Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Örgütümüzün 2. Olağan İl Kongresine katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Gerçekleştirdiğimiz her bir kongre aynı zamanda siyasi bir atılımdır
Merhaba yüz yıl önce demokrasi adımının atılması için ev sahipliği yapmış değerli Erzurum halkı. Bizler kongrelerimizi salt bir yönetim belirlemek için yapmadık, yapmayız. Bizim açımızdan kongreler, dönemin siyasal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere aynı zamanda kendimizi yeniden yapılandırdığımız dönemlerdir. Türkiye’de özellikle siyasetin yeniden yapılandığı bir dönemde, Barış ve Demokratik Toplum Sürecini inşa ettiğimiz bir dönemde gerçekleştirdiğimiz her bir kongre aynı zamanda bir siyasi atılımdır. Bu bakımdan gerçekten bizim çalışma prensibimiz tek başına seçilmiş yönetici arkadaşlarımızla süreçleri yönetmek, yürütmek olmadı. Değerli halkımızla, gönül vermiş yoldaşlarımızla, aktivistlerle, kadınlarla ve gençlerle biz bu mücadeleyi yerellerden öre öre, sokaktan, mahalleden öre öre bugüne buraya kadar getirdik. Burada emeği geçen, Erzurum’da bugüne kadar bu mücadelenin yürütücülüğünü yapan bütün yoldaşlarıma özellikle son dönemde il eş başkanlığımızı yürüten değerli arkadaşlarıma ve yöneticilere, emek veren bütün yoldaşlarımıza teşekkür ediyorum. Yeni seçilecek yönetimimize ve eş başkanlarımıza başarı dileklerimi iletmek isterim.
İktidarın uyguladığı siyasetin ürünü olarak aşırı yoksullukla karşı karşıyayız
Türkiye’nin gündemi büyük bir karmaşanın içinde. Hayvancılıkla geçinen kent olarak Erzurum'da şunu çok iyi bilirsiniz ki, Türkiye’de özellikle tarım ve hayvancılık açısından en bereketli olan topraklarından birindeyiz. Ama bütün bu zenginliklere rağmen hükümetin, iktidarların uyguladığı siyasetin ürünü olarak aşırı bir yoksullukla karşı karşıyayız. Biraz önce belediye eş başkanlarımızla sohbet ediyorduk ve Erzurum'dan özellikle işsiz kalan gençlerin ne kadar büyük bir göç dalgasının içinde olduğunu, ne kadar göç ettiklerini, bundan ne kadar muzdarip olduğunu ifade ettiler. Bu ne yazık ki bütün bölgenin ve ülkenin gerçekliği ve realitesi. Türkiye büyük bir açlık ve sefalet çekiyor. İşsizlik, yoksulluk, geleceksizlik milyonları sarmış durumda. Karayazı, Karaçoban, Tekman, Hınıs’ta gençler açlık ve yoksulluktan dolayı artık Avrupa'nın yolunu tutmuş durumdalar. Bütün bunlar neden yaşanıyor? Bu ülkeyi yoksulluğa mahkum edenler buna sebep olmuştur. Bu ülkenin varlıklarını doğru kullanmadıkları için, planlamadıkları için biz bunların sonucunu yaşamaktayız.
