Hatimoğulları: Yapılması gereken, hukuki ve yasal düzenlemelerle ilgili paketlerin hızlıca çıkarılmasıdır

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in başkanlığında, Genel Sekreter Selin Sayek Böke, Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ve İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’ndan oluşan CHP heyeti, Genel Merkezimize bir ziyaret gerçekleştirdi.

CHP heyetini, Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Merkezi Örgütlenme Komisyonu Eşsözcümüz Elif Bulut ve Demokratik Yerel Yönetimler Kurulundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcımız Mehmet Rüştü Tiryaki karşıladı.

Basına kapalı gerçekleşen ve yaklaşık 1 saat 40 dakika süren görüşme sonrası açıklama yapıldı. Hatimoğulları, şunları söyledi:

Katledilen gazetecileri saygıyla anıyorum

Hepiniz hoş geldiniz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve beraberindeki heyet bizleri ziyaret etti. Ben kendilerine bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Ziyaretleri sırasındaki son derece sağlıklı değerlendirmeler için de kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum.

Bugün Öldürülen Gazeteciler Günü. Objektif gazetecilik dünyanın en onurlu mesleğidir. Bu şekilde mesleğini icra eden sayısız basın emekçisinin, sizlerin de emeğine sağlık. Bizim sesimizi bütün dünyaya sizler duyuruyorsunuz. Baskılara rağmen kaleminden, klavyesinden ve kamerasından asla rotasını şaşırmayan; baskılara boyun eğmeyen çok sayıda gazeteci katledildi bu topraklarda. Musa Anter, Metin Göktepe, Gurbetelli Ersöz, Hrant Dink, Nazım Daştan, Cihan Bilgin… Katledilen bütün gazetecileri saygı ve minnetle anıyorum.

İran savaşı ekonomik krizi daha da derinleştirdi

Çok önemli konuları bugün istişare ettik. Hem Türkiye hem Ortadoğu ve dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri, toplumsal gelişmeleri detaylı bir biçimde değerlendirme fırsatımız oldu. Türkiye’de çok derin bir ekonomik kriz var. Bugün konuştuğumuz en temel başlıklardan biri bu. Bu kriz, İran savaşından önce başlamış olan son derece derin bir kriz. Bugün bu ülkede insanlar açlıktan ve yoksulluktan ölüyor. Çocuklar yataklarına aç giriyor. Beslenme çantalarına bir süt ya da su dahi koyamıyor aileleri. Bugün bu ülkede 17 milyona yakın emekli var. Emekliler açlık sınırının altında maaş alıyor. Milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının altındaki maaşla hem kira ödeyecek hem çocuk okutacak hem de yemek yiyecek, barınacak. Bu mümkün değil.  Türkiye zaten son derece derin bir ekonomik krizin içinde. Savaş da bunun cabası. Savaş bu derin ekonomik krizi daha da derinleştirmiş durumda. Sayın Genel Başkan değerlendirdi. Bizler de grup toplantılarımızda defaatle değerlendirdik ve en son grup toplantımızda da acil atılması gereken adımlar hususunda önerilerimizi sunduk. İktidar muhalefetin önerilerini önemle ele almalı, dikkate almalı, hayata geçirmeli.

86 milyonun gıdaya rahat ulaşabilmesi için somut adımlar atılmalı

Bugün savaşın da müsebbip olduğu petrol fiyatlarındaki artışın iğneden ipliğe her şeye zam şeklinde yansıdığını zaten biliyoruz. Dolayısıyla bu konuda acil adımlar atılmalıdır. Burada uzun uzadıya önerdiğimiz paketi sunmayacağım ama birkaç başlığa değinmek isterim. Türkiye bir tarım ülkesi ve AKP iktidara gelmeden önce ihracatçı pozisyonundaydı, dünyada ilk 10’da yer alan bir ülkeydi. Ancak ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi tarımda da bizleri dışa bağımlı, ithalata bağımlı hale getirdiler. Bizler bunu kökten reddediyoruz. Tarım politikalarında köklü ve radikal bir değişim şarttır. Çiftçi mutlaka desteklenmelidir. Tarımda hızlı bir şekilde üretime geçilebilmesi için çok önemli adımların atılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Çiftçinin desteklenmesi, sadece çiftçinin kazanması demek değildir. Bugün bir tarım ülkesi olarak soframıza gelen domatesi, salatalığı Almanya'dan daha pahalı bir şekilde tüketmek zorunda kalıyoruz. Ülkenin geldiği hal bu. Dolayısıyla sadece çiftçiyi rahatlatmak için değil; 86 milyon yurttaşımızın gıdaya rahat ulaşabilmesini sağlamak için de bu somut adımlar mutlaka atılmalıdır. 

