Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Kadın Meclisi toplantısı öncesi Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Türkoğlu, şunları söyledi:
Nevin İl, kadın mücadelesine büyük katkılar sundu
Olağanüstü dönemler dışında iki ayda bir gerçekleştirdiğimiz, bu süre içerisindeki çalışmaları değerlendirerek yeni dönem planlamalarımızı ele alacağımız Kadın Meclisi toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Konuşmama başlamadan önce, yakın zamanda yitirdiğimiz Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Nevin İl’i anarak başlamak istiyorum. Nevin, her daim kadın özgürlüğü için mücadele ederek kadın emeği çalışmalarına büyük katkılar sundu. Maalesef yaşadığı rahatsızlığa yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Bir kez daha ailesine, sevenlerine sabır diliyor ve Nevin’i saygıyla anıyorum.
Ali İsmail’in failleri cezasızlık zırhıyla korunuyor
10 Temmuz 2013’te Gezi Direnişi protestolarında Eskişehir’de polislerin ve faşist grupların saldırısıyla katledilen Ali İsmail Korkmaz’ı saygıyla anıyorum. Gezi bu ülkenin bugününe ve geleceğine sahip çıkan milyonların sesi, direnişiydi. Ali İsmail Korkmaz bu sesin, bu direnişin adıdır. Bugün Ali İsmail’in failleri cezasızlık zırhıyla korunuyor. Ali İsmail ve Gezi’de yitirdiğimiz tüm canlarımız için adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.
Kadın birliğimizi büyütmek erkek egemenliğine karşı mücadeledir
Repak ve Azadbun Hareketi öncülüğünde Süleymaniye kentinde düzenlenen “Kürdistan Jeopolitiği ve Kadınların Durumu” sempozyumuna katılan tüm katılımcıları Kadın Meclisimiz adına selamlıyorum. Ortadoğu’nun yangın yerine döndüğü bir zamanda böylesi buluşmalar halkların, kadınların birlikteliği açısından büyük bir öneme sahiptir. Nitekim konferanstan çıkan Kürt kadınların birlikteliğini güçlendirme çağrısına bizler de ses oluyor. Nerede olursak olalım kadın birliğimizi büyütmek aynı zamanda erkek egemenliğine karşı daha güçlü mücadeleyi büyütmektir.
NATO Zirvesi emperyalist savaşları meşrulaştırmanın zirvesidir
Kapitalizm bugün büyük bir çöküş içerisindedir. Ortadoğu merkezli yürütülen hegemonya savaşları her gün her dakika kadınların yaşamlarına saldırmaktadır. Dünyayı kendi çıkarları üzerinden yeniden dizayn etmek isteyen bu güçlerin karşısında örgütlü, enternasyonal bir mücadeleyle durmak her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan şeydir. İran’da, Lübnan’da, Gazze’de, Afganistan’da, Suriye’de yaşanılanlar elbette ki sadece hegemonya savaşı değildir. Kadınlara yönelik bir savaştır. 7-8 Temmuz’da Türkiye’de NATO Zirvesi gerçekleştirildi. Zirve öncesi güvenlik adı altında bu ülkede kadınlara, gençlere karşı işkence suçları işlendi. Savaş ittifakına karşı itirazını yükselten kadınlar kolluk şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Yüzlerce kadın ve genç ev baskınlarında, sokaklarda yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı, tutuklandı. Tüm bunlar ne için yapıldı? Savaş siyaseti üzerinden bir araya gelen askeri ittifakın güvenliğini sağlamak için yapıldı. Bir diğer utanç verici uygulama ise protokolün geçiş yollarında halkın yaşadığı yoksulluğun, kadınların yaşadığı yoksulluğun üzeri örtüldü. Milyarlarca lira bu yoksulluğun üzerine örtmek için harcandı. Yıllardır güvenlik adı altında halkın, kadınların emeğinden, ekmeğinden kısılarak yapılan savaş harcamaları bugün de savaş ittifakının güvenliğini sağlamak için kullanıldı.