Yüzyılın vurgunun sorumlusu iktidarın önünü açtığı yolsuzluk furyasıdır
Bugün Türkiye'de hangi televizyon kanalını açarsanız ya da sosyal medyada hangi sayfaya tıklarsanız karşınıza varlık fonu üzerinden gerçekleşen yüzyılın hırsızlığı çıkar. Bakın banker Kastelliler, şu an Türkiye'de işbaşında. Türkiye 80'lerde banker Kastellilerin soygununu gördü. 90'larda iktisadi hortumlamalar, hayali ihracatları ve vurgunları gördü. Hatta belki de ilk defa bu kadar büyüklükte bir vurgunla karşı karşıyayız. Bakın 90'larda bile Meclis’te çok sayıda araştırma komisyonları kuruldu. Şimdi iktidar haberi yokmuş gibi davranıyor. Sanki bu hırsızlık, bu dev hırsızlık kendi ülkesinde yaşanmıyor gibi davranıyor iktidar ve soruları yanıtsız bırakıyorlar. Tepkileri yanıtsız bırakıyorlar. Bu vurgunu biz Tera ve Pusula Holdingler üzerinden duyduk. Peki şimdi bunun sorumlusu kim? Bakın bunun sorumlusu çok net. Denetlemeyen kurumlar, bunun sorumlusu bunun önünü açan siyasiler, bunun sorumlusu tam da iktidarın önünü açmış olduğu bu yolsuzluk furyasıdır. "Uluslararası finans merkezi olacağız" dedi iktidar Türkiye için. Ama ne yazık ki vurgunların merkezi haline dönüştürdüler ülkeyi. Borsadaki vurgun bas bas bağırarak geldi. Sermaye Piyasası Kurulu bunu biliyordu. Devlet biliyordu, iktidar biliyordu. Herkes biliyordu ama buna göz yumdu. Ve bakın yaklaşık 500 bin yurttaşımız şimdi bu hırsızlığın mağduru. İktidar bunu izliyor, izlemeye devam ediyor. Şunu da hatırlatmalıyım. Bu vurgunun başında iktidarın önceki dönemde bakanlığını yapmış isim var. Bu derhal araştırılmalı, derhal gerekli soruşturmalar ucu nereye varırsa varsın, eski bakana mı, başkasına mı varıyor mutlaka bu soruşturmalar etkin bir biçimde başlatılmalı ve yürütülmelidir.
Türkiye şu an yoksulluğun en dibini yaşayan ülkeler arasında
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek çıkmış şunu söylüyor: “Türkiye'yi yüksek gelirli ülkeler grubuna kattık.” Vallahi Sayın Bakan külliyen doğru değildir söyledikleriniz. Türkiye şu an yoksulluğun en dibini yaşayan ülkeler arasında. Bu salonda bulunan esnaf arkadaşlarımız var. İşçi, emekçi kardeşlerimiz var. Ben sizlere sormak istiyorum değerli Erzurum halkı, siz varlık içinde mi yaşıyorsunuz? Hayır sesi yükseliyor. Açlık, yoksulluk, emekli geçinemiyor. Asgari ücretle insanlar geçinemiyor. Tarımı bitirdiniz. Hayvancılığı bitirdiniz. Angusları ithal ediyorsunuz, et ithal ediyorsunuz. Oysa Erzurumlu hayvan üreticilerini destekleseniz Türkiye'nin birçok kentine yetecek et üretimini yapamaz mı burası? Pekala yapar. Zengin meraları ve yüksek olanakları var ama desteklenmediği için, karlılık oranını düşürdükleri ve zarara uğrattıkları için buradaki çiftçi, üretici artık işini, gücünü bırakmak durumunda kalıyor. Niye? Çünkü zarar ediyor. Bu kadar basit. Ve dolayısıyla buradan Sayın Şimşek'in yanlışını hatırlatmak isterim. Yüksek düzeyde dolandırılan insanlar ülkesi oldu Türkiye. Ve biz DEM Parti olarak şu konuda çok netiz. Bu düzen böyle gitmez. 50 milyon insanı açlık ve yoksullukla baş başa bırakmış bu iktidara karşı, bu yönetim anlayışına ve bu sisteme karşı bir sözümüz var. Bu böyle gitmez, bu düzen değişecek. Canımızı, malımızı, ekmeğimizi, aşımızı alıyor bu sistem bizden. Ve biz bunun yerine adil, demokratik, hiç kimsenin aç kalmadığı, herkesin evine giderken eşine, evine, çocuğuna aş götürebildiği, sıcak ekmek götürebildiği bir düzeni bu topraklarda inşa edeceğiz. Bunu hak, hukuk ve adalet denklemi ile inşa edeceğiz. Bunu bizler DEM Parti olarak mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız, halkın gücüyle, siz Erzurumların desteğiyle başaracağız.
