Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Kadın Koordinasyonu üyemiz İdil Uğurlu ve Kadın Meclisimiz, “Barış ve Demokratik Toplum İnşasında Kadın Buluşmaları” kapsamında Urfa’nın Saylakkaya (Cibin) Mahallesi’nde Türkmen kadınlarla bir araya geldi. Buluşmada konuşan Türkoğlu, şunları söyledi:
Bugün burada olmaktan ayrı bir onur duyuyoruz. Bu kadim topraklarda kadim halklarla buluşmak bizler açısından çok kıymetli. İyi ki varsınız. İyi ki DEM Parti var. İyi ki bir araya gelebiliyoruz. İyi ki kadınlar var. İyi ki kadınların barış mücadelesi var. İyi ki kadınların eşitlik mücadelesi var ki bugün bu alanda, bu kadim topraklarda barışı konuşuyoruz. Bir köy yerinden aslında ülkeye sesleniyoruz. Bu kadim topraklarda nasıl bir gelecek olsun onu konuşmak istiyoruz. Çünkü geçmişi hepimiz bir şekilde deneyimledik. Ve tarih boyunca biz kadınlar çok şey gördük. Çok şey yaşadık. Hani bu toprakların dili olsa konuşsa derler ya, taşın dili olsa çok şey anlatır. O yönüyle biz Türkiye'nin birçok yerinde bu kadın buluşmalarıyla hafızamızı, tarihimizi, geçmişimizi hatırlıyoruz ama bir yönüyle de ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız, kalıcı bir barış nasıl olmalı, bu ülkenin sorunları nasıl çözülmeli sorularına da cevap arıyoruz. Sorunları çözerken vicdan, ahlak, erdem, yani birlikte yaşamın kendisi, bizi biz yapan insan olmanın değerlerini nasıl hayata geçireceğiz, bunları konuşuyoruz. Çünkü egemen olanlar tarih boyunca hep halkları birbirine kışkırtırdı. Hep bir inkar etme söz konusu oldu. Hep bir dilin, bir kimliğin, bir inancın yok sayılması söz konusu oldu. Ve her yok sayma ne yazık ki daha çok şiddetin, daha çok çatışmanın, daha çok ölümlerin yaşanmasına sebep oldu. Bugün bizler kadınlar olarak bu gidişatın durması gerektiğini düşünenlerdeniz. Yani bizler hiçbir zaman ne kimliğimiz, ne dilimiz, ne inancımız, ne mezhebimiz, yani bizi biz yapan hiçbir değerin karşısında yok sayılmayı kabul etmedik. Bu yüzden şunu hatırlatıyoruz. Özellikle siyasete bunu hatırlatmaya çalışıyoruz. Demokratik bir yaşam nasıl olmalıdır? Bu ülkede en büyük sorunlar demokrasinin inkarıyla başladı. Bu ülkede açlığın hayata geçiyor olması demokrasinin inkarıyla başladı. Türkiye'de kadının her gün şiddet görmesi aslında eşitliğin olmayışıyla başladı.
Bu topraklarda nasıl yaşamak istediğine bu halklar ve kadınlar karar verecektir
Şimdi özellikle son 2 yıldır yeni bir sürecin içerisindeyiz. Ve yeni bir sayfanın açılması için büyük bir çaba içerisindeyiz. Bu meselenin sadece Kürtlere ait bir mesele olmadığını biliyoruz. Bu mesele sadece Kürtlerle ilgili olan bir durum değil. Yani Kürtlerin dilini inkar etmek, geçmişte başka bir halkın, Ermenilerin inancını, kimliğini inkar etmekten geldi. Süryaninin kimliğini, inancını inkar etmekten geldi. Alevinin inancını, kimliğini inkar etmekten geldi. O zaman mesele nedir? Nasıl yönetildiğimizle ilgili bir durum var. Bizi yönetenler eğer ki bizi inkar ederek var olacağını sanıyorlarsa bu topraklarda savaştan başka bir şey vaat etmediler. Ama bizler diyoruz ki bu toprakların asıl sahibi bu topraklarda yaşayan kadim halklardır, inançlardır, kadınlardır ve gençlerdir. Bu topraklarda nasıl yaşamak istediğine de bu halklar ve kadınlar karar verecektir. Çünkü nasıl bir gelecek istediğimize dair verdiğimiz karar aynı zamanda bizi bir araya getiren niyetin kendisidir. Madem ki hepimiz umutlu olmak istiyoruz, onurlu bir yaşam istiyoruz, eşit olmak istiyoruz, insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşamak istiyoruz, o zaman hep birlikte mücadelemizi yan yana getirmemiz gerekiyor. Ve bu mücadele en çok kadınları ilgilendiriyor. Çünkü en çok kadınlar birbirini anlıyor. En çok kadınlar buradaki acının ne anlama geldiğini biliyor. Kadınlar geleceğe dair ne istediğini sorguladığında, düşündüğünde hepimiz aynı olalım, birimizden noksan kalmayalım istiyor. Biz hiçbirimiz birbirimize eksik gibi bakmıyoruz. Bizi birleştiren bu duygunun kendisidir. Bu duygular hem annelerimizden öğrendiğimiz duygulardır hem de çocuklarımıza miras olarak bırakacağımız mücadeledir.