Eşitsizliğin ortadan kaldırılmasıyla gerçek barış sağlanır
Zirvenin sonuç bildirgesi ise bu ittifakın bir savaş ittifakı olduğunu bir kez daha gösterdi. Daha zirve bitmeden ABD’nin İran’a yönelik saldırı başlatması, sonuç bildirgesinin savaş siyaseti ve savunma sanayisini güçlendirme üzerinden hazırlanması bunun en açık göstergesidir. Bu zirve kapitalistlerin emperyal hayallerinin, bu hayallerin gerçekleştirilmesi için yürütülecek savaşın meşrulaştırılmasının zirvesidir. Kadınlar olarak, bir kez daha NATO vb. savaş ittifaklarına karşı sözümüzü söylüyoruz. Bu ülkenin savaş ittifaklarına değil, kadınlarla ve halklarla barışmaya ihtiyacı vardır. Kadın yoksulluğunu gidermeye, bir arada ortak ve eşit yaşama ihtiyacı vardır. Yıllardır özlemini duyduğu barışa ihtiyacı vardır. Sırtını kapitalist emperyal güçlere dayamakla değil; halkın, kadınların, gençlerin yaşadığı eşitsizliği ortadan kaldırmakla bu ülkede gerçek bir refah ve barış sağlanacaktır. Bunun yolu da yöntemi de barış ve demokratik toplumdur, demokratik bir cumhuriyetin inşasıdır. Hiç kimsenin yok sayılmadığı, ezilmediği, sömürülmediği bir cumhuriyetin çatısı altında hep birlikte yaşamaktır.
45 gündür Sayın Öcalan ile görüşme olmayışı iktidarın barışa yaklaşımını gösteriyor
Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ile birlikte başlayan süreç biz kadınlar açısından da büyük bir öneme sahiptir. İlk günden beri bu çağrıyı en fazla sahiplenenleriz. Bu çağrının gereklerinin yerine gelmesine, barışın toplumsallaşmasına en fazla kadınların ihtiyacı vardır dedik. Çünkü savaşın bedelini ve kaybettiklerimizin acısını en ağır şekilde bilenleriz. Biliyoruz ki barış bir müzakere ve mücadele sürecidir. Müzakereyi yürüten taraflar eşit koşullarda çalışma yürütebilmelidir. 45 gündür Sayın Öcalan ile görüşme olmayışı iktidarın barışa yaklaşımıdır. Halbuki demokratik siyaset kanallarının açılması, bu tecridin kaldırılması, kök yasaların karşılıklı müzakereyle geç kalınmaksızın çıkarılması en acil gerekliliktir. Bekletme, durağanlaştırma, kamuoyuna gerçek olmayan bilgileri sızdırma bu sürecin güvenliğine zarar vermektedir.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifinin çağrısıyla 11 Temmuz’da Meclis kapısında olacağız
Sürecin üzerinden bir buçuk yıl geçti. Bu süre içerisinde özgürlük hareketi tarafından tarihi adımlar atıldı. Meclis çatısı altında önemli bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun raporunda mutabık kalınan maddeler üzerinden harekete geçmek iktidarıyla muhalefetiyle herkesin sorumluluğundadır. Kadınlar bu sürecin kurucu özneleridir. Barışın en büyük inşacıları, savunucularıdır. Bu kıymetli sürecin heba edilmesine, durağanlaştırılmasına asla razı gelmeyiz. Barışa giden yolda en önemli adımın atıldığı 11 Temmuz’un yıldönümünde Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifinin çağrısıyla Meclis kapısı önünde bir kez daha sürecin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla bir araya gelinecek. Silahların yakılmasının yıldönümünde kadınlar barış sözünü Meclis kapısı önünden yükseltecek. Bu sese kulak vermek, bu talepleri yerine getirmek Meclis’in sorumluluğudur. Bizler de DEM Parti Kadın Meclisi olarak farklı inançlardan, kimliklerden, feministlerden, sosyalistlerden, farklı mücadele alanlarından kadınların oluşturduğu ve barış talebini yükselttiği Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifinin çağrısına ses veriyoruz. 11 Temmuz Cumartesi Günü saat 11.00’de TBMM Dikmen Kapısında olacağız. Barış talebimizi ortaklaştıracağız, büyüteceğiz.
