Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Iğdır 3. Olağanüstü İl Kongremize katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Iğdır’ın mücadelesi onur kaynağımızdır
Kürt’ü, Türk’ü, Azeri’si, Terekeme’si, Caferisi, Sünnisi ile bu şehri var eden herkesi saygıyla selamlıyorum. DEM Parti’yi DEM Parti yapan, onlarca yıl verilmiş mücadelenin ve ödenen bedellerin sonucunda bizleri bugüne getiren değerli halklarımızı minnetle selamlıyorum. Iğdır’ın tarihine dönüp baktığımızda iki önemli şeyi görüyoruz. Biri Ağrı Dağı’nın mağrur duruşu, coğrafyasının mağruru; öteki tıpkı Ağrı Dağı gibi dik duran ve mücadelesini güçlendiren Iğdır halkını görüyoruz. Biz Iğdır halkıyla gurur duyuyoruz. Bizim onur kaynağımızdır mücadeleniz. Iğdır’da çok bedeller ödendi. Yaklaşık 30 yıl önce evinin önünde kurulan pusuda katledilen Iğdırlı avukat Medet Serhat şahsında bu mücadelede yitirdiğimiz bütün devrimcileri, sosyalistleri, yurtseverleri anıyorum.
Kobanî sürecinde yaşamını yitirenleri anıyorum
Bugün Kobanî olaylarının yıldönümü. O dönemi hepimiz hatırlayacağız. Acı bir dönemdi, ağır bedeller ödenen bir dönemdi. Türkiye’nin yanı başında Kobanî’de IŞİD saldırılarına karşı Kobanî halkı tarihin en güçlü mücadelesini ortaya koydu. O yenilmez zannedilen IŞİD’e karşı Kobanî’deki insanlar direndi. Başta kadınlar olmak üzere, Kürt halkı olmak üzere, IŞİD'i durduran bir direniş sembolü haline çevirdiler Kobanî’yi. Ben öncelikle Kobanî Direnişini buradan bir kez daha selamlıyorum. Türkiye'de ise 6-8 Ekim döneminde Kobanî halkıyla dayanışmak için demokratik zeminde çok sayıda eylemler ve etkinlikler düzenlenmişti. Demokratik zemindeki bu eylemlere ve etkinliklere büyük bir provokasyonla kan düştü. Çok sayıda yurttaşımızı kaybettik. Ben Kobanî sürecinde Türkiye'de katledilen bütün yurttaşlarımızı bir kez daha anıyorum. Ailelerine başsağlığı dileklerimizi bir kez daha buradan yineliyorum.
Kobanî Kumpas Davasında yargılanan arkadaşlarımız serbest bırakılmalı
Kobanî'de o direnişi sergileyen halkla dayanışmak, IŞİD karşıtı bir demokratik duruştu. Bu dayanışmaya provokasyonlarla kan düşürenler tarafından daha sonra Kobanî Kumpas Davası HDP'nin üzerinde devasa bir oyun olarak oynandı. Bu oyunun akabinde Eş Genel Başkanlarımız, MYK üyelerimiz büyük cezalar aldı. AİHM kararlarına rağmen arkadaşlarımız hala Kobanî Kumpas Davası nedeniyle hapishanede. Buradan bir kez daha diyoruz ki AİHM kararları hayata geçsin ve Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve tüm MYK üyelerimiz derhal serbest bırakılsın. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven, Ayşe Gökkan şahsında bütün mahpus arkadaşlarımıza ve siyasi tutsaklara selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.
