Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmeleri değerlendirdi. Hatimoğulları, şunları söyledi:
Sözlerime, yarın ölüm yıldönümü olan büyük şair Cegerxwîn’i saygı ve minnetle anarak başlıyorum. Devrimci duruşu ve yaşama dair inadıyla milyonların gönlünde yaşamaya devam ediyor. Biz de onun izinde her zaman, “Bimire zordestî, bijî azadî!” demeye devam edeceğiz.
Değerli halklarımız, Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çalışmalarımızı her koldan sürdürüyoruz. Barış bir inşa işidir. Barışın toplumsallaşması için daha çok emek vermeye devam edeceğiz. Geçtiğimiz günlerde Hewler’de (Erbil’de) Ortadoğu Araştırma Enstitüsü MERI’nin forumuna katıldık. Ortadoğu’daki güvenlik, askeri, siyasi ve ekonomik düzeydeki değişimleri konuştuk. Rojava ve Türkiye’deki barış ve demokratikleşme sürecini ve özellikle bölgede demokratikleşmenin neden acil bir ihtiyaç olduğunu hep birlikte değerlendirdik.
DEM Parti her daim Alevi canlarla beraber mücadele etmeye devam edecek
Ardından Avrupa’da Alevi canlarla bir araya geldik. Alevi canlarla barışı konuştuk, halk buluşmaları gerçekleştirdik. Türkiye ve diasporadaki bütün Alevi canlar barış ve demokrasiden yana. Ama temkinli olduklarını da yaptığımız her buluşmada ısrarla ifade ediyorlar. Türkiye’de devletin yürüttüğü Alevi açılımını samimiyetten uzak ve tarihsel asimilasyoncu politikanın bir devamı olarak görüyorlar. Alevilik bir inanç, cemevleri bir ibadethane olarak tanınmalıdır vurgusunu özellikle yapıyorlar. Bütün farklı halklar ve inançların eşit yurttaşlık hakkı temelinde özgür ve eşit yaşayacağı bir hukuksal ve toplumsal zeminin inşasının ne kadar önemli olduğunu ısrarla vurguluyorlar. Kendilerinin taleplerinin duyulmasının, başta kimlik ve inanç olmak üzere taleplerinin görünür olmasının özellikle altını çizdiler. Gelip bizlerle tartışan, görüş ve öneri sunan, değerlendirme yapan, bizleri büyük bir özveriyle karşılayan Alevi canlarımıza bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Meclis’te de toplumsal mücadelede de onların sesi ve can yoldaşı olmaya devam edeceğiz. DEM Parti her daim Alevi canlarla beraber mücadele etmeye devam edecek.
KESK’e müdahaleyi kınıyoruz, KHK’lılar görevlerine iade edilmelidir
Yine geçtiğimiz hafta içinde KESK Eşbaşkanları ve KHK'lılardan oluşan bir heyet bizleri ziyaret etti. Bugün de KESK Eşbaşkanımız burada. Bir kez daha KESK'li arkadaşlarımıza ve KHK'lı yoldaşlarımıza hoş geldiniz diyorum. Bütün Türkiye kamuoyunun izlediği üzere KESK’in başlatmış olduğu bir yürüyüş vardı. Şu şiarla yola çıktılar: “Hukuksuzluğa son, işimizi geri alacağız.” Ankara'ya geldiklerinde ne yazık ki kamu emekçileri çok şiddetli bir polis müdahalesiyle karşılaştı. Bunu buradan bir kez daha kınıyoruz. KHK'lılar görevlerine iade edilmelidir. KHK'lılar yalnız değildir. Bizler de mücadelenizin yanında olmaya devam edeceğiz.
