Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcımız Yüksel Mutlu, Hakkari Milletvekilimiz Öznur Bartın ve Kadın Koordinasyon Üyelerimiz Aydın’da Alevi kadınlarla bir araya geldi.
İlk gün Didim ve Söke'de buluşmalar gerçekleştirildi. Didim'de Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevinde yapılan buluşmada konuşan Yüksel Mutlu, Alevi yurttaşların inançlarından dolayı ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek, “Alevilik, çok kadim, çok eski, uzun yüzyıllar boyu yaşanmış bir yoldur. Bu yol, inanç ve itikatla, mücadeleyle, direnişle devletsiz olarak bugüne kadar yürümüş, ayakta kalabilmiştir. Ben bu inançta Hazreti Senem'in sözünü çok etkili buluyorum. ‘Aranmayan yol bulunmaz, bakmayan göze görünmez, çıkıp meydanda salınmaz’ diyor. Bu biz kadınlar için rehber bir sözdür” dedi.
Cumhuriyet tarihinden bugüne yaşanan Alevi katliamlarını hatırlatan Mutlu, “Cumhuriyet döneminden bu yana gelmiş geçmiş bütün hükümetler Alevi toplumu üzerinde baskılarını sürdürerek, genişleterek, çeşitlendirerek devam ettiler. Şimdi bir asimilasyonla karşı karşıyayız. Şu anda bir fiziksel soykırım yok ama Kültür Bakanlığına bağlı Cemevi Daire Başkanlığı var” diyerek Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının olduğunu belirtti. “Bizler DEM Parti olarak, bütün kurullarımızla şunu savunuyoruz. Bu ülkede kim kendisini nasıl ifade etmek istiyorsa, inancını nasıl yürütmek istiyorsa özgürce ifade edebilmeli ve özgürce kendi rızasını gerçekleştirebilmelidir” diyen Mutlu, asimilasyon politikalarına karşı Alevilerin kendi öz güçleriyle mücadele etmesi gerektiğinin altını çizdi.
Alevi kadınlar sürecin öznesi olmalıdır
Alevilerin Kerbela'dan gelen bir direniş geleneğinin olduğunu dile getiren Mutlu, en çok da kadınların bu direnişi gösterdiğini söyledi. Mutlu, “Alevi kadınların tarihsel direnişi bir kadın mücadelesidir. Bu kadın mücadelesinin de bize örnek teşkil etmesi gerekiyor. Bize bırakılan bu mirası nasıl sürdüreceğimize dair görüşleriniz bizler için çok önemli” diye konuştu.
Alevi kadınların demokrasiyi savunduğunu belirten Mutlu, “Alevi kadınlar herkesin kendini ifade etmesi gerektiğini savunur, demokratiktir. Doğa eksenlidir Alevilik inancı ama aynı zamanda kadın-erkek eşitliğini savunan bir inançtır. Onun için sahip olduğumuz bu değerler, bu inanç bizi biz kılan şeydir. İşte bu da aslında Türkiye'de demokrasi mücadelesi vermemizin temel mihenk taşıdır” ifadelerini kullandı. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde bu toplantıların önemli olduğuna vurgu yapan Mutlu şöyle devam etti: “Alevi kadınlar ve Alevi toplumu bu sürecin öznesi olmalıdır. Çünkü hepimizin demokrasiye ihtiyacı var. Hepimizin kadın özgürlüğüne ihtiyacı var. Doğamız bu kadar talan ediliyorken, bu kadar siyasetçi arkadaşımız cezaevlerine konuluyorken, bu kadar antidemokratik uygulama yapılıyorken buna Alevi toplumu, Alevi kadınları sessiz kalmamalıdır. Bu nedenle sizin demokrasi mücadelesindeki güçlü duruşunuz, direnişiniz bizim için çok önemlidir, kıymetlidir.”
Kadınlar baskıya rağmen mücadele ruhunu kaybetmedi
Öznur Bartın ise baskıya ve erkek egemenliğine karşı kadın dayanışmasının önemine dikkat çekerek, “Bizim coğrafyamızda da Alevi, Türkmen kadınlar, Arap Aleviler, Kürt Aleviler dayanışmayı sağlamaya çalışıyorlar. Bu kadar baskıya rağmen o direniş ve mücadele ruhlarını asla kaybetmediler. Çünkü özgünlüklerini inançlarından alıyorlar. Bu gelenekten bütün inançlar aslında beslenmiştir. Bu hakikati herkesin görmesi lazım” dedi.
