Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantımızda konuştu. Hatimoğulları, şunları söyledi:
Özgür basının çınarı Hüseyin Aykol’u asla unutmayacağız
Değerli halklarımız, 2026 yılının ilk grup toplantısındayız. Bütün halklar için adaletin, özgürlüğün, eşitliğin, barışın ve kardeşliğin tesis edildiği; böyle bir zeminde yaşayabildiğimiz bir seneyi hepimiz için diliyorum. 2026’da DEM Parti olarak büyük bir acıyla sarsıldık. Sevgili dostumuz, yoldaşımız Hüseyin Aykol’u kaybettik. Hüseyin hoca Kürt Özgürlük Hareketinin Türkiye Devrimci Hareketi ile buluştuğu bir kesişim noktasıydı. O sadece bir köprü değil, özgür basının da çınarıydı, emektarıydı. Onu saygıyla, minnetle anıyorum. Onu asla unutmayacağız. Yine 4 Ocak 2016’da Silopi’de katledilen Pakize Nayır, Seve Demir ve Fatma Uyar’ı saygıyla anıyorum. Onlar Kürt kadın mücadelesinin ve özgür yaşamın korkmaz savunucularıydı. Aydınlattıkları yolda kadın özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini daha güçlü bir biçimde yükselten insanlardı. Ne yazık ki onlar hunharca bir saldırıda katledildiler. “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesini erkek egemen devlet sistemine karşı bizler büyütmeye devam edeceğiz. Bu felsefenin yapı taşlarından olan üç kadın yoldaşımızı bir kez daha saygıyla, minnetle anıyorum.
2025 dünyada derin izler bıraktı
Her anında yeni bir siyasal ve toplumsal gelişmenin yaşandığı bir yılı geride bıraktık. 2025 Türkiye ve Ortadoğu’da, bütün dünyada son derece derin izler bıraktı. 3 Mayıs’ta Sırrı Süreyya Önder’i kaybettik. Barış için çok yoğun emek verdi ama ne yazık ki bu topraklarda barışı göremeden aramızdan ayrıldı. Değerli Sırrı Süreyya Önder'i bir kez daha özlemle yad ediyorum. 2025'te demokratik güvenceler daha çok tahrip edildi. İnsan hakları ihlalleri bizler tarafından normal olarak görülsün istendi. Kadınlara yönelik şiddet hız kesmeden ne yazık ki arttı. Muhalif belediye başkanları ve yönetimleri tutuklandı. Belediyelere kayyımlar atandı. En ufak bir demokratik itirazda kadınlar, gençler, işçiler, emekçiler, doğa ve insan hakları savunucuları iktidarın şiddetiyle karşı karşıya kaldı.
Üç sene geçmiş olmasına rağmen depremin yaraları sarılmadı
Aradan neredeyse üç sene geçmiş olmasına rağmen depremin yaraları hala sarılmadı. Cumhurbaşkanı 27 Aralık'ta Hatay'a gitti. Geçiş güzergahındaki bütün konteynerler ve çökmüş binalar brandalarla, paletlerle kapatıldı. Ve basına “Her şey harika, Hatay'ı toparladık” haberleri yaptırıldı. Ama gerçeklik ne yazık ki böyle değil. Bakın, hala insanlar deprem bölgesinde konteynerlerde yaşıyor. Hatay Valiliğinin 2025 yılı sonunda yapmış olduğu açıklamaya göre, 148.000 kişi hala konteynerlerde yaşıyor. Kent dışında bağımsız konteynerlerde yaşayan insanların sayısı dahi tespit edilemiyor. Ve onlar diyor ki: “Deprem bölgesini güllük gülistanlık yaptık”. Güllük gülistanlık hale getirdik dedikleri bölgede elektrik kesintisi devam ediyor. Yılbaşında Hatay'daydım. Hatay'da, Antakya, Samandağ ve Defne ilçelerindeki çok sayıda mahallede günlerce elektrik kesintisi yaşandı. 2026'ya depremzedeler karanlıkta girdi, elektriksiz girdi ve şimdi her gün eylemdeler, isyandalar. Ayrıca deprem bölgesinde mücbir sebeple ilgili ciddi bir beklenti hala devam ediyor. Yetkilileri özellikle bu iki acil konuda hızlı bir şekilde müdahaleye davet ediyorum buradan bir kez daha.
