliz. Mültecilerden daha kötü bir hayat sürüyoruz burada. Yemek bizim için çok büyük bir sorun” dedi. Evet değerli işçi kardeşlerim, sizin sorunlarınız bu ülkenin gerçek sorunudur. Türkiye'de milyonlarca insan şimdi özetlediğiniz bu sorunları derinlemesine yaşıyor ve gerçekten bıçak kemiği aştı, ilikte.

1 Mayıs'ta hep birlikte meydanlarda olacağız

1 Mayıs'a saatler kala buradan 1 Mayıs çağrımızı yapacağız. 1 Mayıs; işçinin, emekçinin, emeklinin, yoksulun, esnafın, çiftçinin mücadele günüdür. 1 Mayıs; kadınların, gençlerin, LGBT+’ların mücadele günüdür. 1 Mayıs; Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Laz'ın, Çerkes’in, Roman'ın, Alevi'nin, Sünni'nin, Hıristiyan'ın ve burada sayamadığım çok sayıda farklı halklardan ve inançlardan insanların mücadele günüdür. 1 Mayıs, ezilenlerin ve sömürülenlerin hak arama günüdür. 2026'da 1 Mayıs meydanlarını sadece baretlerle, kasklarla doldurmayacağız; kadınların moruyla, devrimin kızılıyla, “Hak, Hukuk, Adalet ve Barış” pankartlarıyla dolduracağız. Bu tarihsel bir öneme sahiptir. 1 Mayıs'ta hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Ben 1 Mayıs'ta Van'dayım. İşçi, emekçi kardeşlerimizle ve değerli halkımızla beraber Van'da hak arayışımızı sürdüreceğiz. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan İstanbul'da olacak. Bizler ekmek için, barış için, adalet için, demokrasi için, özgürlükler için 1 Mayıs alanlarını hep beraber dolduralım. Hep beraber 1 Mayıs'ta haklarımızı haykıralım. Buradan bir kez daha diyoruz ki Yaşasın İşçilerin Birliği, Yaşasın Halkların Kardeşliği! Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

28 Nisan 2026