Cezaevinde kadınların can güvenliğinin sağlanması Adalet Bakanlığının sorumluluğudur
Onurlu bir barışın nasıl inşa edileceği noktasında en büyük deneyime sahip olanlar kadınlardır. Onurlu bir barış, kadına yönelik şiddet ve katliamların durmasıyla olacaktır. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin son bulmasıyla olacaktır. Bakın, Sincan Cezaevi kadınlar açısından adeta bir işkence merkezidir. Siyasi kadın tutsaklar her gün yeni bir infaz yakmayla karşılaşırken, adli tutuklu kadın intiharlarının aynı cezaevinde artması hak ihlallerini gözler önüne sermektedir. Sadece son 6 ay içerisinde 4 adli kadın mahkum yaşamına son vermiştir bu cezaevinde. Bu olayların üzeri intihar denilerek örtülemez. Bu şüpheli ölümler tüm boyutlarıyla araştırılmalıdır. Ben buradan açıkça Adalet Bakanlığına sesleniyorum: Kadınların can güvenliğinin sağlanması sizin sorumluluğunuzdadır. Bu konuda derhal bir açıklama bekliyoruz. Yine aynı şekilde Diyarbakır Cezaevinde fiili tecrit altında tutulan Seda Baykan açlık grevinin 100. gününü geride bıraktı. Seda Baykan’ın talebi nedir? Üzerindeki fiili tecrit durumunun kaldırılmasını istiyor. Hasta annesinin rahatça görüşe gelebilmesi için Kandıra Cezaevine sevk talep ediyor. Bunlar yerine getirilemeyecek talepler değildir. Seda’nın taleplerinin yerine getirilmesi için bakanlık derhal harekete geçmelidir. Vekillerimiz soru önergesiyle konuyu Meclis gündemine taşıdı, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna başvuruda bulundu. Ancak hiçbir geri dönüş olmamıştır. Adalet Bakanlığı bu sesi duymalıdır. Seda Baykan’ın yaşamından bu bakanlık sorumludur. Adaletin gereği tüm kadınlar için yerine getirilmelidir.
Bu ülkede adalet kadınlar lehine işlemiyor
Bu ülkede adalet kadınlar lehine işlemiyor, mekanizmalar kadınların yaşamını korumuyor. Sadece Haziran ayı içerisinde 29 kadın katledildi, 14 kadının ölümü kayıtlara şüpheli olarak geçti. Kadınlar ellerinde uzaklaştırma kararlarıyla öldürülüyor. Yani koruma kararı var ama bu korumayı sağlayan bir uygulama yok. Son bir hafta içerisinde üç farklı kentte kadınların yaşadığı şiddet bunun en açık göstergesidir. Adana’da Çiğdem Er, hakkında uzaklaştırma kararı olan boşanma aşamasındaki Gökhan Er tarafından kesici aletle yaralandı. Urfa’da Emine Dişçi, hakkında uzaklaştırma kararı olan boşanma aşamasındaki Ahmet Dişçi tarafından otobüs durağında katledildi. İstanbul’da Güllü A., hakkında uzaklaştırma kararı olan boşanma aşamasındaki Enes A. tarafından saldırıya uğradı. Bunlar münferit olaylar değildir. Her üç kadın da boşanmak istediği için bu saldırılara uğramıştır. Koruma kararı olmasına rağmen korunmadığı için bu saldırıların hedefi olmuştur. Bu saldırıların uygulanmayan yasalarla doğrudan bağlantısı vardır.