AİHM kararları uygulanmadı, hasta tutsaklar ve infazı yakılanlar hala hapiste
Evet, yeni yıla girdik ama hasta tutsaklar, infazı yakılanlar hala hapiste. AİHM kararları uygulanmadı. Sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Can Atalay hala hapiste. Buradan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Leyla Güven ve Ayşe Gökkan şahsında bütün siyasi mahpusların yeni yılını kutluyorum. Selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.
Sayın Öcalan çağrısıyla barış için büyük bir imkan sundu
2025’te yaşadığımız olumsuzlukları sıralamaya devam edersek saatler yetmez. Ama yaşadığımız kimi olumluluklardan da bahsetmek istiyorum. Çok büyük bir umut sığdırdık 2025 yılına. 27 Şubat’ta, daha yılın başında demokratik toplum ve barış eksenli asrın çağrısı gerçekleşti. Sayın Öcalan yaptığı bu çağrıyla barış için büyük bir imkan sundu. PKK de çağrıya uyarak kendini feshetti. Silahlı mücadele yerine demokratik mücadeleyi esas alacağını bütün dünya kamuoyuna duyurdu. Dünya şahittir; Kürt halkı ve özgürlük hareketi barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu. Bu duruşu da sürdürmektedir. DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik. Mücadeleyi ve müzakereyi bu eksen etrafında yürüttük.
2026 yılında barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütmeliyiz
Meclis’te bütün Türkiye kamuoyunun yakından takip ettiği üzere bir komisyon kuruldu. Komisyon önemli dinlemeler gerçekleştirdi. Akabinde beklenen İmralı ziyaretini de gerçekleştirdi. Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik. İktidar ve devlet 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı. Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026'ya adım attık. Biliyoruz ki bu yıl hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. 2026'da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Türkiye'de yaşanan temel sorun şu: Barış için ortaya çıkan tarihsel imkan, somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor, zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz: Barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclis’ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketiyle ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır. Partiler komisyona raporlarını verdi. Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı. Bundan sonra hızla yapılması gereken şey ortak konsensüsle bir raporun açığa çıkmasıdır. Kırmızı çizgiler dayatma yerine çözüme hizmet edecek bir perspektifle yazılmalıdır bu rapor.
Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalı
Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız. Komisyon Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve bir siyasi zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlü zaten. Bunun için ilk elden PKK'ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk'ün beraat etmesine rağmen hala Mardin'de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması bu sürecin ruhuna ters düşmektedir. Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalıdır. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Bunun için çalışmalıdır bu komisyon. Bunun için çalışmalıdır Meclis.
Barış Türkiye’nin ortak geleceğini kurma meselesidir
Bugün Meclis ve siyaset kurumunun önünde tarihsel bir sorumluluk duruyor. Barış bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye'nin ortak geleceğini kurma meselesidir. Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz: Barış oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu süreci ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla onu ilerletmektir. Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır. Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. Farkındayız hepimiz. Bu süreç bölünme getirir diyorlar bunlar. Oysa tam tersine inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm Türkiye halklarının birliğini güçlendirir. Süreç karşıtlığı bu ülkenin ortak geleceğine düşmanlıktır, kan ve gözyaşı üzerinden siyaset yapma ısrarının ta kendisidir. DEM Parti olarak biz, barışı Meclis’te savunacak, sokakta örgütleyecek ve büyüteceğiz.