Birbirimize sıkı bir şekilde kenetlenerek dayanışmayı büyütmeliyiz
Son 2 yıllık bu süreç bizler için çok önemli fırsatlara sahip. Yani bugün ülkede herhangi bir şekilde kan dökülmemişse ölüm yoksa bir yaşam vaadi var demektir. Yeni bir yaşamı hep birlikte kurabiliriz. Bu ülkenin demokratikleşmesini hep birlikte sağlayabiliriz. Barış olsun istiyoruz ama sadece silahlar sussun demekle olmuyor bu iş. Çünkü sadece silahların susmasıyla tek başına barış olmuyor. Mahallede, köyde, evde, kentin içerisinde, çalışma alanında barışı örgütlemeliyiz. Ekmeğe ulaşmak da, okula gitmek de, emeğinizin hakkını almak da hepsi barışın meselesidir. İnsanın insanla kurduğu barış ilişkisidir. İnsanın insanla kurduğu eşitlik ilişkisidir. Şimdi o zaman madem silahlar sustu o zaman yeni bir süreç başlıyor. O zaman biz kadınlar nasıl bir barış istiyoruz? Bu barışı kendi evimizde, mahallemizde, köyümüzde, kentimizde nasıl hep birlikte inşa edeceğiz? Biliyorsunuz dünya kadar sorun var bu ülkede. Kime dokunsak bin ah işitiyoruz. Ve bu sorunların ana kaynağının hepsi neydi bugüne kadar? “Terör var. Önce bu sorunu savaşla halledelim. Sonra zaten sıra şuna da gelir, sıra buna da gelir” diye diye ne ifade özgürlüğü bıraktılar, ne ekmeğe ulaşma hakkımızı. Hakkın mücadelesini vermek dahi suç olmaya başladı. Bugün iktidarın da, devletin de bunu gerekçe gösterecek bir durumu kalmadı. Ama bu meseleyi iktidara ya da devlete de bırakacak yerde duramayız. Çünkü yüz yıl boyunca başımıza ne geldiğini en iyi biz biliriz. Yüz yıl boyunca nasıl savaşı inşa ettiklerini biz biliyoruz. Ortadoğu coğrafyası zaten kendisini gösteriyor. O zaman gerçekten iyi bir gelecek kurmak istiyorsak birbirimize sıkı bir şekilde kenetlenerek bu dayanışmayı büyütmeliyiz.
Sayın Öcalan bu kadim topraklarda halkların birlikte yaşamı için bugün bu süreci başlattı
Barışın kazananının herkes olmasını istiyorsak bu mücadelede biz kadınların söz kurması gerekiyor. Çünkü iktidar da, mevcut siyasetin kendisi de kadınlar çok da konuşsun istemiyor. Çünkü kadınlar vicdanlıdır. Çünkü kadınlar kapsayıcıdır. Çünkü kadınlar kendi yaşadığı mahalleden tutun bütün ülkeye kadar çocuğunu dert eder ve onun geleceği için birbirini anlamaya çalışır. Ama ne yazık ki erkek egemen siyaset, erkek egemen iktidar bunu kabul etmez. O yüzden DEM Parti Kadın Meclisi olarak biz Türkiye'nin dört bir yanına gidiyoruz. Karadeniz'de Laz kadınlarla, Çerkes kadınlarla yan yana geldik. Onlar da aynı şekilde bir kıyımın, bir savaşın, bir tahribatın içinden çıkmış kadınlardı. Ege'de yine Türkmen kadınlar, yine Türk kadınlar, Alevi kadınlar, Akdeniz'de keza Arap kadınlar, Süryani, Ermeni kadınlarla bir araya geldik. Dikkat edin, her birinizin kimlikleri farklı ama konuştuğumuz konu, ortaklaştığımız konu aynı. Daha fazla ölüm olmasın istiyoruz. Mutlu bir yaşamı hepimiz hakediyoruz. Eşit bir yaşamı hepimiz hakediyoruz. Asla kimliklerimizden utanarak yaşamak istemiyoruz. Tam tersine her birimizin varlığı birbirimizin zenginliğidir diyoruz. Ve bu zenginliğin artık bir şekilde bu cumhuriyetin içerisinde daha da büyümesi lazım. Kutsal ve kadim topraklardır buralar. Sayın Öcalan da bu topraklarda okula gitti, belki de birçoğunuzun ailesinin evinde kaldı, belki ailelerinizle tanışıyor. Aslında bu kadim topraklarda halkların birlikte yaşamı için bugün bu süreci başlattı. Yani bu topraklarda yaşadığı deneyimle birlikte aslında bir mücadele başlatıldı ve bu mücadele bugün Türkiye'nin hem çözüm sürecinde kök saldı, filizlendi hem de referansımız Cibin köyü oldu.
Hiçbir mücadele ölümle sonuçlanmasın
Tüm yaşanmışlıklar, tüm acılar, tüm işkencelere rağmen bugün biz halklar var. Kadınlar olarak birlikte yaşamı savunuyoruz. Ve birlikte yaşam için de en çetin bir şekilde demokratik mücadelemizi yürütmek istiyoruz. Ve bu demokratik mücadeleyi yürütürken de kadınların sözü siyasete yansısın, kadınlar anlatsın, kadınlar konuşsun, kadınlarla birlikte inşa edelim bu cumhuriyeti diyoruz. Ve bu cumhuriyeti öyle bir inşa edelim ki çocuklarımız, gençler, kadınlar öyle sımsıkı birbirine sarılıp dursun ki hiçbir şekilde sömürü düzeninin kurbanı olmasın. Hiçbir şekilde inkar düzeninin kurbanı olmasın. Hiçbir şekilde yaşamdan koparılmasın. Ve hiçbir mücadele ölümle sonuçlanmasın. Yaşam olsun, onurlu olsun. Hepimiz eşit olalım. Hepimiz birlikte bu mücadeleyi yürütelim. O yüzden çok değerli kadın arkadaşlar, sevgili anneler konuşalım, çok konuşalım. Anlatalım, hissedelim, anlayalım. Ancak böyle siyasetin dilini değiştirebiliriz. Ancak böyle bu ülkede geleceği nasıl inşa edeceğimizi konuşabiliriz.
30 Eylül 2026