Türkiye’nin Iğdır gibi bir barış ikliminde yaşaması için mücadele ediyoruz
Iğdır, çok sayıda farklı halkın ve inancın bir arada yaşadığı bir coğrafya. Iğdır, Anadolu’nun Kafkasya’ya açılan çok önemli bir kapısı. Farklı halklar ve inançların barış, huzur ve kardeşlik içinde yaşadığı çok önemli bir kentimiz. Barış sürecini ve demokratik toplum inşasını sürdürdüğümüz bu dönemde bütün Türkiye’nin Iğdır gibi bir barış ikliminde yaşaması için mücadele ediyoruz. Iğdır, farklı halkları ve inançları barındıran bir kent olarak Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin öncüsü olan kentlerden biridir. Çünkü değerli Iğdırlılar, siz zaten öyle yaşıyorsunuz. Siz bizim hayalini kurduğumuz Türkiye toplumunun kent bazında zaten bir prototipisiniz. Zaten bir modelsiniz ve bu sürece en güçlü öncülüğü yapacak kentlerimizden biri de Iğdır’dır. Iğdır bu özelliğiyle demokratik toplumun ve yeni dönemin inşa sürecinin öncü kentlerinden biri olmalıdır.
Toplumun süreçle ilgili kaygısı var
Bugün bu salonda eminim ki sürecin ne aşamada olduğu, nasıl gittiği herkesçe merak ediliyor. Dün kentimize geldiğimizde Hoşhaber ilçemizi ziyaret ettik. Orada değerli halkımızla hemhal olduk, sohbet ettik. Herkesin bir sorusu vardı: “Bu süreçte ne olacak?” Bu sürece karşı halkta yeterince güven yok. Halk tedirgin, halk kaygılı. Bu kaygıları gidermek için ne yapıyorsunuz, ne yapacaksınız? Bu soruları ben Ankara duysun istiyorum. Bugün burada Iğdırlıların, dün bir araya geldiğimiz değerli halkımızın sorularını Ankara'nın duymasını istiyorum. Iğdır'da sorulan sorular sanmayın ki başka yerde sorulmuyor. İstanbul'da da Amed'de de Van'da da Kars'ta da Batman'da da Edirne'de de Aydın'da da İzmir'de de soruluyor. Çünkü toplum bir kaygı içinde. Ne olacak? Neden süreç ilerlemiyor? Neden sonuç alınamıyor hızlı bir şekilde? Toplum bu anlamıyla kaygılı. Elbette bu kaygılarını hep birlikte gidermenin yol ve yöntemini bulmak zorundayız.
Halkımız çerçeve yasa konusunda hızlı bir adımın atılmasını bekliyor
Evet, Meclis’te beklenen çerçeve yasa çıktı. Bu yasa parlamentoda çok büyük bir çoğunlukla çıktı. Bu ne demek? Türkiye'deki bütün siyasi partiler ve onların temsil ettiği halklar, yani Türkiye'nin %95'i kadarı bu sürecin barışla nihayetlenmesini istiyor. Parlamentoda vekillerin verdiği oyun anlamı budur. Şimdi gelinen aşamada çerçeve yasanın hayata geçmesi için teyit ve tespitin bitmesi, Milli Güvenlik Kuruluna raporun sunulması, Milli Güvenlik Kurulunun da bu raporun neticesinde karar alması gerekiyor. Yasa buna bağlanmış durumda, yani Milli Güvenlik Kurulunun kararına bağlanmış durumda. Peki, Milli Güvenlik Kurulu hala neyi bekliyor? Teyit, tespit hala neyi bekliyor? Bu konuda halkımız hızlı bir adım atılmasını bekliyor.