Barış sadece kürsülerde değil yaşam alanının her yerinde savunulmalı
Barış sadece kürsülerde değil; mahallelerde, işyerlerinde, sokaklarda, okullarda, köylerde, kentlerde, yani yaşam alanının her yerinde savunulmalı. Biz bu inançla, bu umutla ve bu kararlılıkla bu süreci bugüne kadar getirdik. Bu anlamıyla emek harcayarak bu süreci bugüne kadar getirdik. 2026'da da aynı şekilde bu çalışmaları sürdüreceğimizin altını bir kez daha çizmek isterim. Kadın özgürlük mücadelesinden ekolojiye, emekçi ve yoksulların haklarından gençlerin geleceğine kadar her alanda demokratik cumhuriyeti örme hedefiyle mücadele hattımızı büyüteceğiz. 2026'da mücadele hattımızın yoğunlaşacağı eksen bu olacaktır. 2026'nın ilk grup toplantısında da 2026'dan umudumuzun altını bir kez daha çiziyoruz. Barış kazanacak, adalet kazanacak; emek, özgürlük ve demokrasi kazanacak. Bu da halklarımıza sözümüz olsun!
Türkiye ekonomisi tarihin en büyük kriziyle karşı karşıya
Bakın, 2026'ya girdik. Ülkenin dört bir tarafı açlıkla, yoksullukla boğuşuyor. Türkiye ekonomisi tarihin en büyük krizleriyle karşı karşıya. AKP iktidarı ne yaparsa yapsın politikaları dikiş tutmuyor. Yama üstüne yama, söz üstüne söz kuruyor ama çözüm üretemiyor. Ekonominin veri yığınından oluşan bir şey olduğunu iddia eden, bununla kendisini savunmaya kalkan iktidar şunu bilmeli ki ekonomi veriler yığını değildir. Ekonomi yaşamın kendisidir. Ekonomi iştir, aştır, ekmektir. Hangi veri yığınıyla ekonomi iyi gidiyor yalanına sarılabilirsiniz?
Damat modeli, Türkiye ekonomisi modeli çöktü
Emekliler tabutun üstüne emekli yazıp yürüyüş yaparken, hangi soğuk rakamlarınız emeklinin sorununu çözebiliyor ki? Damat modeli çöktü, Türkiye ekonomi modeli de çöktü. Şimşek programı da çöktü ve bunun faturasını emekliler, emekçiler, yoksullar ödüyor. Değerli yurttaşlarımız, sizler ödüyorsunuz bunun bedelini. 2026 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programına göre sosyal yardıma muhtaç hane sayısı 4,5 milyona ulaşmış durumda. Yani yaklaşık 20 milyon kişi yardımla hayatını idame ettiriyor. 1 milyondan fazla çocuk okula sosyal yardımlar olmadan gidemiyor. Genel sağlık sigortası prim borcunu ödeyemeyen insan sayısı 9.500.000'a dayanmış durumda. Asgari ücreti 28.075 TL yapmak ülkenin yarısını açlığa mahkum etmek demektir. Çalışanların yarısını açlık sınırının altında yaşamaya mecbur etmek demektir. 2026 yılı asgari ücretini belirleyenlerin sadece tercih ve politika problemi yok, vicdan problemi de var. Vicdansızsınız. Vicdansızsınız. Bu ülkenin yarıya yakınını açlığa ve yoksulluğa mahkum etmişsiniz. Vicdansızsınız, vicdansızsınız, vicdansızsınız.
Rakamlar sahte, yoksulluk gerçek
Bakın, bu vicdansızlığın son örneğini dün yaşadık. Memurlar, memur emeklileri ve emeklilerin zam oranları belirlendi. SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine sadece %12,19 zam yapıldı. Yanlış duymadınız. Memur ve memur emeklilerine ise %18,6 zam yapıldı. Bu memur, bu emekli ne yesin? Taş mı yesin? Taş mı kaynatsın tenceresinde? Bu sefalet zammına karşı temel gıdayı vesaire bırakalım da sadece kiralardaki artışa bakalım: %34,88. Bu komik ama acımasız zamlar TÜİK verilerine göre düzenlendi. Kamu emekçi sendikalarının deyimiyle rakamlar sahte, yoksulluk gerçek. İktidarın milyonlarca insana mesajı net: Siz açlıkla, sefaletle, yoksullukla boğulun. Kuru ekmek yiyin, taş yiyin ama asla sesinizi çıkarmayın. Dışarı çıkıp herhangi bir basın açıklamasıyla açlığınızı dile getirmeyin.