Kobanî Kumpas Davasında tutuklu olan arkadaşlarımız bir saat dahi içeride kalmamalı
İki gün önce de Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan'la beraber sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş'ı cezaevinde ziyaret ettik. Sağlıkları ve moralleri çok yüksek, barışa dair umutları çok yüksek. Hem sizlere, mücadele arkadaşlarına hem de bütün Türkiye halklarına selam ve sevgilerini ilettiler. Bizlerin, milletvekili arkadaşlarımızın, mahpusların ailelerinin, yani cezaevi görüşüne giden herkesin şu noktanın altını çizdiğini belirtmeliyim. Mahpusların bu süreçten ciddi beklentisi var. Bu sürecin adı barış ise gerekli adımlar atılmalı, yasal düzenlemeler yapılmalı. Barış tek tarafın adımlarıyla inşa edilemez. Devlet ve iktidar somut adımlar atmalı. Bunlar cezaevinde kimi ziyaret ettiysek duyduğumuz ve mahpus yakınlarının görüş ve önerileri çerçevesinde bize ulaşan görüşlerin özeti. Çok kez söyledik, sonuç alana kadar da söyleyeceğiz. Kobanî Kumpas Davasında ceza verilen Demirtaş için AİHM üçüncü kez ihlal kararı verdi. Bu karara göre Demirtaş, Yüksekdağ ve Kobanî Kumpas Davasında tutuklu bulunan bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Bir saat dahi içeride kalmamalılar. Ortada çok önemli bir karar var. Biz bu kararın bir an önce hayata geçmesini bir kez daha vurguluyoruz. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.
Gezi tutsakları derhal serbest bırakılmalı
Öte yandan Anayasa Mahkemesi de Tayfun Kahraman için 31 Temmuz’da verdiği ihlal kararının gerekçesini 17 Ekim'de açıkladı. Gezi Davasında 18 yıl hapis cezası alan Tayfun Kahraman'ın başvurusu kabul edildi. AYM, yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtti. Sadece Tayfun Kahraman değil; Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Can Atalay aynı hukuksuzlukla içeride. Onlar da serbest bırakılmalı. Daha yakın zamanda Osman Kavala, ziyaret için gelen milletvekillerine izin verilmediğini açıkladı. Bu hukuksuzluklar derhal son bulmalıdır ve Gezi tutsakları serbest bırakılmalıdır.
CHP belediyelerine yönelik operasyonlar siyasi saiklerle yapılıyor
Dün aralarında Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar'ın da bulunduğu çok sayıda belediye başkanı ve beraberinde yargılananlar hakkında toplamda yüzlerce yılı aşan hapis cezasıyla bir iddianame açıklandı. CHP belediyelerine yönelik operasyonların siyasi saikle yapıldığının altını defalarca çizdik. Bir kez daha buradan ifade ediyoruz. Ekrem İmamoğlu ve tüm seçilmişler bu şekilde yargılanamaz, derhal serbest bırakılmalıdır. Tutuksuz bir şekilde yargılanmaları pekâlâ devam edebilir. Serbest bırakılarak görevlerinin iadesi sağlanmalıdır.
Yine geçtiğimiz günlerde, bileşenimiz olan Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkanı Deniz Aktaş ve Sosyalist Kadınlar Meclisi Genel Üyesi Ebru Yiğit'e verilen 17 seneyi aşan cezayı da huzurunuzda kınıyorum. Barışı konuştuğumuz bugünlerde böyle cezaların yağdırılmasını asla doğru bulmuyoruz. Yoldaşlarımız şahsında cezalandırılmak istenen, halkların eşitlik ve özgürlük mücadelesidir. Buradan bütün siyasi tutuklulara, mahpuslara selamlarımızı iletiyoruz. Onlar özgürleşene dek mücadelemiz devam edecek. O duvarları mutlaka demokrasi mücadelemizle yok edeceğiz.
İktidar ve muhalefet barışın toplumsallaşması için sahada değil
Değerli Türkiye halkları, kıymetli yurttaşlarımız; 22 Ekim, 27 Şubat, 5 Mayıs, 11 Temmuz Türkiye'de barış umudunun yeşerdiği günlerin tarihi. 7/24 yürüttüğümüz barış çalışmalarında bütün toplumsal ve siyasal kesimlerden şu değerlendirmeleri duyuyoruz: “Sadece DEM Parti'yi bu süreçte sahada görüyoruz. Süreç için sadece sizler bizleri ziyaret ediyorsunuz. Sadece sizler değerlendirmelerimizi alıyorsunuz, bilgilendirmelerde bulunuyorsunuz. İktidar ve muhalefet barışın toplumsallaşması için sahada değil. Yasal düzenlemelere ilişkin atılmış henüz bir adım dahi yok. Barışı herkes ister ama iktidardan söylemi aşan ve güven oluşturan somut adımlar yok”. Bunlar çok gerçekçi değerlendirmeler hakikaten. Türkiye'nin elinde tarihi bir fırsat var. Bu kürsüye her çıktığımızda partimiz adına konuşan her sözcümüz bu tarihsel fırsatın altını önemle çiziyor. Çünkü biz DEM Parti olarak Türkiye'nin elindeki bu tarihi fırsatı çok önemsiyoruz. Çok kıymetli ve çok değerli buluyoruz.