Kayyımların geri çekilmesi ve belediye başkanlarının göreve iade edilmesi için MGK kararına gerek yok
Bizim açımızdan bu yasa sadece geri dönüşleri ifade etmiyor. Bu yasa insanların hayatına dokunduğu zaman gerçek anlamını bulacak. Ne demektir insanların hayatına dokunmak? Zindanlardan, dağlardan, sürgünlerden dönüşler başladığı zaman; toplum kendi insanına, aileler kendi çocuklarına kavuştuğu zaman bu yasa güçlü bir anlam bulacak. Geri dönen insanların demokratik siyasete katılımının önü açıldığı zaman güçlü bir anlam bulacak. Esasen bu yasanın somut anlamı ve karşılığı bu olacaktır. Bir taraf sorumluluk üstlenmiş, adımlarını atmış. Bu taraf harekettir. Hareket adımlarını attı. Gerekli geri çekilmeler, gerekli fesih kararı, Türkiye'den geri çekilme, bütün bunlar gerçekleşti, silahlar yakıldı. Ama devletin bu adımlara karşı henüz yeterince somut adım atmadığını halkımız söylüyor. Bakın, ben Ankara neden duysun diyorum? Sanılmasın ki bunu biz, sadece DEM Parti söylüyor. Hayır, biz halkımızın sözcüsüyüz. Halk söylüyor bunları ve halkın beklentileri yeterince karşılanmıyor. Mesela halk şunu söylüyor: Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan değerli eş genel başkanlarımızın ve bütün yoldaşlarımızın serbest bırakılması için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek yok. AİHM kararı var. Gezi mahpusları, Osman Kavala ve arkadaşlarının serbest bırakılması için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek yok. Belediyelere atanan kayyımların geri çekilmesi ve belediye başkanlarının göreve iade edilmesi için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek yok. Dolayısıyla halk bunlara bakıyor. Bunlara bakarak bu sürece güven konusunda kendini irdeliyor. Evet, barışa karşı temkinli bir iyimserlikle halkımız barışı karşılıyor. Ama halkımız barışın gelmesini %100 istiyor, demokratik toplumun inşa edilmesini %100 istiyor ve herkes bunun arkasında.
Sayın Öcalan’ın koordinatörlüğünü yapacağı Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunun aktifleşmesi için ne bekleniyor?
Bu süreçte özellikle Sayın Abdullah Öcalan'ın koşullarının acilen düzenlenmesi gerekiyor. Daha önce defaatle söyledik ve bunlar gerçekleşene kadar da biz her fırsatta dile getirmeye devam edeceğiz. Nedir beklenen? Biliyorsunuz, çerçeve yasa kapsamında oluşan ana komisyonlar ve bu komisyonlara bağlı olarak oluşacak alt komisyonlar var. Bu alt komisyonlardan biri Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu. Bu kurulun koordinatörlüğünü Sayın Abdullah Öcalan'ın yapacağıyla ilgili tam mutabakat sağlanmıştır. Ama hala bu komisyon aktifleşmedi, çalışmalarına başlamadı. Ne bekleniyor? Zaten teyit ve tespitte yol alınabilmesi için Sayın Öcalan'ın koordinatörlüğünde bu komisyonun oluşması gerekmiyor mu? Teyit ve tespit konusunda, geri dönüşlerin organize edilmesi konusunda bu komisyon bizatihi kendisi çalışmayacak mı? Evet. Yapılan görüşmelerde bu fikir birliği oluşmuş mu? Evet. Peki, bu komisyon hala neden oluşmuyor? Hala Sayın Abdullah Öcalan heyet dışında neden kimseyle görüştürülmüyor? Hala gazeteciler neden adaya gidemiyor? DEM Parti Eş Genel Başkanları ve MYK’sı olarak defalarca konuşulduğu halde neden hala adaya gidemiyoruz? Biz hazırız. Burada bir kez daha ilan ediyoruz. Biz DEM Parti Eş Genel Başkanları ve MYK üyeleri olarak Sayın Öcalan'la adada görüşmek istiyoruz. Bunu defalarca söyledik. Burada Iğdır'dan bir kez daha söylüyoruz. Bunların bir an önce hayata geçmesi lazım. Barışın ve demokratik toplumun çağrıcısı ve inşacısı olan Sayın Öcalan'a Iğdır'dan selam ve sevgilerimizi gönderelim hep beraber alkışlarımız ve zılgıtlarımızla.