İktidar bu savaşın bitirilmesi için elinden gelen her türlü çabanın içinde olmalı

Savaş sadece İran'da sınırlı kalmadı. Sıcak savaş tıpkı İran'da nasıl devam ediyorsa, İsrail'de nasıl devam ediyorsa Lübnan da bu denklemin içine katılmış durumda. Bu denklemin içerisine Irak katılmak isteniyor. Çevre ülkeler katılmak isteniyor bu denkleme. Bu savaş bir an önce sona ermezse Körfez ülkelerinin de boylu boyunca girmesi an meselesi. Dolayısıyla Türkiye'nin etrafını da savaş yangını sarmış durumda. Bununla ilgili küresel düzeyde acil önlemler alınması gerektiği gibi, bölgesel düzeyde de alınmalı. Türkiye'de mevcut olan iktidar bu savaşın bitirilmesi için elinden gelen her türlü çabanın içinde olmalı. Bizler bunu yapıyoruz, bunu yapmaya çalışıyoruz. 

Soframıza düşen ateşi söndürmek için hızlı adımların atılması gerekir

Bu gelişmeler şakaya gelmiyor. Füzeler insanları katlediyor, çocukları katlediyor. Bir okulda patlayan füze en az 175 çocuğu katletti ve yüzlerce çocuğu yaraladı. Aynı füzeler bizim sofralarımızda patlıyor. Bugün Sayın Genel Başkanla bunları uzun uzadıya değerlendirdik. Savaşın aynı zamanda soframıza yansımasını uzun uzadıya değerlendirdik. Biz savaşa hayır derken, bir yandan insanların ölümüne hayır diyoruz bir yandan da insanların açlığına hayır diyoruz. Bu dönem makamların kendini yarıştıracağı bir dönem değil. Bu dönem soframıza, evimize düşen ateşi söndürmek için ortak ve hızlı adımların atılması gereken bir dönem. 

Savaşın ateşi etrafımızdayken iktidar, muhalefetin dayanışmasını bölme peşinde

Dünyada küresel ölçekte bir savaş ve yoksullukla mücadele edilirken, Türkiye'deki gündeme dönüp baktığımızda muhalefete dönük baskıların yoğun bir biçimde devam ettiğine tanıklık ediyoruz. Savaşın ateşi etrafımızda ve milyonlar aç, iktidar kiminle uğraşıyor? Muhalefeti zayıflatmakla uğraşıyor. Muhalefeti yargıyla, baskıyla zayıflatma peşindeler. Muhalefetin içindeki dayanışmayı bölme peşindeler. Yargıyı muhalefetin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallandırmaya devam ediyorlar. Yargı krizi bir demokrasi krizidir. Defaatle ifade ettik; seçilmişler tutuksuz yargılanmalıdır. Başta Sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere bütün seçilmiş belediye başkanları serbest bırakılmalıdır. Kayyımlar ortadan kaldırılmalıdır. Seçilmiş belediye eşbaşkanları ve belediye başkanları hızla görevlerine iade edilmelidir. Aynı şekilde, memleketim Hatay'ın milletvekili olan Can Atalay’ın hapiste tutulması bir anayasal suçtur. AİHM ve AYM kararına rağmen hala hapiste tutulması bir suçtur. Halkın iradesini yok saymaktır, seçilmişi yok saymaktır. Bugün demokrasinin karşı karşıya kaldığı en önemli tehlike, seçme ve seçilme hakkının yurttaşın elinden alınmasıdır. Böyle bir uygulamayla karşı karşıyayız ve bu uygulama derhal bitirilmelidir. CHP belediyelerine sistematik operasyonlar hukuki değildir, siyasidir. Siyaseti dizayn etme hamleleridir ve biz DEM Parti olarak başından beri bunun karşısında olduğumuzu belittik. Yargı iktidarın vesayetinden derhal kurtulmalıdır. Baskılara karşı daha güçlü bir mücadelenin ve daha güçlü bir dayanışmanın örneklerini hep beraber sergilemenin zamanıdır. 

