Hatimoğulları: Sürecin ikinci aşaması öngörülebilir ve net şekilde kamuoyuna açıklanmalıdır

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantımızda gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Türkiye sosyalist hareketi için Kızıldere unutulmayacak bir dönüm noktası

Sözlerime başlarken, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşları ile 30 Mart 1995’te Samandağ’ın Sutaşı köyünde Susurluk uzantıları tarafından babasıyla birlikte katledilen, DEP ilçe başkanlığı yapmış Mehmet Latifeci’yi saygı ve minnetle anıyorum. Kızıldere, Türkiye sosyalist hareketi için unutulmayacak bir dönüm noktasıdır. Mahir Çayan ve yoldaşları, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemek için kendilerini feda etmiştir. Onların devrimci yaşamı ve mücadelesi günümüz Türkiye, Kürdistan sosyalistlerinin ve devrimci yurtseverlerinin yolunu aydınlatıyor. Mehmet Latifeci, Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencisi Arap bir sosyalist olarak Türkiye sosyalist hareketinin Kürt özgürlük hareketi ile tarihsel ittifakının hem savunucusuydu hem örgütleyicisiydi. Bu ittifakın önemli adreslerinden biri olan DEP’in Samandağ’da ilçe başkanlığını yaparak bu ittifaka verilen tarihsel önemin somut pratiğini ortaya koymuştu. Türkiye’de asimilasyon politikalarına maruz kalan Arap Alevilerin kimlik mücadelesi için yaşamını feda eden bir yoldaşımızdı. Kızıldere’den Samandağ’a yitirdiğimiz her yoldaşın anısı yüreğimizde ve bilincimizde hep taze kalacak. Mahirlerin yaktığı meşale yolumuzu aydınlatmaya devam edecek. Devrimci mücadelede, sosyalist ve yurtsever mücadelede yitirdiğimiz bütün canları, onların şahsında bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.

Newroz ateşi özgürlük ve barış umuduyla yakıldı

Geçtiğimiz hafta Amed'de, İstanbul'da, İzmir'de, Van'da; yani Türkiye'nin, Ortadoğu'nun, Kürdistan'ın dört bir tarafında halklarımız Newroz ateşini yaktı. Newroz ateşi demokrasi, özgürlük ve barış umuduyla yakıldı. 2026 Newrozu geçmiş bütün Newrozları daha fazla katlayarak milyonların katılımıyla, gençlerin ve kadınların coşkusuyla şimdiden tarih yazdı. Newrozların yapılmasında emeği geçen bütün arkadaşlarımıza; sazıyla, sözüyle, sesiyle destek veren bütün sanatçılara; 7'den 70'e alanlarda, meydanlarda Newroz ateşinin harlanmasına katkı sunan bütün halklarımıza DEM Parti olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz. Türkiye'nin batı kentlerinde her Newroz alanına kimlikleriyle, pankartlarıyla ve sloganlarıyla gelerek güç katan Türkiye sosyalist ve devrimci hareketine, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum örgütlerine, gençlere, feministlere, kadınların hepsine, ekolojistlere, LGBTİ+’lara teşekkürlerimizi sunuyorum. Değerli arkadaşlar, bugün İstanbul İl Örgütümüz burada. Ben de İstanbul Newrozundaydım. Gerçekten İstanbul bu sene çığır açtı. İstanbul mitinginde emeği geçen İstanbul İl Örgütümüze, ilçe örgütlerimize ve İstanbul'un göbeğinde milyonları aşan bir katılım sağlayan bütün İstanbullu halklarımıza şükranlarımızı sunuyorum. Bu sene Newroz, Konya Kulu'dan Bursa'ya, Antalya'ya, Amed’e, Van’a Türkiye ve Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında son derece güçlü geçti. Başta Kürt halkı olmak üzere bütün halklarımızın, işçilerin, emekçilerin, kadınların emeği gerçekten çok büyüktü. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz ki 21. yüzyılın Dehaqlarına karşı Demirci Kawa’nın direnişi aydınlatmaya, o ateş harlanmaya devam edecek. Selam olsun bu onurlu mücadeleyi yürüten bütün halklarımıza!

2026 Newrozu isyandan inşaya geçişin somutlaştığı bir eşik oldu

2026 Newrozu ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz, 27 Şubat Asrın Çağrısının milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihi bir tanıklığın yapıldığı bir Newroz oldu. Bu Newroz ile milyonlar demokratik, adil ve eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdi. Milyonların büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara tek bir ağızdan ilettiği beş net mesaj vardı. Yüzlerce Newroz meydanında, milyonlarca insan Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses ve tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan'a özgürlük mesajıydı. Değerli halklarımızın bu mesajını bizler de parlamentodan bir kez daha tekrarlıyoruz. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünü bu halk istiyor, bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır.