Demokratik toplum diyoruz ama antidemokratik uygulamalar almış başını gidiyor
Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Ekim'de açıldı. İlk haftasında Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş basına da ilan etti. Meclis açılır açılmaz yine çerçeve yasa kapsamında Meclis İzleme Kurulunun oluşmasını bekliyoruz. Bu kurulda bütün siyasi partilerin temsilinin olması çok önemli. Hem parlamentoda grubu bulunan hem de grubu bulunmayan bütün siyasi partilerin bu komisyonda temsil edilmesi son derece önemlidir, hayatidir. Buradan Meclis’e bir çağrı yapmak istiyorum. Meclis sadece izleyen, sadece gözleyen, sadece bu sürecin edilgen öznesi değildir. Meclis bu sürecin asli öznesidir. Meclis bu sürecin öznesi, şahidi ve tasdik makamı olmalıdır. Parlamentoda bundan sonra yürüyecek olan çalışmalar tam da bu çerçevede yürütülmelidir. Biraz önce dedim ya toplumda iktidara dönük çok ciddi kaygılar var. Acaba burada Kürt hareketi tasfiye mi edilmek isteniyor bu süreçte? Barış deniyor yeterince adım atılmıyor. Demokratik toplum diyoruz antidemokratik uygulamalar almış başını gitmiş durumda. Toplumda bu kaygılar kesinlikle var.
Kalıcı barışın yolu siyasi ve hukuki zeminde demokratikleşmenin önünün açılmasından geçer
Ben burada birkaç noktayı hatırlatmak istiyorum. Biz her daim söyledik, silahların susması tek başına barış demek değildir. Kalıcı bir barışı inşa etmek siyasi ve hukuki zeminde demokratikleşmenin önünün açılmasıyla mümkün olacaktır. Bir yandan barış konuşulurken bir yandan hukuksuzluklar tavan yapıyorsa tabii ki toplum kaygılanır, tabii ki toplum soru sorar. Mesela son zamanlarda haber sitelerine ve kişilere ait olan hesaplara erişim engeli getiriliyor. T24'e yönelik alınan kapatma kararı ortada. Özgür basın mecraları kapatılıyor. Özgür basın emekçileri yeniden açıyor. Onları da kapatıyorlar ve artık insanlar birbirinin hesabını takip etmede güçlük çeken pozisyonda. Halkın oyuyla seçilmiş olan muhalif belediye başkanları, yöneticileri gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bunları kabul etmek mümkün değil. Sadece bu da değil. İstanbul'daki belediyeler adeta sipariş usulüyle, insanların özel hayatlarından ticari hayatlarına kadar çeşitli tehditlerle ele geçiriliyor. Belediyelere çökülüyor. Bu dünyanın en antidemokratik uygulamasıdır. Çünkü bu yurttaşın seçme ve seçilme hakkını, yani demokrasinin asgari göstergesi olan seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir. Geçtiğimiz 24 saat içinde Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile Mezitli, Yenişehir, Eyüpsultan, Ataşehir Belediye Başkanları tutuklandı. 24 saat içinde 5 belediye başkanı tutuklandı. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bu tutuklama furyası derhal bitirilmeli. Muhalif belediyelerin üzerindeki çökme operasyonları da yargı operasyonları da derhal son bulmalıdır.
Zamanımızı örgütlülüğümüzü güçlendirmeye ayırmalıyız
İklim bu olduğu halde, bunun böyle olduğunu DEM Parti olarak bildiğimiz halde biz barış ve demokratik toplum talebimizden ve mücadelemizden bir adım geri atmayacağız. Umutsuzluğa kapılmayacağız. Çatışmanın en yoğun olduğu dönemlerde, baskıların en yoğun olduğu dönemlerde biz barış ve demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmedik. Yalnız bu dönemin şöyle bir hassas noktası var. Barış il örgütlerimizde oturarak, rutin faaliyetlerimizi yürüterek başarılacak bir iş değildir. İnanın ki barış zamanında barışı inşa etmek çok daha zor bir mücadele. Bu nedenle buradan bir kez daha diyorum ki biz bu zamanı örgütlülüğümüzü güçlendirmeye ayırmalıyız. İl il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak barışı daha çok güçlendirmeliyiz. Biz güçlenirsek, müzakere yürüten Sayın Öcalan'ın eli güçlenir. “Nasılsa Ankara'da, İmralı'da görüşmeler var. Biz hele bekleyelim, ne olacak görelim” gibi bir beklenti bizi zayıflatır, DEM Parti'yi zayıflatır. Bakın, önümüz seçim. Önümüzdeki seçimlerden çok güçlü bir şekilde oylarımızı katlayarak çıkmalıyız. Bunun için de zaman kaybetmeksizin 7/24 alanlarda, meydanlarda bu süreci anlatmak, yeni paradigmayı anlatmak, yeni mücadele yöntemlerimizi anlatmak gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Değerli arkadaşlar, bunları yapamazsak biz bu süreçten zayıf çıkarız. Açık ve net söylüyorum. Bunları yapmalıyız. Bu mücadele alanına kilitlenmeliyiz. Bir kişiyi örgütlemişsek onu beşe, beşi örgütlemişsek 25'e katlamalıyız ki biz bu süreçten alnımızın akıyla güçlü bir şekilde çıkalım.