Devlet güven artırıcı adımları ivedilikle atmalı
100 yıllık bir sorunu çözmek, 50 yıldır devam eden savaş ve çatışmaları bitirmek gibi tarihi bir fırsat. Antidemokratik uygulamalarla derinleşen yönetimsel, siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin çözüm kanallarını açacak demokratik dönüşümü sağlamak. Bunlar tarihi fırsatlar değil mi? Bunlar uğrunda çok emek vermemiz gereken tarihi fırsatlardır. Herkesin görev ve sorumlulukları belli aslında. İktidar ve devlet, yasal düzenlemeler başta olmak üzere somut adımlar evresine ivedilikle girmeli. Güven artırıcı adımlar ivedilikle atılmalı. Toplumsallaşmayan barış sonuç alamaz. Barışın toplumsallaşmasının yoluysa başta kadınlar ve gençler olmak üzere toplumun bir bütün olarak barışın mimarı haline gelmesidir. Burada iktidar, muhalefet, herkese ama herkese, hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Komisyonun önümüzdeki süreçte somut adımlara yoğunlaşması; tekil, özgül, bütüncül geçiş yasalarının çerçevesinin bir an önce çizilmesi; 2026 yılı bütçesi Genel Kurul’a gelmeden yasal düzenlemelerin yapılması hem güven artıracaktır hem de bu sürecin başarıya ulaşması için son derece ön açıcı olacaktır.
Sürecin ritmi düştükçe savaştan yana olanların cesareti artıyor
Sayın Numan Kurtulmuş beraberindeki heyetle Diyarbakır'a bir ziyaret gerçekleştirdi. Meclis’in resmi hesabından, diğer diller gibi, Kürtçe paylaşım yapıldı. Önemlidir, anlamlıdır. Şimdi soruyoruz: Meclis resmi hesabı Kürtçe paylaşım yapınca Türkçeye veya başka bir dile halel mi geldi? Ülke bölündü mü? Hayır. Tam tersine, bu ülkede yaşayan milyonlar Kürt'ü tanımış oluyor, ana dillerine saygı göstermiş oluyor. Tam da iç barıştan kastımız olan ve bu ülkede yaşayan Kürt, Laz, Çerkes, Alevi, Hıristiyan, ezcümle bütün farklı halklar ve inançların bütünleştiği bir toplumsal birlik ve beraberlik oluşur. Cumhuriyeti demokrasiye, Kürt halkını demokratik bir cumhuriyet idealine yaklaştırmaktan hiç kimse kaybetmez. Tam tersine, toplum kazanır, demokrasi kazanır. Ama sanki bir şeyi eksik söyledim. Çok pardon, düzelteceğim bu eksiği. Irkçılar ve ırkçılıktan siyaset devşirenler bu adımlardan kaybeder, bu adımları istemezler. Atılmayan her adım, yaşanan her gecikme, süreç karşıtlarını cesaretlendiriyor. İşte görüyoruz; sürecin ritmi düştükçe savaştan yana olanların cesareti artıyor ve adeta tüm tuşlara basılmışçasına sistematik olarak barış karşıtı sesler yükseliyor. “Süreç bitsin, ölümler sürsün” diyorlar mealen. Peki, kim bunlar ve neden bu kadar ısrarcılar? Bunlar yıllarca savaş siyaseti yapanlar, siyaseti çatışmadan ibaret görenler ve bundan nemalananlardır. Şimdi barış onların tüm varlık nedenlerini ortadan kaldırıyor.