Çerçeve yasa önemli bir fırsattır, hakkıyla uygulanmalıdır
Eminim bu salonda ve toplantı yaptığımız her yerde herkesin büyük bir merakla beklediği ve izlediği, "Bu süreç ne olacak?" sorusu herkesin kafasından geçiyor. Çerçeve yasa çıktı. Bu çerçeve yasa ne zaman uygulanacak? Bu çerçeve yasanın sonuçları nasıl pratikleşecek? Herkes bunu bekliyor, merak ediyor. Bunu sadece cezaevinde yakını bulunanlar merak etmiyor. Bunu sadece sürgündekiler merak etmiyor. Sadece silahlarını bırakıp, Türkiye'ye gelerek demokratik siyasete katılmak isteyenler merak etmiyor. İnanın bunu 86 milyon yurttaşımızın tamamı merak ediyor. Demokratik, adil, eşit bir yaşamın kapılarını bizler pekala aralayabiliriz. Bakın bu çerçeve yasa şu anda bütün Türkiye'ye çok önemli bir fırsat verdi. Ama hakkıyla uygulanması şartıyla bir fırsattır bu. Şayet bu çerçeve yasanın ortaya koyacağı pratik süreçlerde somut adımların atılması gerçekleşmezse biz bu süreci hep birlikte kaybetmiş oluruz. Dolayısıyla başta devlet ve iktidar olmak üzere sorumlular, taraflar görev ve sorumluluklarını yerine getirme bilinciyle davranmak durumundalar.
Erzurum Kongresiyle ortaya konan anlayış yaşam bulmalı
Bakın 107 yıl önce Erzurum Kongresi'nde burada bu kentte hedef olarak işaret edilen eşitliğe dayalı kardeşlik sözleşmesi hala hayata geçmeyi bekliyor. Yüz yılı aşkındır Türkiye halkları Erzurum Kongresi'nde ortaya konan anlayışın yaşam bulmasını bekliyor. Neydi bu anlayış? Türkiye'de bütün halkların ve inançların eşitliği anlayışı. Bugün bizler 107 sene sonra Erzurum'dan bir kez daha bütün Türkiye'ye şu mesajı veriyoruz. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında Türkiye bir bütün olarak şunu beklemektedir. Bizler Türkiye'deki yurttaşlar olarak, 86 milyon yurttaş olarak şunu beklemekteyiz. Bu ülkede yaşayan Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar kendi dilleriyle konuşabilmeli, kendi dilleriyle eğitimlerini yapabilmeli, anadilleriyle eğitimlerini yapabilmeli, kendi kültürlerini özgürce yaşayabilmeli, inançlarını kimse kimseye karışmadan yaşayabilmeli. İşte bunun adı eşit yurttaşlıktır. 107 sene önce Erzurum Kongresi'nde dile getirilmiş olan anlayış, bu ülkeye huzur getirmek için mutlaka yaşam bulmalıdır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir milletin, bir anlayışın geriye itildiği, bir halkın geriye itildiği bir anlayış değildir, olamaz. Bu bir adım ileri, beş adım geri mantığıyla da yürütülemez. Bizler asla geriye bakmamalıyız bu süreçte. Herkes daima ileriye bakmalı. Bir adım ileri atıp sonra beklentiye sokarak toplumu beş adım geriye atılacak bir süreci inanın ki, Erzurumlu da kaldırmaz, Amedli de kaldırmaz, Ankaralı da, İzmirli de, İstanbullu da kaldırmaz. Dolayısıyla yüzümüzü bu süreci başarıya taşımak için dönmeli ve ileriye adım atmak zorundayız.
Çerçeve yasa MGK kararıyla Ekim ayında pratikleşmeli
Bakın Ekim ayı silahların sonsuza dek sustuğu ay, gençlerin çatışmalarda yaşamını yitirmediği bir dönemin miladı olsun istiyoruz. Peki bu nasıl olacak? Teyit tespit sürecinin hızla tamamlanmasıyla ve çerçeve yasanın Milli Güvenlik Kurulu kararına resmi olarak bağlanmasıyla ve bunun resmi gazetede yayınlanarak pratikleşmesiyle, bunun adımı atılacak. Atılmalı, beklenmemeli bu konuda. Bakın sıklıkla ifade ettik bizler. Bu sürecin Türkiye ve bölge için kıymeti büyüktür. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin; bugün Ortadoğu ve dünyada savaşların ve çatışmaların her yerde ön plana çıktığı, insan kanının aktığı, nerede ne zaman bir bombanın patladığının bilinmediği bir bölgede yaşayan bizler için, Türkiye için çok büyük ve önemli bir anlamı var. Bölge bize diyor ki, Türkiye kendini daha güçlü bir konuma getirebilmeli, iç barışını sağlayabilmeli. Türkiye, Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözebilmeli ve bu konuda somut adımlar atabilmeli. Bu somut koşullar bize bunu dayatmaktadır.