Kadınların yaşamlarını korumak İstanbul Sözleşmesine geri dönmekle mümkündür
Çünkü neredeyse her gün İstanbul Sözleşmesinin bir uzantısı olan ve kadınların yaşamlarını koruyan 6284 Sayılı Kanunun şu maddesi olmayacak gibi haberler sızıyor. Katiller, failler bu haberlerden, bu yasanın uygulanmayacağından emin bir şekilde iktidardan aldığı cesaretle bu suçları işliyor. Başvuru mekanizmaları kadınların gerçek sorunlarını gören bir yerde değil. Neredeyse ev hapsi verilen her siyasi tutsağa anında takılan elektronik kelepçe, kadına karşı suç işleyenler için talep edildiğinde “elimizde yok” denilebiliyor. Kadın örgütleri defalarca sordu bu kelepçelerin sayısını. Kelepçe yetersizliği gerekçe gösterilerek kaç faile bu işlem uygulanmadı? Bunların cevabı yok sevgili kadınlar. Bizler buradan bir kez daha uyarıyoruz. Kadınların yaşamlarını korumak İstanbul Sözleşmesine geri dönmekle mümkündür. Sözleşmenin tüm maddelerinin uygulanmasıyla mümkündür. 6284 Sayılı Kanunun gereklerinin yerine getirilmesiyle mümkündür. Bu konuda kolluğun, başvuru mekanizmalarındaki kişilerin kanun gereği hareket etmeleri için gerekli takiplerin yapılması gereklidir. Aksi her durumda katledilen her kadının sorumlusu, var olan yasaları uygulamayan bu iktidarın kendisidir.
Nefret suçlarına karşı asla sessiz kalmayacağız
Kadınlara yönelik çeşitli eşitsizliklerle her gün karşı karşıya kalırken, LBGTİ+’lara yönelik nefret suçlarına da her gün bir yenisi eklenmektedir. İktidarın LBGTİ+ karşıtı nefret siyaseti İstanbul’da bir özel okulda öğretmenlik yapan Zoe Lila’nın cinsiyet uyum süreci üzerinden iktidara yakın medya organları tarafından yürütülen linç kampanyasının ardından işinden edilmesine kadar varmıştır. Trans kimliği nedeniyle hedef haline getirilen Lila aynı zamanda ölüm tehditleriyle karşı karşıya bırakılmış, yaşam güvenliği tehlikeye atılmıştır. Bu olay LBGTİ+’lara yönelik nefret siyasetinin yalnızca ayrımcılığı derinleştirmekle kalmadığını, çalışma hakkı ve yaşam güvenliği başta olmak üzere en temel özgürlükleri de hedef aldığını göstermektedir. Buradan Zoe Lila’ya dayanışma duygularımı gönderiyor, nefret suçlarına karşı asla sessiz kalmayacağımızı bir kez daha vurguluyorum.
İktidarın kadın yoksulluğunu giderme derdi yok
Bizler bu iktidar kadınlara savaş açmış diyoruz, kadınlar bu iktidarın hedefi diyoruz. Kadınların yaşadığı yoksulluğu ve sömürüyü giderme gibi bir derdi yok bu iktidarın. Bu ülkede her 5 kadından sadece 1’i tanımlı bir işte çalışıyor. Market ve mağaza sektöründe çalışan kadınlar her türlü emek sömürüsüyle karşı karşıya kalıyor. İşçi haklarını koruyan sendikaların bu sektöre girmesine engel olunuyor. Sendikalı olmak isteyen işçiden değil patrondan yana olan bu düzenin karşısında direnen, mücadele eden, grevlere öncülük eden tüm kadınlara dayanışma duygularımızı iletiyoruz.