Milyonların Newroz’da verdiği mesajın DEM Parti olarak sonuna kadar arkasındayız

Newroz meydanlarına gelen çocuklardan kadınlara, Alevilerden Sünnilere ve Hıristiyanlara, Türklerden Kürtlere milyonlarca insanın yüreği barış sevdası için attı. Milyonlar barışa sahip çıktı. Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newrozlarda demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade, jeopolitik bir ayrışmanın değil ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam'a, Tahran'a, Bağdat'a ve Ankara'ya bir arada, ortak, eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşama çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj şu oldu. Milyonlar, demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı netti: Demokratik gerileme durmalıdır, barış ile demokrasi el ele büyümelidir. Kimi medya akımlarının zehirli ve düşmanlaştırıcı diline, sosyal medyadaki trol gündemlere rağmen Newroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini ve gücünü gösterdi. Aynı zamanda fiili bir yanıt da oldu.

DEM Parti olarak, milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan, “Barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz” dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna yürekten inanıyoruz. Biliyoruz ki bu irade doğru adımlarla buluştuğunda bu topraklarda barış da inşa edilecek, demokrasi de büyüyecek, özgürlükler de kazanacak. 2026 Newrozunun büyük coşkusuna gölge düşürmek için devreye konan gözaltı ve tutuklama operasyonlarını bir kez daha kınıyorum. Tutuklananlar bir an önce serbest bırakılmalıdır. Kutlamalara katıldıkları için gözaltına alınan iki işçi kardeşimizin sosyal medyada fotoğraflarını sanırım hepimiz gördük. Nasıl darp edildiklerini, vücutlarındaki o izleri hepimiz gördük. Apaçık işkence uygulandı bu işçilere. Buradan bizler şunu ifade ediyoruz ki işkence gören işçi kardeşlerimiz yalnız değildir, onların hak mücadelesinin sonuna kadar yanında olacağız. Newroz bayramdır. İşkence de insanlık suçudur. Bunu herkes böyle bilecek.

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde sözün değil somut adımların zamanı gelmiştir

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde artık sözün değil somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada anlam taşıyacak. İkinci aşama, niyet beyanlarının yerine bağlayıcı, kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı aşama olmalıdır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor. Dün bu konuda DEM Parti'nin hem bileşen hem de ittifak güçleri önemli bir açıklama yaptı. “Barış ve demokrasi için acil somut adım çağrısı” başlıklı bu açıklama çok önemliydi. Sayın Öcalan yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile demokratik çözüm ufkunu açmış; demokratik siyasetin güçlendiği, eşit yurttaşlığın tesis edildiği, toplumsal barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapılarını açmıştır. Bu çağrı stratejik ve tarihsel bir yönelimdir.

Biliyorsunuz heyetimiz 27 Mart'ta İmralı'ya gitti. Sayın Öcalan'la önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan'ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemlidir. Toplantının akabinde DEM İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşlerini değil, aynı zamanda Sayın Abdullah Öcalan'ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Oradan kısa bir alıntıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Sayın Öcalan, “Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm, kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi, Cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür. Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır” demiştir. Bu perspektif, çözümün ve demokrasinin ufkunu güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.

Milyonların barış umudunun gerçeğe dönüşmesinin muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir

Bakın, bu çağrının sunduğu perspektifle sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe dönüşmesinin muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil; yasama, yürütme ve yargı erkinde olacaktır bundan sonra. Şunu da açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece toplumsal destek yüzde 90'ları da gördü ama somut adımlar atılmadığı için bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Destek ve güven arasındaki makas farkını kapatmanın, 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır. 

“Süreci aceleye getirmeyelim” mesajları sürecin anlaşılmadığını gösteriyor

Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Süreci aceleye getirmeyelim anlamına gelen çoklu mesajlarla karşılaştık geçtiğimiz hafta. Esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi bize bu mesajlar. Şu bilinmeli ki sorun basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor. Sorun, siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesinde ve bu aşamayı net bir takvime bağlamamasında. Sorun, yasal düzenlemeler için Meclis’in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasında. Sadece Sayın Bahçeli'nin, “Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına” çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı. Ve biz şu anda bambaşka bir aşamada olurduk. Ortadoğu'daki kanlı gelişmeler, İran savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor bize. Gerçekten çözümcü yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava’yı beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersine, bu savaşın bölgesel etkilerini ve yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere, bütün bölge ülkeleri halkların sorunlarını çözmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde ve radikal bir anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur.