Tek sermayesi nefret olanların toplumu bölmesine izin vermeyeceğiz
Meclis’te bu savaş hamasetini yapanları çok iyi görmemiz lazım ama bir şeyi de unutmamak gerekiyor. Bu siyasetçilerin sesini, onların partilerine oy veren insanların sesi olarak görmeyelim, o yurttaşlarımızın sesi olarak görmeyelim. Hangi anne evladının ölmesini ister ki? Hangi baba çocuğunun cenazesini beklemek ister? Hangi kardeş, kardeşini toprakta aramak ister? Hiç kimse bunu istemez, hiç kimse. Şuna yürekten inanıyorum ki bu topraklarda yaşayan her insan barışın bu topraklara gelmesini, demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesini canıgönülden ister. Meclis kürsülerinde çığlık atanlar, kendi kapalı dünyalarında yaşayan bir avuç ayrıcalıklı azınlıktır. Onların kendi imtiyazlı hayatları bitmesin diye Kürtlerle eşitlenmemek için bu adımları attıklarını biliyoruz. Bu sistematik provokasyonlara pabuç bırakacak değiliz. Tek sermayesi nefret olan bu kesimin ırkçı hayallerinin toplumu bölmesine izin vermeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun, onurlu bir barışın ve demokratik bir cumhuriyetin inşası için sonuna kadar çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız. Hep beraber başaracağız.
Irkçı atışma sarmalına girmeyeceğiz, dar alanda siyaset yapmayacağız
Değerli halklarımız, 86 milyonun huzurunda bütün milletvekillerimize ve partililerimize çağrıda bulunuyorum: Bu ırkçı atışma sarmalına girmeyeceğiz. Onların belirlemek istediği dar alanda siyaset yapmayacağız. Enerjimizi barışın ve demokratik toplumun inşasına harcayacağız. Geçim derdindeki milyonlara, adalet arayanlara, barış özlemi çekenlerin umuduna ve mücadelesine güç katacağız. İnsana dokunan, hayata anlam katan, somut çözümler üreten bir dille konuşacağız. Süreç karşıtlarının tahriklerine asla gelmeyeceğiz. Onların oynadığı oyunu ifşa edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki hakaret ve küfür siyaset değildir, siyasetin bittiği yerdir. Bütün bu gürültü patırtı siyasi tükenmişlik sendromunun ta kendisidir. Kürt düşmanlığını savaş seviciliği ile birleştirenlere geçit vermeyeceğiz. Bizler demokratik müzakere ve mücadele ilkeleriyle siyaset yapmaya devam edeceğiz. Onlar Toroslar’daki çiftçinin, Mezopotamya'daki emekçinin, Ege'deki üreticinin birlikte adalet aramasından korkuyor. İstanbul'da Türk işçi ile Kürt işçinin ekmek mücadelesini beraber vermesinden korkuyorlar. Onlar kadınların toplumda ve siyasette eşit olmasından korkan; derin, karanlık ve her an şiddet üreten erkek aklın ta kendisidir. Onlar nefret ekiyor, biz barış biçeceğiz. Onlar karanlık saçıyor, biz ışık olacağız. Umut olacağız, can olacağız, barış olacağız. Barışı ve demokrasiyi bu topraklarda her şeye rağmen hep beraber inşa edeceğiz.
İnsanlara kimlik ve yaşam tarzı dayatmak devletin işi değil
Değerli yurttaşlarımız, yeni bir AKP taktiğiyle karşı karşıyayız. Toplumun sinir uçlarını gerecek düzenlemeleri basına sızdırıp toplumun gazını almaya çalışıyorlar. Bunun son örneğini de “11. Yargı Paketi” adıyla kamuoyuna sızdırılan taslakta görüyoruz. İktidarın yargı paketleri daha çok güven, çözüm, adalet, insan hakları sunacağına; topluma daha çok baskı, zor, ceza, denetim, gözetim ve tahakküm getiriyor. Kamuoyuna yansıyan bu taslakta toplumun adalet ve demokrasi ihtiyacını giderecek tek bir madde yok. Tam tersine, antidemokratik uygulamalarda ısrar var, kadınlara ve farklı cinsel kimliklere saldırılar var. Kimin kendisini nasıl tanımladığına, kendisine nasıl yaklaştığına karışmak devletin işi değildir. İnsanlara kimlik, inanç, cinsiyet, yaşam tarzı dayatmak devletin hiç işi değildir. Devletin varlık nedeni, çatısı altında yaşayan her bir insanın eşit bir şekilde hukukunu korumaktır. Devletin görevi, bu çeşitliliği cezalandırmak değil güvence altına almaktır. Cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, inancı, dili, kültürü ne olursa olsun her yurttaş eşit hakları ve onurlu bir yaşamı hak etmektedir. Buna saygı duyulmak zorundadır. Nasıl ki sizin yaşam tarzınıza hiç kimse müdahale etmiyorsa, siz de başkasının yaşam tarzına müdahale edemezsiniz. Devlet otoritesi ve yargı elinizde diye bu hakkı kendinizde göremezsiniz. Toplumun %76'sı “ekonomi olumsuza gidiyor” diyor, %70'i “demokrasi ve yargı kötüye gidiyor” diyor. Merkezi hükümetin görevi bu can yakıcı sorunlarla ilgilenmektir. Ama iktidar, insanların yaşam tarzına müdahale eden yasaların ve algı yaratmanın peşinde; nefret suçlarının önünü açma peşinde. Çıkaracağınız yasalar yargılama yetkisi yaratabilir sizlere ama toplumsal hiçbir sorunu çözmez ve meşru da değildir.