Tüm bu kara tabloya rağmen bizler çaresiz değiliz. Açlık sınırının altı reva görülen asgari ücretliler, açlığa ve sefalete mahkum edilen emekliler; yoksulluğu, işsizliği, güvencesizliği en yoğun şekilde yaşayan kadınlar; yıllarca okuyup emek verip torpili olmadığı için ataması yapılmayan gençler… Bizler ekonomideki bu derin krize ve ülkemizin içinde bulunduğu duruma razı gelmiyoruz, sizler de razı gelmeyin. İşte tam da bu nedenle bir kez daha buradan uyarıda bulunuyoruz. Türkiye ekonomisi artık siyasetin hatalı kararlarını kaldıracak eşiği çoktan aştı. Türkiye ekonomisi bir 19 Mart'ı daha, bir kayyımı daha, bir şiddet döngüsünü daha kaldıramaz. Dümeni tutanlar karaya bodoslama götürüyor bu ülkeyi. Bunu herkes bilmeli ve herkes görmeli.
Barış ekip demokrasi biçen bir ülke istiyoruz
2026 Türkiye için her açıdan ama her açıdan çok önemli bir eşik olacak. Rüzgar ekip fırtına biçen değil, buğday ekip ekmek üreten bir ülke istiyoruz. Barış ekip demokrasi biçen, adalet ve hukuk ekip refah ve mutluluk biçen bir ülke istiyoruz. DEM Parti açısından yeni yıl barışı nihayete erdirmek için bir mücadele yılı olacak. Aynı zamanda bizler açısından işçi, emekçi, emekli, yoksul, kadın, genç, doğa ve insan hakkı için de çok önemli bir mücadele yılı olacak. Elbirliğiyle, örgütlenmeyle, dayanışmayla bu sistemi mutlaka değiştireceğiz, mutlaka değiştireceğiz, mutlaka değiştireceğiz.
İç barış basit bir iyi niyet meselesi değildir; Türkiye halklarının güvenliğinin, refahının sigortasıdır
Değerli Türkiye halkları, emperyalizmin yeni paylaşım savaşlarının peşinde koştuğunun hepimiz farkındayız. Dünya ve bölgemiz çok büyük bir dönüşümün eşiğinden geçiyor. Dünyadaki jeopolitik manzaraya baktığımızda iç barışın, demokrasinin, adaleti sağlamanın neden önemli olduğunu çok daha iyi görebiliriz. Dünya, güç siyasetinin sert ikliminden geçiyor. Böyle dönemlerde içeride kavga eden ülkeler dışarıda savrulur. İç barış basitçe bir iyi niyet meselesi değildir. Türkiye halklarının güvenliğinin ve refahının sigortasıdır. Artık sadece Ortadoğu ve Afrika değil, Avrupa'da da Amerika kıtasında da her yer harp meydanı. Dünya adeta dev bir savaş gemisine dönüşmüş durumda. ABD'nin Venezuela’ya saldırıları, kullandığı yöntemler ve uluslararası hukuku tanımaması 21. yüzyılda emperyalizmin gelebileceği sınırları göstermektedir bizlere. Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yatağından kaçırılıp alıkonması hiçbir devletin, siyasetçinin ve halkın güvende olmadığının en çarpıcı kanıtıdır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Uluslararası hukuku tanımayan bu korsanvari tutumu asla kabul etmiyoruz.