Barışı bu ülkeye getirebiliriz
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin baş aktörü olarak Abdullah Öcalan’ı işaret eden Bartın, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan başta olmak üzere, tüm kadınlar ve kesimler başta olmak üzere ortak bir şekilde demokratik cumhuriyette yaşayabileceğimize dair bir sorumluluk almamız gerekiyor” dedi. Bartın, “Barış savaştan çok daha zordur ve barışın bu ülkeye neler vaat ettiğini en fazla anlayanlar da bizleriz. Bilhassa biz kadınlar dayanışarak, birlikte hareket ederek rengarenk halimizle, çok çeşitliliğimizle ama o özgün kimliğimizle bu mücadelede hep birlikte yer alabiliriz. Hep birlikte bu dayanışmayı örebiliriz. Barışı bu ülkeye getirebiliriz” ifadelerini kullandı.
Ardından Alevi Kültür Dernekleri Söke Cemevinde Alevi kadınlarla bir araya gelindi.
İkinci gün ise Kuşadası ve Köşk'te buluşmalar gerçekleştirildi. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kuşadası Cemevinde yapılan buluşmada konuşan Yüksel Mutlu ve Öznur Bartın şunları söyledi:
Mutlu: Alevi kadınlar barışın toplumsallaştırılması sürecinin öznesi olmalı
Alevi kadınların barışın merkezinde olması elzemdir. Yani Alevi kadınlar Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin neresinde olacak? Alevi kadınlar barış istiyor mu, istemiyor mu? Ben tartışmıyorum bile. Çünkü bu inancın kendisinde barış var, adalet var, özgürlük var, eşitlik var, aynı zamanda direniş de var. Barış ve demokratik toplum tam da Alevi kadınların kendisini içinde hissedeceği bir meseledir. Yani siz bu işin öznesisiniz, merkezisiniz ve bu mesele de sizindir. Çünkü Alevi toplumu yüzyıllardır ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi yaşayan bir toplum. Kimi zaman katliamlarla karşılaşan bir toplum. Alevi kadınlar bu sürecin neresinde ve nasıl olacak? Biraz bunu konuşmamız gerekiyor. Elbette yaşadığımız katliamlar bizde bir hafıza yaratmış durumda. Sivas'ı olmamış kabul edebilir miyiz? Dersim'de bir katliam olmadığını düşünebilir miyiz? Elbette ki bunları unutmayalım. Bu bir hafızadır. Alevilerin hafızasında durmalı. Peki, bunları unutmadan bu süreci nasıl ilerleteceğiz? Nasıl yüzleşeceğiz ve bu ülkeyi nasıl demokratikleştireceğiz? Bütün derdimiz bu ülkedeki demokrasi meselesidir.
İki yıldır bir süreç var. Sayın Öcalan'ın 27 Şubat 2024'te başlattığı bu süreç bize ne kazandırdı? Alevi toplumunun kaygılarını anlıyoruz. Çünkü Aleviler bu ülkede henüz eşit yurttaş olamadı. Cemevleri henüz yasal statüde değil. Henüz Alevilerin çocukları zorunlu din derslerine katılıyor. Anayasa’da eşit değiller. Bunun sağlanması ancak Kürt sorununun çözümüyle birlikte gerçekleşir. Çünkü bugün Türkiye'deki en ağır sorunumuz budur.
İki tane vazgeçilmezimiz olmalıdır: Birincisi, kadınların katılımı, çünkü kadınsız bir barış olmaz. İkincisi, Alevilerin katılımı, çünkü Aleviler bu ülkede ötekinin de ötekisidir. Dolayısıyla Alevi kadınlar barışın toplumsallaştırılması sürecinin öznesi ve merkezi olmalıdır. Bu ülkede Aleviler, kadınlar, emekçiler, farklı halklar ve inançlar olmadan bir kurtuluşun olmayacağına inanıyoruz. Bu ülkede bir insanımızın bile gururu incinmişse, başı öne eğilmişse o barış gerçek bir barış olamaz.