Adaletin kırıntılarını dahi ortadan kaldırma gayreti yanlıştır
Hukuka ve adalete ekmek kadar, su kadar ihtiyacımız olan bir dönemden geçiyoruz. Bakın, “Rojin Kabaiş’e adalet, Hakan Tosun'a adalet” diyor milyonlar. Rojin üniversiteyi kazanmıştı ve gelecek hayallerinin yeşerdiği çağında hayattan koparıldı. Bir yıldan fazla zaman geçti. Rojin'in ailesi ve kamuoyu ilk günden beri adalet talebinde bulunuyor. Son çıkan raporla birlikte bir kez daha Rojin için adalet sağlanmalıdır diyoruz. Yine Cizre'de 43 öğrenciye cinsel tacizde bulunan müdür yardımcısı Burak Ercan hakkında verilen hapis cezası bozuldu. Cizre halkı adalet nöbetinde, Cizre halkı bu konuda adalet istiyor. Her gün binlerce kişi soruyor ve eylemler yapıyor. Toplumun adalet talebi bu kadar canlıyken, toplumun sinir uçlarıyla oynama ve adaletin kırıntılarını dahi düzenlemeler yoluyla ortadan kaldırma gayreti yanlıştır, yanlıştır, yanlıştır! Kabul etmiyoruz. Meclis’e gelmemesi için de elimizden gelen her türlü çabanın içinde olacağız.
Yurttaşın süslü cümlelere karnı tok, yurttaş ekmeğe aç!
Cumhurbaşkanı Yardımcısı 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesini açıkladı. Tarih boyunca bütçe teklifleri iktidarların siyasi omurgasını gösterir. Bütçeler iktidarın, hangi sınıfın iktidarı olduğunu gösterir. 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi AKP'nin halktan ne kadar koptuğunun ve maliyetleri işsizlere, gençlere, emeklilere, kadınlara, esnafa nasıl yıkmak istediğinin kanıtı olan bir belgedir. DEM Parti olarak, 2026 yılı bütçesinin geçmiş bütçelerden farklı olarak tercihlerini yoksuldan ve toplumsal barıştan yapması gerektiğinin üzerini ısrarla çizdik. Bunun mücadelesini yürüttük, yürütmeye de devam edeceğiz. Ama ne yazık ki bu iktidarın getirdiği bütçenin mantığı, yaklaşımı ve tercihleri aynı. İktidara sorarsanız 2026 bütçesi refah ve istikrar bütçesiymiş. Süslü cümlelere yurttaşın karnı tok. Ama yurttaş ekmeğe aç. Bu bütçe yoksulluk ve sefalet bütçesidir. Bakın, 2026 bütçesinde sadece faize 2 trilyon 742 milyar ayrılmış. Bu demek oluyor ki bütçenin yaklaşık yüzde 15’i faize gidecek. Yani ödediğiniz her yüz liralık verginin 15 lirası faize gidecek. Geçen bütçeye oranla faiz giderlerinde yüzde 40 artış var. Ve ödediğiniz her 100 liralık verginin 11 lirası savaş harcamalarına gidecek. 2026 bütçesinde savaşa ve silaha ayrılan bütçeyi artırmışlar. Emekçiye ve emekliye enflasyonun altında zam yapan iktidar, sıra kendi harcamalarına gelince enflasyonu unutup kendi bildiği yoldan devam ediyor. Barışı ve demokrasiyi değil, yoksulluğu ve sermayeyi büyüten; zengini koruyup yoksulu cezalandıran bu bütçeyi kesinlikle kabul etmiyoruz.