Fon dolandırıcılığının içinde olan herkes hesap vermelidir
Bütün Türkiye'nin gündemini kaplayan ilk haber Türkiye'deki fon soygunu, fon rezaleti. Yurttaşın parasına çökme, adını ne derseniz deyin, tarihin gördüğü en büyük ve en kirli fon kriziyle karşı karşıyayız. İnsanlar bir yandan çok büyük bir ekonomik krizle boğuşurken, insanlar asgari ücretle çocuklarını geçindiremezken bir de fon krizi çıktı karşımıza. Bu fon krizinde iktidarın içinden birçok isim var. Sözcüsünden bakanına, eski bakanından bürokratına, neredeyse şu an mevcut iktidarın birçok kesiminin içinde olduğu bir süreç. Bu, eski bakanın “Ben parayı iade ettim” demesiyle elini yıkayıp temize çıkabileceği bir süreç değil. Değerli Türkiye yurttaşları, bu süreç tıpkı Susurluk çetesinin tezgahı gibi bir tezgah. Herkes her şeyi biliyor. Hazine Bakanı bir yıl önce olayı fark etmiş, susmuş. Bu fon krizinin müsebbibi olan iktisadi gelişmeleri ve işleri iki kişi görüyor kurulda ve bu iki kişi diyor ki bu olmaz, büyük bir krize sebep verir. O iki kişiyi görevden alıyorlar. Kendilerinin emrinde çalışacak, içeriden dışarıya bilgi sızdıracak, onlara adeta piyasanın içinden muhbirlik yapıp kârlarına kâr katacak, bu dolandırıcılığı sağlayacak insanları yerleştiriyorlar. Bundan daha büyük bir suç yok. Tek bir istifa yok arkadaşlar. Bu olayın yüzde 1'i başka bir ülkede gerçekleşseydi hükümetin dahi istifa etmesi gerekirdi. Ama bir tane dahi istifa yok. Bakan yerli yerinde duruyor. SPK Başkanı yerli yerinde duruyor. BDDK Başkanı yerli yerinde duruyor. Bu olmaz. Öyle büyük bir çürüme, öyle büyük bir kokuşmuşluk ki bu fon krizi direkt olarak 500 bine yakın yurttaşımızı kapsıyor. Dolaylı olarak milyonlarca yurttaşın para kaybetmesinin ve dolandırılmasının önünü açmış bir kriz. Hala bir gözaltı yok, hala bir tutuklama yok, hala bir sorgulama yok. Ama başka siyasi partiye mensup ya da başka görüşten olan insanlar olsaydı beş dakika içinde hemen sorgulanır ve hapse konulurdu. Buradan bir kez daha çağrımı çağrımızı yapmak istiyorum. Bütün sorumlular derhal istifa etmelidir. Bu dolandırıcılığın içinde olan herkes acil bir biçimde hesap vermelidir.