Barış bize altın tepsiyle sunulmayacak, mücadele ede ede kazanacağız
Bu sürecin başarısı izleyerek, görerek "acaba ne olacak, bakalım ne olacak" diyerek gelmez, DEM Parti'de mücadele yürüten değerli yoldaşlarımızın, canlarımızın bekleyeceği bir durum yok. Bize barış süreci altın tepsiyle sunulmayacak. Mücadele ede ede kazanacağız. İnanın geçmişte yürüttüğümüz mücadele, ödenen ağır bedeller ne kadar çoktuysa şimdi daha güçlü bir şekilde emek vermek, daha güçlü bir şekilde örgütlenmek durumundayız. Çünkü Sayın Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla gerçekleşen Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yepyeni bir sürecin kapılarını açtı. Bu süreçte Kürt halkı bugüne kadar varlık ve yokluk mücadelesiyle karşı karşıyaydı ama artık bütün dünya Kürt halkının onurlu varoluşunu görmüştür. Kürt halkı kendini bütün dünyaya kanıtlamış durumdadır, göstermiş durumdadır. Mücadelesiyle, perspektifiyle, örgütlü duruşuyla Suriye'de, Irak'ta, İran'da, Türkiye'de varlığını bütün dünyaya kanıtlamış ve göstermiş durumdadır. Ve Sayın Öcalan diyor ki, yepyeni bir evreye geçmeliyiz. Bu yepyeni evrede artık siyasi ve hukuki kazanımları somuta dökmek zorundayız. Yani bugüne kadar uğrunda mücadele edilen, bedel ödenmiş olan taleplerin bundan sonraki evresinde demokrasi mücadelesini en güçlü şekilde yürüterek, artık Kürt sorununun çözümünün siyasi bir kimliğe, hukuki bir zemine kavuşması gereken bir evredeyiz diyor. Ve dolayısıyla bu perspektifi hayata geçirebilmenin en önemli yolu partimizi güçlendirmek, DEM Parti’yi her yerde örgütlemek, sokak sokak, mahalle mahalle, meclisler, mahalle komisyonları şeklinde güçlü bir örgütlenme, kadın örgütlenmesini daha güçlendirmek, gençlik örgütlenmesi, ekoloji mücadelesi ve bütün siyasal ve toplumsal alanlarda çok daha güçlü örgütlenmek. Dernekler, kurumlar hepsi çok daha güçlü bir şekilde örgütlenmeli ki, demokrasi mücadelemiz Türkiye'de sonuç alabilsin. Yani sadece protesto eden, sadece talep eden değil, hakkını koparan, alan, somut kazanımlarla süreci taçlandıran bir döneme geçmek durumundayız. Bu dönemi biz DEM Parti olarak yerellerden merkeze kadar böyle tanımlıyoruz. Kendimizi böyle örgütlüyoruz. Yeniden yapılanma sürecinde ve yeni inşa sürecinin ana fikrinin bu olduğunun da altını bir kere daha buradan çizmek isterim. Ve buradan Erzurum'dan İmralı'ya bir selam gönderelim hep beraber.
