Kadın cinayetlerinin yapısal nedenlerinin araştırılması için genel görüşme istedik

Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, kadınları koruyan ulusal ve uluslararası mekanizmaların tasfiye edilmesi, koruyucu yasaların etkin uygulanmaması ve cezasızlık politikaları nedeniyle kadınların yaşam hakkının sistematik biçimde korunmadığını; bunun sonucunda da bir günde 6 kadının katledildiğini belirterek bu yapısal nedenlerin ve kamusal sorumlulukların araştırılması için genel görüşme açılmasını talep etti. 

Önergede şu ifadeler yer aldı:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Kadınların yaşam hakkını güvence altına almak üzere oluşturulan uluslararası ve yerel mekanizmaların tasfiye edilmesi; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve 6284 sayılı Kanun’un etkin, bütünlüklü ve eşitlikçi biçimde uygulanmaması; erkek egemen zihniyeti besleyen cezasızlık pratikleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren kamusal tercihler sonucunda, kadınların yaşam hakkının sistematik biçimde korunmadığı bir iklim yaratılmış; bu iklim içinde bir günde 6 kadın katledilmiştir. Kadın cinayetlerindeki artışın ardındaki yapısal nedenlerin araştırılması, yaşam hakkı korunmayan 6 kadının hangi kamusal ihmaller ve kurumsal sorumluluklar nedeniyle korunamadığının açığa çıkarılması, mevcut yasal düzenlemelerin neden etkili biçimde uygulanmadığının tespit edilmesi ve kadınların özgür ve eşit yaşamını esas alan yeni, caydırıcı ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 102. maddeleri gereğince Genel Görüşme açılmasını arz ve talep ederim.

GEREKÇE

Bir günde altı kadının katledilmesi, kadın cinayetlerinde gelinen vahim noktayı açıkça göstermekte ve kadınların nasıl bir şiddet sarmalının içerisinde olduğuna işaret etmektedir. Sadece 24 saat içinde 6 kadının, sırf kadın oldukları için hayatlarının ellerinden alınması, toplumsal ve siyasal bir kriz olarak ele alınmalı; acilen kapsamlı bir eylem planı hazırlanmalıdır. Katledilen kadınların yaşam öyküleri ve onların ölümüne neden olan süreçler, durumun yakıcılığını ve sistemin ihmallerini gözler önüne sermekte, şiddetin münferit olmadığını; devlet politikaları, koruma mekanizmalarının eksikliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle beslenen sistematik bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu ülkede boşanmak isteyen kadınlar erkek devlet şiddetinin hedefi olurken arabulucuk gibi mekanizmalarla boşanmayı zorlaştıran düzenlemeler kadınların yaşamından çalmaktadır. İstanbul Arnavutköy’de Filiz Sağbangül boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından, Osmaniye’de İlknur Kor ile Aksaray’da Kübra Kılıç ise boşandıkları erkeğin şiddeti sonucunda katledilmiştir. Kübra’nın faili erkek aynı zamanda Kübra’nın kuzeni Zeynep Ayaz’ı da ateşli silahla katletmiştir.

Gebze’de Aylin Polat’ın Van’da Gönül Alkan’ın hakkında koruma kararı olmasına rağmen katledilmesi kadınların koruma talep etmesine rağmen korunmadığını, yasaların uygulanmadığını, faillerin bundan nasıl cesaret alarak bu cinayetleri işlediğinin göstergesidir. Tüm bu yaşanılanlar kadına yönelik şiddetle mücadelede var olan mekanizmaların kadınları korumadığı gibi siyasi iktidarın bu mekanizmaları güçlendirmeye dönük yeteri düzeyde sorumluluk almadığını ortaya koymaktadır.

Kadın katliamları en çok ”aile” içerisinde gerçekleştirilirken aileyi güçlendirmeye dönük politikalarla bu cinayetlerin beslendiği görülmektedir. “Aile Yılı” adı altında hayata geçirilen politikalar kadınların bu şiddet sarmalının içinde kalmasına neden olmaktadır. Şiddet gören kadının karakollar başta olmak üzere başvurduğu merkezlerde çalışan personeller tarafından erkeklik kodlarıyla yönlendirilmesi, susturulması birçok kadının bu merkezlere başvurmasının önündeki yine en büyük engel olmuştur. Kadına yönelik suç işleyen faillere iyi hal indirimlerinin uygulanması, cezasızlık politikaları ile ödüllendirilmesi failleri güçlendirirken kadınların adli makamlara güven duymamasına neden olmaktadır.

Nitekim geride bıraktığımız 2025 yılının katledilen 294 kadının büyük çoğunluğu boşanmak istediği için, kendi hayatları hakkında karar almak istediği için katledilmiştir. Aynı yıl içerisinde 297 kadının ölümü şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçerken bu ölümlerin aydınlatılmaması kadınların yaşamlarını korumakla yükümlü olan iktidarın, ilgili bakanlıkların ve kurumların kadınların yaşamını korumaya dönük sorumluluğunu yerine getirmediğini göstermektedir.

İstanbul Sözleşmesinin her bir maddesi bu yaşamları korumaya dönük yükümlülükler içermesine rağmen sözleşmenin feshedilmesi, özellikle siyasetin diline bulaşan eril söylemlerle cinsiyetçiliğin, nefret suçlarının körüklenmesine dönük politikaların savunulması kadın cinayetlerindeki artışın temel nedenleri haline gelmiştir. Nitekim bu cinayetleri önlemeye dönük mekanizmaları güçlendirmenin yolu da cinsiyetçiliğin üretildiği bu kurumları dönüştürmekle birlikte kadınların haklarını, hayatlarını en yerelden koruyacak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, desteklenmesidir.

Kadın cinayetlerindeki artışın ardındaki yapısal nedenlerin araştırılması, yaşam hakkı korunmayan 6 kadının hangi kamusal ihmaller ve kurumsal sorumluluklar nedeniyle korunamadığının açığa çıkarılması, mevcut yasal düzenlemelerin neden etkili biçimde uygulanmadığının tespit edilmesi ve kadınların özgür ve eşit yaşamını esas alan yeni, caydırıcı ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 102. maddeleri gereğince Genel Görüşme açılmasını arz ve talep ederim.

25 Şubat 2026