Fon sürecinde ucu kime varırsa varsın herkes acilen yargılanmalıdır
Bu kokuşmuşluk öyle bir yere vardı ki bir insanın intiharı ya da öldürülmesi söz konusu. Böylesi bir zamanda artık bu fon krizine kan düştü, kan. Dolayısıyla burada kimse izleyici kalamaz. Herkes ne gerekiyorsa sonuna kadar yapmak zorundadır. Ali Emre Bakır dün kendi aracında başından vurulmuş bir şekilde bulundu ve bu fon krizinin kilit isimlerinden biri. Bu fon krizi Türkiye’de son yüzyılda yaşanmış en büyük, en derin, sistemin çürüklüğünü en çok açığa çıkaran krizlerden biri. Bu soruşturmanın sonu bakana, vekile, bürokrata, ucu nereye varıyorsa varsın acilen yargılanmalıdır. DEM Parti olarak milyonlarca yurttaşımızın yanındayız. Bu krizin sonuçlarıyla hesaplaşılması için ne gerekiyorsa DEM Parti olarak sonuna kadar takipçisi olacağımızı burada bir kez daha ilan ediyoruz. Bugün bu fon krizinin bedelini kim ödüyor? Iğdırlılar ödüyor, yurttaş ödüyor.
Iğdır Anadolu’nun Kafkasya’ya açılan kapısı ama açlık ve yoksulluk çekiyor
Onlar kazanıyor, biz ödüyoruz. Yıllarca faiz lobisi diyerek sözde karşı çıkan iktidar finans baronlarını büyüttü, fon vurguncularının at koşturmasına izin verdi. Bugün Türkiye'de madalyonun iki yüzü var. Bir yüzü, “Ya rabbi günah yazma” deyip her yolu mubah gören bir avuç foncular. Diğer yüzü, “Allah'ım neydi günahım” diyen yurttaşlar. Bedel ödeyen yurttaşlar, yoksullar, açlar, barınamayanlar. Milyonlarca insan açlık sınırında yaşamak zorunda bırakılmış. İnsanlar evine ekmek dahi götüremiyor, kirasını ödeyemiyor. Bu salonda çok sayıda emekli var. Allah aşkına siz emekliler olarak torununuza harçlık verebiliyor musunuz? Emekliler bize ne diyor biliyor musunuz toplantılarda? “Ben torunumu görünce utanıyorum. Çünkü ona harçlık veremiyorum” diyor. Bununla karşı karşıyayız. Iğdır'ın, Ağrı'nın, Kars'ın bütün gençleri yurt dışına gitmeye çalışıyor. Türkiye'deki birçok genç yurt dışına gitmeye çalışıyor. Çünkü bu ülkede aç ve yoksul, aynı zamanda mutsuz. Çünkü özgür değil gençler. Mutsuzlar. Dolayısıyla herkes yurt dışını seçiyor. Anadolu'nun Kafkasya'ya açılan kapısı olan Iğdır Türkiye'de üç ülkeye sınırı olan tek kenttir. Bir kent üç ülkeye sınırı olup bu kadar açlık ve yoksulluk çekebilir mi? Çekemez. Olmamalı. Mantıklı değil bu. Yalnızca Nahçıvan Sınır Kapısı çalışıyor. Onda da tırlar günlerce bekletiliyor. Hem büyük bir zarar hem de yaş meyve sebze taşımışsa zaten aynı zamanda malları da çürüyor. Oradaki kalışlarının da masrafı da cabası. Ermenistan'a açılan Alican Sınır Kapısı bir an önce açılmalıdır. Iğdır esnafın kepenk indirdiği değil, gümrükten nefes aldığı bir şehir olmalıdır.
Iğdır’da tarım ürünlerini sağlıklı saklayacak soğuk hava deposu yok
Siz değerli Iğdırlılar biliyorsunuz ama ben bütün Türkiye bilsin diye buradan bir kez daha söyleyeceğim. Iğdır Ovası mikroklimasıyla bereketli, her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bir yer. Bu büyük bir zenginlik. Çok soğuk olan bu bölgede en fazla yaş sebze meyve üretiminin olduğu bir kent değil mi Iğdır? Ama Iğdır aç. Niye? Çünkü çiftçi desteklenmiyor. Çünkü gübre pahalı. Çünkü mazot pahalı. Çünkü insanlar ektiğinin karşılığını alamıyor. Dolayısıyla insanlar artık ekin ekmiyor. Yine hayvancılığın en yoğun olduğu kentlerden biri Iğdır. Büyükbaş hayvancılıkta başı çekiyor. Küçükbaş hayvancılıkta başı çekiyor bu kent. Ama yine bu kent açsa bilelim ki bunun müsebbibi uygulanan tarım politikalarıdır. Ve buradan bir kez daha iktidara sesleniyoruz: Çiftçiyi en ciddi şekilde desteklemelisiniz. Çiftçi ve üretici Türkiye'nin, Iğdır'ın ekmek kapısıdır. Gübreyi, mazotu ne olursa olsun ciddi anlamda indirimlerle, sübvansiyonla sağlamak gerekiyor. Burada yine yaşanan en büyük sorun kayısı. Doğal kayısı, işlemden geçmiyor, hiçbir suni işlem görmüyor. Iğdır’ın çok doğal bir kayısısı var. Bu çok değerli bir şey ama kayısıyı saklayacak koşullar yok. Tarım ürünlerini sağlıklı saklayacak soğuk hava deposu yok. Bütün bunlar bir an önce giderilmeli.