Sürecin en büyük sorunlarından biri iktidarın sürekli tek taraflı adımlar beklemesi
Değerli Erzurum halkı, demokrasideki gerilemeleri hepimiz görüyoruz. Bakın, ülkede derin bir demokrasi krizi var. Hem de çok derin demokrasi krizi var. Yani o kadar çoklu krizle karşı karşıyayız ki ve sürekli tek taraflı adım bekliyor iktidar. Bakın bu sürecin en büyük sorunlarından biri iktidar sürekli tek taraflı adımlar bekliyor. Biz buradan Erzurum'dan Ankara'ya iktidara soruyoruz. Sevgili Figen Yüksekdağ, sevgili Selahattin Demirtaş’ın bırakılması için Milli Güvenlik Kurulu kararına ihtiyaç var mı? Hayır, yok. Ortada çok önemli bir AİHM kararı var ve AİHM kararının hayata geçmesi durumunda zaten Kobani'den tutuklu bütün arkadaşlarımız serbest bırakılmalı. Bakın bir diğeri Ahmet Türk, Devrim Demir ve yerlerine kayyım atanmış bütün belediye eş başkanlarımızın görevlerine geri dönmesi için Milli Güvenlik Kurulu kararına mı ihtiyaç var? Hayır. Kayyım yasası çekilecek. Hatta kayyım yasası fiilen çekilmeden uzatmalar yapılmayacak ve kayyımlar el çektirilecek. Gasp ettikleri görev yerlerine seçilmişler atanmışların yerine geri gelecek. Çünkü atanmışlar seçilmişlerin yerlerini çalmıştır. Bu süreçte demokrasiyi katleden o kadar ciddi adımlar atılıyor ki iktidar tarafından. Bakın muhalefet belediyelerinin her birini hile ile ele geçirmeye çalışıyorlar. Bunun örneklerini Adalar’da, Üsküdar’da ve birçok yerde gördük. Her gün sosyal medya hesapları kapatılıyor. Biraz muhalefet eden bir hesap varsa hemen kapatılıyor. Hele şimdi tam moda haline getirmişler. O kadar yoğun bir şekilde sosyal medya hesapları kapatılıyor ki; gazetecilerin, yazarların, siyasetçilerin, derneklerin hesapları kapatılıyor. Gazetecilik, mizah, özgür basın, sanatçıların şarkı söylemesi, tiyatro yapması, bazı eleştirel tutum içinde olmalarını iktidar suç sayıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’den çok duyuyoruz. Bu süreçte 86 milyon yurttaşımız kazanacak diyorlar. Bu söylenenlerde ciddi ve samimiyseniz gerçekten; muhalefete olan baskılara, farklı sese olan baskılara, düşünce, ifade ve örgütlenme üzerindeki baskılara son vermek zorundasınız. Çünkü bir yanıyla böyle baskılar yaparak öte yandan barışıyoruz, demokratikleşiyoruz diye söylediğinizde, Türkiye toplumunda bunun inandırıcılığı zayıflıyor. Bunu defaatle söyledik. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz; muhalefete, farklı seslerin üzerindeki baskılara derhal son verilmelidir.
Kadın cinayetlerine son vermek için güçlü bir mücadele yürütmek zorundayız
Kadınların yaşadığı bazı meselelere değinmek istiyorum. Türkiye’de son zamanlarda kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri almış başını gidiyor. Neredeyse her sabah uyandığımızda acaba bugün hangi kentte hangi kadın erkek şiddeti sonucu katledilmiş diye haberlere uyanıyoruz. Buna kesinlikle son vermek için çok güçlü bir mücadele yürütmek zorundayız. Bu mücadeleyi elbette biz kadınlar olarak yürütüyoruz, yürüteceğiz. Ama herkesin bu konuda üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesi lazım. 27 Eylül’de, iki yıl önce sevgili Rojin Kabaiş kaybedildi. 18 gün sonra cansız bedeni ortaya çıktı ve kaybedilişinin ve daha sonra cansız bedeninin ortaya çıktığı sürecin ikinci yılında, bugün Türkiye'nin dört bir yanında kadın hareketi, TJA, kadın platformları, birçok kentimizde basın açıklamaları, eylem ve etkinlikler düzenliyorlar. Bizler DEM Parti olarak "Rojin Kabaiş'e ne oldu? Gülistan Doku nerede?" diye sormaya devam edeceğiz. Kadın cinayetlerini işleme konusunda ortaya konan erkek egemen iradeye karşı biz kadınlar eşit, özgür olana dek yürüteceğimiz mücadelenin mesajını buradan bir kez daha vermek istiyorum. Kadın yaşam özgürlük, mara haya hırıye, jin jiyan azadî bizim ana felsefemiz olmaya devam edecek.