Şimdi yapılması gereken, hukuki ve yasal düzenlemelerle ilgili paketlerin hızlıca çıkarılmasıdır

Bugün ayrıca çok temel gündemlerden biri olan bir konuyu da konuştuk. O da süreç meselesi. Biliyorsunuz, geçtiğimiz sene 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın çağrısıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladı. Bu süreçle ilgili bugüne kadar atılan adımlarda nerede eksik kalındı, ne yapılabilir bu konuda? Bütün bunları hep birlikte değerlendirdik. Baştan beri bir yavaşlıkla bu sürecin ilerletilmeye çalışıldığının ve aslında ilerletilmediğinin altını biz her fırsatta çizdik. Evet, bir komisyon oluştu, bu komisyon görevini tamamladı ve parlamentoya raporunu sundu. Şimdi yapılması gereken, hukuki ve yasal düzenlemelerle ilgili paketlerin hızlıca çalışılması ve hızlıca bir çerçeve yasanın üzerinde emek verilmesidir. Ama hala bu konuda atılmış bir somut adım yok. Bu konuda iktidar partisi ve ortağı elbette hepimizden daha sorumlu. Çünkü şu anda Meclis çoğunluğu ellerinde. Bu yasanın getirilmesi kendi inisiyatifleriyle, kendi ön açıcılıklarıyla mümkün. Dolayısıyla biz buradan bir kez daha iktidara sesleniyoruz, devlet aklına sesleniyoruz. Bu süreç İran'daki gelişmeleri izlemeyi gerektiren bir süreç değildir. İran'daki gelişmelerin bir fren görevi görmesini sağlamasını gerektiren bir süreç değildir. Tam da bu kadar ekonomik yoksullukta, tam da savaşın sınırlarımıza dayandığı ve her yeri ateşin sardığı bir dönemde, barışı başta ülkemiz olmak üzere bölgede tesis edebilmenin yolu bu konuda somut adım atmaktır. Bunun tam da zamanıdır. Gecikme zamanı değildir. 

Gerekli yasal düzenlemeler için hepimizin çok daha fazla elini taşın altına koyması gerekiyor

Bu süreç AKP-DEM Parti arasına sıkıştırılmış bir diyalog ve görüşme süreci değil, 86 milyonun demokrasisinin mümkün olmasıyla gerçekleşecek bir süreçtir. Bu sürecin başarısı ana muhalefet partisi ve bütün siyasi partilerin, bütün toplumsal öznelerin ortak tavrıyla da mümkündür. Bu konuda başından beri bizlerle dayanışma içinde olan ve bu süreci başından beri destekleyen Cumhuriyet Halk Partisine ve özel olarak Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’na partimiz adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Gerçekten başından beri bu süreci büyük bir samimiyetle desteklediler. Ama bu süreci daha fazla ilerletmemiz gerekiyor. Bu sürecin ilerletilmesi için yine bahsini ettiğim gibi bütün siyasal ve toplumsal öznelerle daha güçlü, daha ilerletici bir rol oynamamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Barışa dair sözü ve eylemi olanlar ancak Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olur. Gerekli yasal düzenlemelerin çıkarılması için; Türkiye’nin demokratikleşmesinde kapının aralanması için hepimizin çok daha fazla elini taşın altına koyması gereken bir dönem. 

Sadece seçilmişleri değil bürokratları da kapsayacak bir siyasi etik yasası çıkarılmalıdır

Değerlendirdiğimiz konulardan bir tanesi de biraz önce değerli genel başkanın da ifade ettiği siyasi etik yasası. Bu konuda daha önce de CHP’nin parlamentoya kanun teklifleri olmuştu. Bizler bu yasanın kesinlikle çıkarılması gerektiği kanaatindeyiz. Hatta bu yasa sadece seçilmişleri değil bürokratları da kapsayacak şekilde geniş bir biçimde dizayn edilmelidir. Buna da Türkiye'nin ciddi anlamda ihtiyacı var. Seçim güvenliği meselesini konuştuk. Günümüz koşullarında dijital saldırılara ve müdahalelere, yine yapay zeka yoluyla gerçekleşme ihtimali olan müdahalelere karşı elbette teknolojik bir donanıma ihtiyaç var. Bilgiye ihtiyaç var ve bu anlamıyla önemli ölçekte bir teknik hazırlığa da ihtiyaç var. Seçim ne zaman olursa olsun bu hazırlıklara erkenden girilmesi de önemlidir. Bunu birlikte karşılıklı konuştuk ve paylaştık. 

Toplum bir erken seçim talebi içindeyse biz de seçime hazırlıklıyız

Sayın Genel Başkanın konuşmasında da ifade ettiği parlamentoda eksik olan 8 milletvekili. Aslında biz bunu belki 7 diye tarif etmeliyiz. Çünkü değerli Can Atalay’ın yasa gereği de şu an parlamentoda olması lazım, hapishanede değil. Dolayısıyla bu vekillerin seçilmesi için bir ara seçim, evet, yapılabilir, yapılmalı. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi toplum bir erken seçim beklentisi içindeyse DEM Parti olarak toplumun bu mesajını alırız. DEM Parti olarak, toplumun talepleri çerçevesinde bir olası seçime hazırlıklı olduğumuzun da altını çizmek isterim. Sizlere çok teşekkür ediyorum.