Çözüm Venezuela halkının özgür iradesini kullanabileceği ortamın sağlanmasıdır
Venezuela'da yaşananlar uyuşturucuyla mücadele, narko-terör söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ama gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Özellikle Çin ve Rusya’nın nüfuzunu kırma, İran'a mesaj verme, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD'nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor. Yani hedef bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD Grönland’ı, Kolombiya ve Küba'yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD'nin son ulusal güvenlik strateji belgesi 200 yıl önceki Monroe Doktrinine dönüşü işaret etmektedir. Latin Amerika yeniden “arka bahçe” olarak ilan ediliyor. Ne bir halkın egemenliğini hedef alan dış kuşatma kabul edilebilir ne de bir halkı baskıya mahkum eden bir yönetim anlayışı kabul edilebilir. Çözüm ikisi de değildir. Çözüm ne dış müdahaledir ne de statükonun içeride baskı yapmasıdır. Bu bakımdan politik hattı halkların faydasına görmek, okumak ve tarif etmek zorundayız. Yani çözüm, Venezuela halkının özgür iradesini kullanabileceği bir ortamın sağlanmasıyla mümkündür. Milyonlarca insan, hatta milyarlarca insan emperyalist ve kapitalist sistemin ağır tehdidi altında. Sistem bütün dünya nimetlerine çökmüş durumda ve bizler bu zorba düzene hayır diyoruz. Bu zorba düzeni asla kabul etmiyoruz. Daha yaşanılabilir, adil ve demokratik bir dünya pekâlâ mümkündür.
Savaşı durdurmanın yolu enternasyonalist bir barış hareketini örgütleyebilmekten geçer
Emperyalist güçlerin dünyayı üçüncü büyük savaşa sürükleme halini durdurmanın yolu gerçek anlamda bir enternasyonalist barış hareketini örgütleyebilmekten geçer. Halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist örgütlenme ve mücadele dışında bir seçeneği yoktur. Böylesi bir mücadele, emperyalizmin zehrine karşı panzehir olabilir. Bizler Venezuela'yı, ABD'yi, Latin Amerika'yı konuşurken Ortadoğu yangın yeri olmaya devam ediyor. Bir çağ yangını yaşıyor bu coğrafya. Yemen'de yıllardır süren çatışmalar dinmiyor. Körfez güçlerinin vekalet savaşı bu topraklarda açlığı, sefaleti ve ölümü üretmeye devam ediyor. Bakın, yakın tarihte neler yaşandı? Tarihi kanla yazılmış Somali'de bugün benzer bir senaryo devrede. Somaliland meselesi bölgesel güçlerin çıkar kavgasının yeni sahnesine dönüşmüş durumda. Körfezden gelen petro-dolar yeni iç çatışmaların yakıtı oluyor. Libya'da derin ayrışmalar var. Sudan'da körfezin petro-dolarlarıyla finanse edilen katliamlar hız kesmiyor. Artık Afrika'da, Ortadoğu'da, Asya'da bir bölgenin kaderini diğerinden ayırmak mümkün değil. Bölgelerin kaderi, ülkelerin kaderi birbirine sımsıkı dolanmış durumda. Bir yerde olanın diğerinin evinin kapısında zuhur ettiğinin, karşılık bulduğunun hepimiz farkındayız.
Yeniden dizayn hamlelerine karşı İran ve Türkiye içeride baskılara son vermelidir
Ortadoğu'nun yeni yangın yeri İran. İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti, hakkı hukuku sağlamıyor. Kadınlara saldırmaya devam ediyor. Milyonlarca insan açlıkla ve yoksullukla karşı karşıya ve hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda. Son protestolarda onlarca sivil katledildi. Yüzlercesi yaralı, binlercesi tutuklu. Saldırılar gittikçe yoğunlaşıyor. Daha da vahimi, tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız. Bölgeyi yeniden dizayn etme hamlelerinin de farkındayız. Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorlarsa, bunun için atılması gereken adımlar nettir: İçerideki baskılara son vermek. Bu yaşanan konjonktürel gelişmelere, emperyalizmin bölgeyi yeniden dizayn etme politikalarına karşı bir tavır ortaya konulacaksa evinizin içini düzeltmeniz gerekiyor, halklarla barışmanız gerekiyor. Gerçek demokrasiyi ve özgürlükler alanını açmanız gerekiyor. İran rejimi bu toplumsal dönüşüm taleplerine asla kapalı kalmamalı. Bu hakikat tüm Ortadoğu ülkeleri için geçerlidir. Düşman kapınızı çaldığında hızla dağılmamanın ve evinizi hızla toparlayabilmenin yolu evinizin içini demokrasi, barış, adalet ve özgürlükle doldurmaktır. Bunları hukuki güvence altına almanız gerekir. İşte o zaman halklar birbirine daha güçlü kenetlenir. Yüreğimiz İranlı kadınların, gençlerin, emekçilerin, yoksulların, dışlanan Kürtlerin, tüm halkların ve inançların yanında atmaya devam edecek. Buradan, bu kürsüden bir kez daha Jina Mahsa Aminalara binlerce kez selam olsun diyoruz.