Demokratik Cumhuriyet Hareketi bilinciyle ülkeyi yönetmeye talibiz
Bu ülkenin demokratik bir yönetime ihtiyacı var. Ve biz DEM Parti olarak Türkiye'nin demokratik bir şekilde yönetilmesine adayız. Bizler öyle bir yönetim anlayışı inşa edeceğiz ki bu ülkede hiç kimse ötekileştirilmeyecek. Hiç kimse yok sayılmayacak. Demokrasiyi sadece kendimize bir şemsiye yapmayacağız. Demokrasi demek, herkese eşit yaklaşmak demektir. Demokrasi demek herkesi eşit yurttaş olarak görmek demektir ve bu yönetim anlayışına ihtiyacımız var. Hukuk kişiye göre, bir zümreye göre ya da iktidardaki siyasi partilerin çekiştireceği bir şey olamaz. Hukuk 86 milyon yurttaşı bütün farklılıklarıyla eşit bir şekilde görür ve ona göre muamele eder. Bizler asla ötekileştirici olmadık, olmayacağız. Ayrımız, gayrımız asla olmayacak. Kürtler olarak, Aleviler olarak, kadınlar olarak bizler demokratik yönetimi talep ediyoruz. Ve bir başkası gibi iktidar aşkıyla, sermaye aşkıyla, iktidarcılık oyunculuk aşkıyla bunu yapmayacağız. Bizler demokrasiye, eşitliğe, adalete olan bir inançla Türkiye’yi yönetmek istiyoruz. Demokratik Cumhuriyet Hareketi bilinci ve programıyla bu ülkeyi yönetmeye talip olduğumuzun altını bir kez daha çiziyorum. Siyasi, ekonomik ve toplumsal her türlü sorunun çözümü elbette DEM Parti’nin programında, bakış açısında mevcut ve biz bunları çözebiliriz.
Fotoğrafın büyük tarafı barış ve demokratik toplumun inşasıdır
Bizler DEM Parti olarak bundan sonraki süreçte hep birlikte şuna yoğunlaşmak durumundayız. Bu sözüm sadece yönetici arkadaşlarımıza değil, bu sözüm değerli halklarımıza, bu sözüm hep birlikte bir bütün olarak DEM Partililere ve DEM Parti'ye gönül vermiş bütün değerli halkımıza. Bizler birlikte çalışmalıyız. Ancak böyle birlikte inşa edebiliriz. Birlikte yol açmalıyız. Bunu barış için yapmalıyız. İş için, aş için yapmalıyız. Doğanın ve insanın hakkı için yapmalıyız. Kadınların, gençlerin güvenliği için yapmalıyız. Gelecek, özgürlük ve eşitlik için yapmalıyız. Emeğimizi güçlü bir biçimde ortaklaştırıp, büyük bir harekete dönüşürsek biz bunları başarabilir ve bizler Türkiye'yi yönetme iddiamızı o zaman pratikleştirebilir ve hayata geçirebiliriz. Ben bu duygu ve düşüncelerle, DEM Partimizin bu yeni dönemdeki yapılanmasının güçlü geçeceğine yürekten inanıyorum. Biz yepyeni bir evredeyiz. Yepyeni bir sayfanın ilk satırını yazıyoruz şu an. Bu yepyeni sayfanın ilk satırı demokrasi mücadelesini daha da büyütmek, genişletmek ve derinleştirmek. Bu sayfanın ilk cümlesi budur. Biz bunu pekala başarabiliriz. Örgütlü bir gücün başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Eksiğimiz olabilir, hatalı davranışlarımız olabilir, yanlışlarımız olabilir. Yerelden merkeze kadar hepsi olabilir. Bu konuda en önemli yaklaşımımız eleştiri ve öz eleştiridir. Sürekli fotoğrafın büyük tarafını görmek. Fotoğrafın büyük tarafı barış ve demokratik toplumun inşasıdır. Kutup yıldızı olarak bunu görüp buradan asla ayrılmamalıyız. Ve dolayısıyla hep birlikte yürek yüreğe, can cana duygu ve düşüncelerimizle ve bilincimizle bir arada olarak pekala başarabileceğimize inanıyorum.
27 Eylül 2026