Biliyoruz ki asgari ücretle de aynı şeyi yaşayacağız. Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugün toplanıyor. Çalışanların neredeyse yarısının asgari ücretli olduğu bir ülkedeyiz. Açlık sınırı 27 bin 970 lirayı, yoksulluk sınırı 91 bin 109 lirayı bulmuşken Türkiye’deki asgari ücret hala 22 bin 104 TL. Bu, dünyanın en adaletsiz ücreti. Biz sözümüzü ve talebimizi yineliyoruz: Asgari ücret, en azından yoksulluk sınırının yarısı olacak şekilde belirlenmeli ve yılda 4 kez zam yapılmalıdır. Tekrar güncellenmeli, konuşulmalı ve zam yapılmalıdır. Bu ülkenin bütçesi Saray’ın değil halkın bütçesi olmalıdır. Kaynaklar savaşa, ranta, yandaşa, faize değil; barışa, demokratik topluma, emeğe ve ekmeğe harcanmalıdır.
Gelin, bu dönemde bütçeye hep birlikte hayır diyelim!
Değerli işçi, emekçi, yoksul kardeşlerim ve değerli emeklilerimiz; bu bütçe sizin bütçeniz değil. Bu bütçe zenginin, yandaşın ve Saray’ın bütçesidir. Sizler milyonlar olarak yoksullaşırken bir avuç sermaye grubu ve yandaş zenginleşiyor. Ne kaderdir ne de sonsuz bu çektiğiniz acılar ve açlık. Haklı olan da sizsiniz, güçlü olan da sizsiniz. İş, aş ve barınma hakkı için bizler işçinin, emekçinin, yoksulun, esnafın, emeklinin, ev emekçisi kadının, emeği sömürülen kadının yanında olmaya devam edeceğiz. Bu bütçeye hayır diyeceğiz. Barış, kardeşlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için bizler bu bütçeye hayır diyeceğiz. Örgütlenerek, birleşerek, dayanışarak, mücadele ederek hep beraber kazanacağız. Bu adaletsiz sisteme karşı Türkiye'deki işçiler, emekçiler, ezilenler ve sömürülenler olarak hep birlikte daha fazla güç oldukça, alanlarda ve meydanlarda örgütlendikçe, haklarımızı hep beraber talep ettikçe daha çok sonuç almamız mümkün. Onun için gelin, hep birlikte dayanışmayı büyütelim. Gelin, bu dönemde bütçeye hep birlikte hayır diyelim. Halkın bütçesi için hep birlikte mücadele edelim.
Tezkere siyaseti 27 Şubat ruhuna uymuyor, eller namluda barış olur mu?
Değerli Türkiye halkları, Irak-Suriye tezkeresi bugün Genel Kurul’a gelecek. Fesih kararı alan PKK'ye ve sivil siyasi parti olarak Suriye'nin önemli siyasi aktörlerinden olan PYD'ye karşı ilk defa 3 yılı kapsayan sınır ötesi operasyon tezkeresi Meclis'e sunuldu. Tezkereci anlayış güvensizliği artırmaktan başka hiçbir sonucu açığa çıkaramaz. Tezkere siyaseti 27 Şubat ruhuna uymuyor, uyamaz. Eller namluda barış olur mu? Bu soruya herkesin yanıt üretmesi lazım. Eller namluda barış olmaz. Kürtlerin, Türklerin, Arapların ve etnik dinsel kimliklerin eşit haklara sahip olduğu daha demokratik ve özgürlükçü yaklaşımlara kesinlikle ihtiyaç var. Devlet aklı dediğimiz olgu 2014'te Salih Müslim ve heyetiyle Ankara'da görüşmeler yaptı. Aynısının devam etmesi gerektiğini belirtiyoruz. Parlamento gelecek olan Suriye-Irak tezkeresini gündemine almamalıdır. Gerçekten Suriye'nin toprak bütünlüğü önemseniyorsa bırakın Suriye'nin içindeki dinamikler müzakerelerini silahın gölgesinden ve tehditlerden uzak bir şekilde kendi iç dinamikleriyle yapsınlar. Bugüne kadar sayısız tezkere, “Kürt anasını görmesin” zihniyetiyle ve maddi, manevi, insani kayıplar göze alınarak geçirildi. Sonuç da çözümsüzlüğün derinleşmesi oldu.