Iğdır'daki tam teşekküllü hastane ihtiyacı mutlaka giderilmelidir
Iğdır'ın havası Türkiye'de zaten açık ara en kirli hava. Avrupa'da da ilk sıralarda yer alıyor. Bu korkunç bir şey, hastalık demektir. Kanser hastalığını ve diğer bütün mikrobik hastalıkları üretmek demektir. Bu şehrin çocuklarının soğuk, temiz bir havaya ihtiyacı yok mu? Var. Bunun için merkezi hükümetin büyük projeler geliştirmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor. Bu sadece yerel yönetimlerin atacağı adımlarla mı olur? Kaldı ki yerel yönetimlerin zaten bütün eli kolu bağlanmış. İktidar çalışmasına izin vermiyor. Ama sadece yerel yönetimlerin atacağı adımla olmaz. Merkezi hükümetin önemli projelendirmesine ihtiyaç var. Bu kent hastalıkla boğuşurken, zehirlenirken tam teşekküllü bir hastanesi yok. Övünüyor ya iktidar, her yeri şehir hastaneleriyle donattık diye. Iğdır'da tam teşekküllü hastane yok. Aradığınız her doktoru bulamıyorsunuz. Bunun için başka kentlere, Van'a, Erzurum'a gitmek zorunda kalıyorsunuz. Bu kabul edilemez. Bölgenin ve kentimizin, Iğdır'ın bu ihtiyacı mutlaka giderilmelidir.Burada sabaha kadar konuşsak Türkiye'nin, ilimizin sorunları bitmez. Ne zaman biter biliyor musunuz? Bu sistemi değiştirirsek biter. Bu topraklarda barışı inşa etmeyi başarırsak biter.
Üzerimize düşen en büyük görev partimizin yeniden yapılanmasını güçlü tamamlamasıdır
Şu bilinmeli ki DEM Parti olarak bugün yepyeni bir aşamadayız. Türkiye'de barışın, demokratik toplumun konuşulduğu bu süreçte bizim üzerimize düşen en büyük görev DEM Parti'nin yeniden yapılanmasını güçlü bir biçimde tamamlamasıdır. Yeni örgütlenme alanlarına girmek ve örgütlenmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Silahların sustuğu yerde demokrasi mücadelesinin önü açılır, bunu biliyoruz. Ama oturup izleyerek açılmayacağını da biliyoruz. Onun için daha çok emeğe, daha çok motivasyona, daha çok örgütlenmeye ihtiyacımız var. Ben bugüne kadar Iğdır İl Örgütümüzün çalışmalarını yürüten, emek veren bütün arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyorum. Yeni seçilecek yönetime başarılar diliyorum. Yeni yönetimimiz şuna konsantre olmalı. Artık biz kurucu bir parti olarak yepyeni bir dille, yepyeni siyasi argümanlarla barışı ve demokrasiyi bu topraklarda tesis etmek için toplumun en küçük hücrelerinde, mahallelerinde çalışmalarımızı en yoğun şekilde yürüteceğiz. Yeni yönetimimizle birlikte bunun altından alnımızın akıyla kalkacağımıza inanıyorum. Başaracağız, başaracağız, başaracağız. Serkeftin, serkeftin, serkeftin.
7 Ekim 2026