Alevi kadınlar bu örgütlü kötülüğü aşabilir
Biz Alevi kadınlar olarak şiddeti erkeklerden yaşıyoruz. Hem devletten hem iktidardan hem de evimizdeki erkekten yaşıyoruz. Alevi kadınlar bu şiddetle de mücadele ediyor. Yani erkek egemen şiddetten Alevi erkekler de azade değil. Bir arada duracağız, iri olacağız, diri olacağız, güçlü olacağız. Demokratik muhalefet olarak yan yana durmayı başarırsak biz bu kötülüğü gönderebiliriz. Örgütlü bir kötülükle karşı karşıyayız. Alevi kadınlar bu örgütlü kötülüğü aşabilir.
Bartın: Ülkenin dört bir yanına barışın tohumlarını ekmek istiyoruz
Barışı konuşuyoruz, kadını konuşuyoruz, kadın kimliğini ve emeğini konuşuyoruz, şiddeti konuşuyoruz. Karşılıklı fikirler geliştiriyoruz, yer yer eleştirilerimizi sunuyoruz ama bunlar ne için? Bunların hepsi aslında mevcut realiteyi tespitle birlikte nasıl bununla mücadele ederiz arayışının bir parçasıdır. Birbirimizden farkımız yok. Öncelikli kimliğimiz kadın olmaktır. Evde, aile içerisinde, sanayide ve tarlada çalışan, emek veren, yaşam mücadelesi veren bütün kadınlar erkek şiddetinin hedefinde. Yani bu bir zihniyet meselesi, bir politika meselesi. İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerden, anlaşmalardan, hukuki güvencelerden uzaklaşan otoriter bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bilhassa kadın kimliği üzerinden yapılıyor, gençler üzerinden asimilasyon politikaları yürütülüyor. Bizler de diğer kesimler gibi bu yaşamın içerisindeyiz, hayatın kendisiyiz. Jin Jiyan Azadî diyoruz. Yani kadının yaşam olduğunu kendi felsefemizde belirtiyoruz. Bu sadece bir slogan değildir. Rasyonel birçok tarafı vardır ki bu kadar herkesin benimsediği, farklı dillerden ve renklerde bütün kadınların birleştiği bir paradigma oldu. Dolayısıyla şunu net görüyoruz. Biz kadınlar birlikte güçlüyüz, biz kadınlar dayanışmayla güçlüyüz.
Bu ülkenin demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe ihtiyacı var
Şu an barışı konuşuyoruz. Kürtler olarak kimliğimizi, bizleri yok sayanlar Alevileri de yok sayıyor. Alevileri de otoriteyi tanımadıkları için isyancı ilan eden bir sistem. Aslında birbirimizden ayrı değiliz. Yani hak, hukuk, adalet mücadelesi bir taraftan verilirken bir taraftan da inanç özgürlüğü mücadelesi veriliyordu. Halbuki bu ülke hepimize yeter. Ama nasıl bir ülke? Hala anayasasının zeminini darbelerden alan bir ülke. Darbelerden beslenen bir anayasayla yönetiliyoruz. Dolayısıyla bu ülkenin gerçek anlamda bir değişim dönüşüme, demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe ihtiyacı var. Bu sadece Kürtler ile Türklerin barışı asla değildir. Eğer ki buna bu şekilde yaklaşılırsa tamamlanmamış bir barış olur. Tamamlanmamış bir barış da barış değildir. Dolayısıyla Alevilerle barış, emekçilerle barış, diğer topluluklarla barış olmalı. Yani ülkenin dört bir yanına barışın tohumlarını ekmek istiyoruz. Ama bunun için neye ihtiyaç var? Toplumsal dayanışmaya, toplumsal güce, kadın mücadelesinin birliğine ve dayanışmasına ihtiyaç var. Alevinin, Sünninin bu ülke için hep birlikte hareket etmesine ihtiyaç var. Barışı büyütmeye ihtiyacımız var. En çok da biz kadınların ihtiyacı var. Barışı bu ülkeye getireceğimize, kadın mücadelesinin daha da büyüyeceğine, dayanışma ağımızın daha da güçleneceğine inanıyoruz.
Daha sonra Alevi Kültür Dernekleri Köşk Şubesi ve Cemevinde kadınlarla bir araya gelindi.
17 Ekim 2026