Kadınların sağlığa erişim hakkı pazarlık konusu değildir, HPV tüm kadınlara ücretsiz sunulmalıdır
Bir diğer konu ise HPV aşısı sevgili arkadaşlar. Birçok ülkede ulusal aşı programına alınan HPV aşısının, devletin mali imkânları gerekçe gösterilerek SGK tarafından ödenmemesi kararı veriliyor. HPV aşısı ücretsiz olacak diyerek vaatlerde bulunan bu iktidarın kendisiydi. Ancak gelin görün ki devletin mali imkanları yetmiyor denilerek bir kez daha kadınların sağlığa erişim hakkı engelleniyor. Uyarıyoruz; kadınların sağlığa erişim hakkı pazarlık konusu değildir. Rahim ağzı kanserini önleyen, bilimsel etkinliği kanıtlanmış bir koruyucu sağlık hizmeti olan HPV tüm kadınlara ücretsiz sunulmalıdır. HPV aşısı ulusal aşı programına eklenmelidir. Bizler bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.
Kongre öncesinde “Kadın Özgürlük Mücadelesiyle Demokratik Topluma” şiarıyla bölgesel konferanslarımızı gerçekleştireceğiz
Tüm bu konuştuğumuz gündemlerin her biri aynı zamanda bizlerin mücadele zeminleridir. Bizler gücümüzü, moralimizi, motivasyonumuzu bu zeminlerde büyüyen kadın mücadelemizden alıyoruz. Dünya kadın hareketinden devraldığımız direnişimizle her türlü baskıya rağmen direnmekten, mücadele etmekten, özgür ve eşit yaşam tahayyülünden ve onu inşa etme ısrarımızdan tek bir adım dahi geri atmadık. Mücadele dolu üç yılın ardından 20 Eylül’de 5. Büyük Kongremizi gerçekleştiriyoruz. Her kongre süreci bizler açısından bir yeniden yapılanma sürecidir. Bir önceki kongremizden bugüne yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı hep birlikte değerlendireceğimiz, eleştiri-özeleştiri mekanizmamızla yeni dönemi inşa edeceğimiz bir sürece girdik. Bu kongremizi elbette ki bir önceki kongre yapma aşamalarından çok farklı bir atmosferde gerçekleştiriyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla birlikte gelişen barış umudunun yeşerdiği bir dönemde, dönemin kadın mücadelemiz açısından ihtiyaçlarını gören kurucu bir siyasetin yollarını açacağız. “Kadın Özgürlük Mücadelesiyle Demokratik Topluma” şiarıyla bölgesel düzeyde gerçekleştireceğimiz konferanslarımızda süreci kadınlar açısından tüm boyutlarıyla değerlendireceğiz.
20-21 Ağustos’ta gerçekleştireceğimiz Merkezi Kadın Konferansımızda yeni dönem mücadele hattımızı öreceğiz
Konferanslarımızda açığa çıkan tespitler ve önerilerle belirli başlıklarda çalıştaylar düzenleyerek Merkezi Kadın Konferansımızı buradan çıkan ihtiyaçlar üzerinden gerçekleştireceğiz. 20-21 Ağustos tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceğimiz konferanstan çıkacak kararlaşmalarla yeni dönem mücadele ve kurucu hattımızı en güçlü şekilde örmek için hazırlıklarımızı uzun süredir başlattık. Bu kapsamda sadece Kadın Meclisinde, Kadın Meclisi komisyonlarında yer alan kadınlar değil, gerçekten bu sürece katkı sunacak farklı mücadele alanlarından kadınların da yer aldığı ve yine belediye eşbaşkanlarımızın yer aldığı kadın kongre hazırlık komisyonumuzu oluşturduk. Genişleme siyasetimize ilişkin de ayrıca özgün çalışmalar yürüteceğiz. Kadın kurumlarıyla, örgütleriyle, farklı inanç ve kimliklerden kadınlarla buluşmalar gerçekleştirerek kadınların kurucu olduğu demokratik bir cumhuriyet perspektifiyle değişimi ve dönüşümü hep birlikte konuşacağız. “Kadın Özgürlük Mücadelesiyle Demokratik Topluma” şiarıyla bu süreci kadınların iradesiyle öreceğiz. Yaşasın Kadın Dayanışması! Jin Jiyan Azadî!
10 Temmuz 2026