Sürecin ikinci aşaması öngörülebilir ve net şekilde kamuoyuna açıklanmalıdır

Türkiye'de süreci zamana yaymak isteyen anlayış, yaşananları buradan okumak durumundadır. Bu sebeple, iktidara milyonlar adına çağrımızdır: Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca iktidar yasal adım gerektirmeyen konularda direnç göstermekten vazgeçmeli. Bugün itibarıyla kayyım uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hala Figen Yüksekdağ’ı, Selahattin Demirtaş'ı ve arkadaşlarını, Osman Kavala'yı, Can Atalay'ı hapiste tutmak ne anlam taşıyor? Artık ipe un serme tutumundan ciddi bir biçimde vazgeçilmeli. 86 milyonun geleceğine, Ortadoğu'nun barışına ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalı. Kürt meselesinin çözümünde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı. 

Ortadoğu’da kasırgalar eserken Türkiye’de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır

Ortadoğu'da kasırgalar eserken Türkiye'de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için de tarihi öneme sahiptir. Türkiye'nin önünü açacak, Ortadoğu'ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı ve bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan'ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. AİHM ve AYM'nin kararları vakit geçirmeksizin amasız fakatsız bir şekilde uygulanmalıdır. Hasta ve yaşlı mahpusların toplumun vicdanını ne kadar yaraladığını hepimiz biliyoruz. Bir an önce onlar serbest bırakılmalı. Kayyımlar tarihe gömülmeli. Seçilmişler Türkiye'nin her yanında görevlerini yargı sopası olmadan özgürce yapabilmeli. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur. Reçete bellidir ve bunun yolu da açıktır. İktidarı cesarete davet ediyoruz. Biz, demokratik çözüm için sadece elimizi değil bütün bedenimizi taşın altına koymaya hazırız. Yeter ki bu topraklar onurlu barışla buluşsun. Yeter ki Kürt halkı özgürlüğüne, anadiline kavuşsun. Yeter ki halklarımız özgür olsun. Yeter ki Türkiye demokratik olsun.

Kürtleri ve Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor

İran'a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri Irak ve Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşmek üzere bu süreç. Yine Federe Kürdistan Bölgesinde Sayın Mesut Barzani'nin ofisi beş kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan'ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları, burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz. Federe Kürdistan halkı yalnız değildir. Sonuna kadar bizler de onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.

Savaşın faturası şimdiden soframıza, iğneden ipliğe kadar her şeye yansımış durumda

Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü Üçüncü Dünya Savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik ve jeopolitik krizler, enerji krizleri ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankasının rezervlerinden 40 milyar dolar ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye'yi muazzam bir derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza, iğneden ipliğe kadar her şeye yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiyor. AKP iktidarı, “Ne yapalım, bunlar savaşın etkisi” deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor. Sakın ha yapmayın. AKP iktidarına buradan soruyorum: Bu risklerden hareketle, savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için hangi önlemler alınıyor? İktidar bunu açıklamalı, muhalefetin önerilerini dikkate almalı, DEM Parti olarak “Acil Önlem Planı” şeklinde sunduğumuz önerileri görmeli. 

Temel gıda ürünlerindeki vergileri kaldırın

Acilen hayata geçirilebilecek çok somut birkaç önerimizi buradan paylaşmak istiyorum: Yakıt fiyatının genel yükünü hafifletmek için yakıt vergisini, KDV'yi ve ÖTV'yi acilen kaldırın. Temel gıda ürünlerindeki vergileri kaldırın. Sosyal denge kapsamında her haneye asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz olarak sağlanmalı. Çiftçinin gübre, ilaç, yem, tohum ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli. 500.000 liraya kadar olan çiftçi borçları derhal silinmeli. Bu yalnızca çiftçiye bir iyilik değildir; aynı zamanda 86 milyon yurttaşın daha ucuz patatese, domatese, soğana, bibere, patlıcana ulaşabilmesi için de bunun yapılması gerekiyor. Bakın, dün döndüm Almanya'dan. Türkiye'de domatesi biz üretiyoruz değil mi? Verimli toprakları var bu ülkenin değil mi? Ama Almanya'daki domates Türkiye'den daha ucuz. Onlar Euro kazanıyor, Türkiye'de bizlerin aldığı ücret TL bazında ve eriyor. İşte böyle bir haksızlık, böyle bir adaletsizlik, böyle bir açlık söz konusu. Yakıt tüketimini düşüren önlemler alınmalı. Ekolojik yaşamı esas alan alternatif enerji kanallarının geliştirilmesi için kamu ciddi bir aktör olarak devreye girmeli. Enerji tedarik kaynakları güçlendirilmeli. Enflasyonla mücadele politikalarına öncelik tanınmalı ve radikal kararlar alınmalı bu konuda. 