Suriye’de Alevi katliamına ferman kesenler büyük bir suç işliyor
Bu büyük kaos döneminde Suriye de son derece kritik bir noktada duruyor. Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor, büyük bir hata yapıyor. Algı yaratarak Arap Alevilerine dönük sistematik bir saldırı dalgası yürütülüyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bu zihniyet nedeniyle Suriye’de 2025 yılı ne yazık ki azınlıklara, farklı kimliklere dönük adeta bir pogrom yılı oldu. Geçtiğimiz hafta Türkiye'deki Alevi kurumları, demokrasi güçleri ve siyasi partiler Alevi kardeşlerimizin yaşam hakkını savunmak için sınırın sıfır noktasındaydılar. Yayladağ'daydılar. Yayladağ Sınır Kapısından seslendiler Suriye'ye, Şam hükümetine ve bütün dünyaya. Bu ses duyulmalı. Bu ses daha fazla büyütülmeli. Suriye'deki Alevi canlarımıza daha çok sahip çıkmalıyız. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki Suriye'deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz soluğunuz olmaya devam edeceğiz.
Kürt halkına “teslim ol” demek ne kardeşliktir ne de adildir
Evet, bu gerçekler yaşanırken Suriye Demokratik Güçlerini, Kürtleri ve özerk yönetimde yaşayan halkları tehdit ediyorlar; “teslim olun” diyorlar. Biz de buradan soruyoruz: Bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü? Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi, ırkçı yapısının farkında değil misiniz? Orada Dürzilere ve Alevilere dönük bir katliam hala devam ederken, Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar? İşte bu gerçeklere rağmen Kürt halkına “teslim ol” demek ne kardeşliktir ne eşitlikten yana olmaktır ne de adildir. Kürtler Rojava'dan buraya elini uzatıyor. Elini uzatıyor Kürtler bize. Sınırın öte yanından gönlünü açıyor bize.
Farklılıkları yok sayan Şara rejimini Kürt'e karşı öne sürmekten vazgeçin. Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde Suriye'ye yönelik çözüm, barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle, tehdit dilini öne çıkararak ilerletilebilecek bir süreç değil. Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum. Tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye'de en sağduyulu olanların, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil.
Suriye’de yeniden kaos olmamasının yolu ülkenin demokratikleşmesinden geçer
Önceki gün geçici Şam yönetimi özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmek. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Sayın Öcalan'ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Şunu unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir; Kürtlere Dürzilere, Ermenilere ve burada sayamadığım çok farklı halklardan ve inançlardan insanlara ev sahipliği yapan bir coğrafyadır. Suriye'de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye'nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye'ye de düşen görev buna destek olmaktır.
Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike IŞİD’dir
Yakın zamanda yaşadığımız çok önemli bir konunun altını çizmek istiyorum. Suriye'den Türkiye'ye uzanan esas tehlike görülmeli, esas tehlike. Esas tehlike IŞİD'dir. Yıllarca IŞİD konusunda bu kürsülerden uyarılarımızı yaptık. Yıllardır yapıyoruz. Yalova'daki çatışmada hayatını kaybeden polislere ben buradan bir kez daha rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı diliyorum. Şunu hatırlatmak istiyorum. 10 Ekim Gar Katliamı, Suruç, Reyhanlı, Antep Düğün Katliamı ve daha nicesi. Hakkıyla soruşturulsaydı, hakkıyla bunların üzerine gidilseydi, bir yargılama yapılsaydı, bugün IŞİD'in Türkiye'nin dört bir yanında bu şekilde üslendiğini görmeyecektik. Bu engellenecekti ama ne yazık ki bilerek ve isteyerek bunun önü açıldı. Bunun önünün bilerek ve isteyerek açıldığının da belgeleri mevcuttur. Mahkeme tutanaklarında, itirafçıların beyanlarında mevcuttur. IŞİD bölgedeki bütün halkların başına gelmiş en büyük belalardan biridir. Türkiye’de IŞİD örgütlenmesinin hortlaması Suriye’deki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Hortlaması veya hortlatılması Suriye'deki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Kürtlere teslim olmayı dayatanlar, IŞİD’in o bölgedeki varlığını görmezden gelemez. Ona göre tutum almalıdır.
Suriye’de Kürtleri tehdit etmek IŞİD’i cesaretlendirir
Suriye'de Kürtleri tehdit etmek IŞİD’i cesaretlendirmektedir. Ankara şunu görmeli; Kuzey ve Doğu Suriye, Türkiye için bir beka sorunu değildir, IŞİD karanlığına karşı en güvenli duvardır. Bir gazete var ki adeta darbe mekaniğinin değirmenine su taşırcasına haber yapıyor. Barış ve çözümü bozmanın derdinde. Utanmadan “IŞİD'cileri SDG gönderdi” diye başlık atıyor. Gerçekten öyle diyor. Rast geldiniz mi bilmiyorum. Utanmayan, arlanmayan, yüzü kızarmayan bu haberci anlayışa ben sormak istiyorum. Bu haberi yapana da yaptırana da sormak istiyorum: Allah aşkına yaptığınız ya da yaptırdığınız bu habere siz inanıyor musunuz? Hiç inandıklarını sanmıyorum. Bir amaçla atıyorlar bu manşeti. Asan, kesen, kelle uçuran, Suriye ve Irak topraklarına hunharca dalan IŞİD nerede yenildi? Bütün dünya IŞİD'in yenilebileceğini nerede gördü? Kobanî’de gördü, Rojava'da gördü. Kuzey ve Doğu Suriye topraklarında gördü. Kürt halkının, Arap halkının ve oradaki bütün halkların verdiği ortak mücadelede gördü IŞİD'in yenilebileceğini. İktidara ve dış politikaya yön verenlere buradan çağrımızdır: Türkiye'deki ve Suriye'deki IŞİD tehdidini önemseyin, lokal görmeyin. Stratejik ele alın, değerlendirin ve bu konuda gerekli tutumu alın. Bunun altını burada özellikle çiziyoruz ki yarın öbür gün olabilecek meselelerde uyarımızı şimdi buradan yapmış olalım.
IŞİD'in panzehri Türkiye'de ve Suriye'de adil bir kardeşlik hukukunun tesisidir
IŞİD'in üslendiği bölgeler, nerede ve nasıl örgütlendikleri eminiz ki MİT'in belgelerinde mevcut. Bu konuda önlem alın. Türkiye'nin ve Suriye'nin başına kimse bunları bela etmesin. Ve şu bilinmeli ki IŞİD'in panzehri Türkiye'de ve Suriye'de adil bir kardeşlik hukukunun tesis edilmesidir. Bunun formülü de Türkiye'de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşmasıdır. IŞİD karanlığını ancak demokrasi ışığıyla söndürebiliriz. Bu böyle bilinmeli. Değerli Türkiye halkları, sözlerimi tamamlarken bir kez daha herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyorum. Ümit ediyoruz ki bizler karanlığa karşı aydınlığı büyütebilir, savaş ve çatışmalara karşı barışı tesis edebiliriz; ekmek, özgürlük ve adalet için, demokratik cumhuriyete açılan kapılar için mücadelemizi ve umudu büyütebiliriz. Yolumuz açık olsun. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
6 Ocak 2026