Dönem silahların yarıştırılacağı bir dönem değil
Türkiye'nin dış siyasetini belirleyen akıl, Irak ve genel olarak bölgedeki ve Suriye'deki gelişmeleri Türkiye açısından hala yanlış değerlendiriyor. Tezkerelerle, tankla topla yol alınacak bir durumun olmadığının idrak edilmesi lazım. Türkiye'nin yeni siyasi dönemdeki Suriye ve bölge stratejisi barış, diyalog ve demokrasi kavramlarıyla yeniden şekillenmelidir. Israrla altını çiziyoruz. Kürt'ün, Alevi'nin Dürzi'nin, mütedeyyinin, seküler Arap'ın, Ermeni'nin, Hıristiyan'ın ve Suriye'de yaşayan bütün halkların ve inançların temsil edildiği bir Suriye inşa edildiğinde Türkiye sınırları daha da güvende olur. Türkiye içeride barışı ve demokrasiyi tesis eder ve Suriye'nin geleceğine bahsettiğimiz çerçevede pozitif destek sağlarsa bölge barışında tarihi rolünü oynamış olur. Bakın, sadece Türkiye iç barışından, sadece Suriye iç barışından bahsetmiyorum; bütün bölgede barışın tesis edilmesi konusunda gerçekten tarihi misyona sahip olur. Bunlar tezkerelerle olacak işler değil. 21. yüzyılda teknolojinin, yapay zekanın ve nükleer silahların geldiği boyutlara baktığımızda, dönem silahların yarıştırılacağı bir dönem değildir. Halkların barışını, özgürlüğünü, demokratik haklarını merkeze alan strateji ve siyaset üretmenin dönemidir. Biz bu tezkereye hayır diyeceğiz ve bütün muhalefeti de tezkereye hayır demeye davet ediyoruz.
Birileri nefret saçacak, nifak tohumu sokmaya çalışacak ama biz inadına kardeşliği büyüteceğiz
Değerli Türkiye halkları, bugün burada bir kez daha haykırıyoruz: Bu ülkenin geleceği çatışmada değil barıştadır. Bu toprakların kaderi inkarda değil kabulde ve eşitliktedir. Yıllardır denenmiş ama sonuç alınmamış yöntemleri artık bırakma zamanı geldi de geçti. Biz bu döngüyü kırmaya kararlıyız. Bu sürece ilişkin her türlü provokasyonu boşa çıkarma konusunda kararlıyız. Bu konuda hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düştüğünün altını bir kez daha çizmek isterim. Bizler bu ülkenin geleceğini birlikte kurmak isteyen milyonların sesiyiz. Birileri nefret saçacak, birileri nifak tohumu sokmaya çalışacak ama biz inadına ve inadına kardeşliği büyüteceğiz. Birileri savaş diyecek, biz inadına barış diyeceğiz. Birileri inkâr edecek, biz inadına biz de varız ve ortak yaşamı eşit ve demokratik bir zeminde inşa etmek konusunda kararlıyız diyeceğiz. Ve bizler gücümüzü halktan alıyoruz, gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Biliyoruz ki halklar barışın yoluna girdiğinde hiçbir güç o yolu kapatamaz. Bu yolun keskin virajları olsa da sonu elbette barış olacak. Neler yaşanırsa yaşansın, kim hangi provokasyona tevessül ediyor olursa olsun, bütün bu provokasyonları boşa çıkarma konusunda kararlılığımızın altını bir kez daha çiziyoruz. Bu ülkede onurlu bir barışı tesis etmek, bu ülkede yaşayan bütün farklı halkların ve inançların kendini eşit yurttaş olarak hissettiği bir demokratik cumhuriyeti inşa etmek boynumuzun borcudur. Hem müzakerelerimizi hem mücadelemizi yürütme konusunda kararlıyız. Bu kararlılıkla, bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha selamlıyorum.
21 Ekim 2025