Toplumun mutsuzluğu üzerinden hiçbir iktidar saadet kuramaz

Yakın zamanda Türkiye'de bir araştırma yapılmış. Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu 2025'te yayınlandı. Bu rapora göre geçim sıkıntısı, gelir eşitsizliği, işsizlik toplumun ruh sağlığını tamamen bozmuş durumda. 144 ülke arasında negatif duygular açısından en stresli beşinci ülkeyiz. En stresli beşinci ülke. Öfkede 29’uncu, üzüntüde 41’inci, endişede 62’nci sırada yer alıyoruz. Açlık, yoksulluk, barınamama, geçinememe ve üstüne üstlük de baskılar, özgürlüklerin kısıtlanması toplumu patlama noktasına getirmiş durumda. Toplum gerçekten mutsuz. Bu iktidarın umurunda değil biliyorum. Ama bu iktidar da şunu bilmeli ki toplumun mutsuzluğu üzerinden hiçbir iktidar saadet kuramaz. Hamasetle söz üretmeyi bırakın. Mehter Marşı eşliğinde propaganda yapmayı da bırakın. Bütün bunların bir karşılığı yoktur. Ciddi olun, ajitasyon çekmeyin. İşçinin, emekçinin, yoksulun açlığını ajitasyonla bastıramazsınız. Yoksul, işçi, emekçi, emekli, çiftçi, küçük esnaf, ekmeğe aç; ajitasyonunuza gayet de tok. Yurttaşın açlığını ve yoksulluğunu giderecek politikaları üretmede artık gecikmemeliyiz. Ve buradan bütün işçi, emekçi, yoksul kardeşlerime sesleniyorum: DEM Parti her zaman yaşam ve hak mücadelesinin yanındadır, sizlerin yanındadır. DEM sizin partinizdir. Alanlarda, meydanlarda sizlerin mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ortak mücadelede bizler beraberiz. Ekmek kavgası onurlu bir kavgadır. Bu onurlu kavgada sonuna kadar biriz, beraberiz. Mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.

Direnen Karakaya köylülerinin yanındayız

Aramızda Çorumlu kardeşlerimiz var. Ben kendilerine bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya köylüleri burada. Köy büyük bir tehlike altında. Köy çok büyük bir tehlike altında. Çelikler Holding tarafından köylerine 50 metre mesafede büyük bir taş ocağı açılacak. Yılda 3,5 milyon ton taş dinamit patlatılarak çıkarılacak. Projeye onay verilmiş. Köylüler şirketin köylerine girmesini engellemek için nöbete başladı. Türkiye'de şimdiye kadar hiçbir maden projesi bir yaşam alanına bu kadar yakın olmadı. Cüretlerini artırdılar. Bu, sömürge madenciliğinin ülkede geldiği durumun trajik bir yansımasıdır. Taşocağı projesi derhal iptal edilmelidir. Direnen Karakaya köylülerinin yanındayız. Direnişinizi selamlıyoruz. Nöbetinizle birlikte başarıya ulaşacağınıza da inanıyoruz. Lütfen şunu unutmayın; başaranlar, sizin gibi direnişlerini uzunca sürdürünce başardılar. Başarılar diliyorum. Sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz.

Bu yolu sizlerle yürümenin onuru bizlere güç veriyor, yolumuz açık olsun

Evet, değerli Türkiye halkları; İran'daki savaştan insani krizlere, ekolojik krizlere, açlıktan hukuksuzluklara kadar zifiri karanlık bir dönemden geçiyoruz. Bizler her türlü karanlık tablo ve baskıya karşı yarının bugünden daha iyi olması için mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Ne olursa olsun enseyi karartmadık, karartmayacağız. Başımızı eğmedik, eğmeyeceğiz. Önümüz 1 Mayıs. 8 Mart'ın ve Newroz'un ruhuyla bir hazırlıkla 1 Mayıs’ı karşılayacağız. Tarihsel olarak onurlu mücadelemizin önemli bir mevzisi olan 1 Mayıs'ta işçilerle, emekçilerle, emeklilerle, doğa ve insan hakları savunucularıyla, LGBTİ+’larla, kadınlarla, gençlerle, engellilerle; Türkiye'de bütün ezilen ve sömürülenlerle birlikte olacağız. Mesajlarımızı ve mücadelemizin güçlü bir halkasını daha mücadele zincirimize ekleyeceğiz. Yolumuz engebeli, yolumuz meşakkatli, farkındayız. Ama bir o kadar umutlu, bir o kadar inançlı, bir o kadar onurlu ve coşkuluyuz. Bu yolu sizlerle yürümenin onuru bizlere çok ama çok büyük bir güç veriyor. Yolumuz açık olsun, Hızır yar ve yardımcımız olsun. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 

31 Mart 2026