Soru: Ara seçim için vekiller istifa ederse DEM Parti Genel Kurul oylamasında evet diyecek mi? 

Meclis Başkanı yasal düzenlemeler için yapacağı koordinasyon toplantısına DEM’i çağırmadı ve düzenlemede PKK yöneticilerine yönelik olmayacağı söyleniyor, buna ne diyorsunuz?

İlk sorunuzdan başlayayım. Böyle bir şey şu an için söz konusu değil. Yani gündeme sizin sorduğunuz biçimiyle henüz gelmiş değil ve dolayısıyla biz kurullarımızda bu konuyla ilgili geniş bir değerlendirme yapabilmiş değiliz.

Çerçeve yasa sonuç alıcı ve kapsayıcı olmalıdır

İkinci sorunuz, yasa hazırlıkları. Şu ana kadar koordinasyona dönük bir çağrı yapılmadı. Fakat yapılması gereken çok açık ve net. Komisyon çalışmasını tamamladı ve parlamentoya sundu. Burada sonuç alıcı, sonuç odaklı olarak yapılması gereken şey artık ihtisas komisyonlarının teknik anlamda yasaları hazırlamaya başlamasıdır. Fakat bunun için de siyasetin karar vermesi gerekiyor. Yani siyaset karar vermeden komisyonların kendi kendisine toplanıp bir çerçeve yasa çıkarmayacağını çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla sırasıyla yapılacak işleri özetleyecek olursak: Birincisi, siyaset karar verecek ve diyecek ki biz Nisan ayında çerçeve yasayı çıkarıyoruz. Bunun için de komisyona bir görev verilecek. Komisyonun da bununla ilgili yapmış olduğu çalışmaları ya da yapacağı çalışmaları hızlandırması gerekiyor.

Tabii ki bizler bazı taslakların hazırlandığı duyumlarını almıyor değiliz. Ama bu taslakların ne şekilde hazırlandığını, içeriğinin ve çerçevesinin neyi ihtiva ettiğini bilmiyoruz. Dolayısıyla bunu görmemiz lazım. Bu adımların atılması gerekiyor. Bizler çerçeve yasanın son derece kapsayıcı ve sonuç alıcı bir yasa olmasını önemli buluyoruz. Yani birilerini kapsayan, birilerini kapsamayan, orada kategorilere ayırmak vs. Bu, çerçeve yasayı daraltır. Sürecin daha hızlı ilerlemesinin belki önünü açabilmek için çerçeve yasanın dediğim gibi kategorilere ayrılmadan en geniş çerçeve ve genişlikte olması şarttır diye düşünüyoruz. Teşekkür ederim.

Öcalan’ın statüsü barışın kalıcılaşmasına çok büyük katkı sağlar

Soru: İmralı’da yerleşke meselesi var mı? Bir de Öcalan'ın evinin müze olacağı söyleniyor, buna ne diyorsunuz?

Sayın Öcalan'ın doğduğu evin müze olmasını tabii ki isteriz. Olursa da ne güzel olur. Bununla ilgili de girişimler oluyor. Diğer sorunuz çalışma ofisi mi ve konut mu? Bizim bilgimiz dahilinde olan şudur. Orada bir konutun olduğu, yapıldığı. Fakat bu tartışmayı dört duvar arasına sıkışmış bir tartışma olarak görmüyoruz biz. Buradaki meseleye eski bir konuttan alınıp yeni bir konuta konmak diye zaten Sayın Öcalan da bakmıyor, biz de öyle bakmıyoruz. Dolayısıyla, bu sürecin bir başlatıcısı olarak, bu sürecin en önemli aktörü olarak olması gerekenler şunlar. Birincisi, Sayın Öcalan'ın özgür yaşayabileceği ve çalışabileceği ortam sağlanmalı. Yani Türkiye'deki bütün siyasi partiler, hukukçular, akademisyenler ve gazetecilerle görüşmek istediğini biliyoruz. Bu olanakların sağlanması, iletişim kanallarının açılması. Bunun statüsünün bu şekilde belirlenmesi olarak görüyoruz. Bu konuda henüz atılmış bir adım yok. Bu konuda hızla adım atılmasının bu sürece çok büyük bir fayda sağlayacağına inanıyoruz. Barışın bu topraklarda kalıcılaşmasına çok büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.

6 Nisan 2026