Kobanî sınırından seslendik: Gelin, demokratik bir Suriye için birlikte yapıcı bir yol açalım

Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılara ilişkin Urfa’nın Suruç ilçesinde yapılan basın açıklamasına katıldı. Doğan, şunları söyledi: 

Dayikên heja, jinên delal,  heval û hogirên tekoşêr ez we hemûyan lî ser navê DEM Partiyê bî hurmet silav dikim. Keda we sax be, mala we ava. Ez destûrê dixwazîm jî ber ku ez dixwazim raya giştî ya Tirkiyê dengê me bike. Kesên ku naxwazin dengê me bibihîzin em carek din bi wan bidin guhdarkirin.

Mesele iki mahalle meselesi değil, 100 yıllık bir inkar meselesidir 

Sesimiz Suruç’tan, birkaç kilometre ötedeki Kobanî’de yankılanıyor. Aramızda sınırlar var gibi ama yüreğimizde sınırlar yok. Biriz, bütünüz, buradayız. Aynı sesin, aynı yüreğin parçalarıyız. Aynı ağacın dallarıyız biz. Dolayısıyla, Kobanî’den seslenmek demek, herhangi bir yerden seslenmek anlamına gelmiyor artık. IŞİD vahşetine karşı Kobanî Direnişi zaferinin 11'inci yılını geride bıraktık. Bu zamanda yaşananlar, en az 100 yıldır yaşadıklarımız bugün Kürt halkının öfkesine neden oluyor. Kürtler öfkeli. Kürtler sessiz de kalmak istemiyorlar. Kürtler neden sessiz kalmadıklarını da anlatmak istiyorlar. Kürtlerin kalbi Halep’te atıyor. Çünkü mesele iki mahalle meselesi değil. Mesele yalnızca Şex Maqsut, Eşrefiye meselesi değil. Mesele 100 yıllık bir inkar, imha, katliam, kırım, kıyım, göç, acı ve gözyaşı tarihinin yeniden canlanması meselesidir. Bu belleğin yeniden diriltilmek istenmesi meselesidir. İşte bu yüzden Kürtler “Halep’te kalbimiz atıyor” diyor. 

Halep’te Kürtlerin kalbi sökülüyor

Anlamak istemeyenler dün akşam Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed’in açıklamalarını dinlesin. Çünkü Halep’te Kürtlerin kalbi sökülüyor kalbi! Nasıl bir vahşet, nasıl bir barbarlık, nasıl bir zulüm! Görmek isteyenler oradaki fotoğraflara bakabilir. O yüzden bugün yüreğimiz Halep’te atıyor. Bugün kalbimiz, kalbimizin sökülmek istendiği yerde atıyor. Yalnızca Kürt olduğumuz için değil. Bunun için Kürt olmaya gerek yok, bunun için insan olmak yeter. “Siviller itinayla korunuyor, sivillere koridorlar açıldı” diyenlere özellikle Suruç’tan, bu simge yerden seslenmek istiyorum: Kalbi sökülenler kimler? Kimler söküyor Kürtlerin kalbini? Niye buna hep birlikte dur demiyoruz? Niye bu yalnızca bugün Kürtlerin, DEM Parti'nin ve Türkiye'de duyarlı insanların sorunu oluyor?

Korunması gereken, bu onur ve haysiyet mücadelesidir

Sözünü ettiğimiz konu insanlık onuru. Bugüne kadar verilen mücadele insanlık onuru mücadelesinin simgesi. Kobanî artık bir vicdan. Yalnızca Kobanî'yi ilgilendiren, yalnızca Rojava'yı ilgilendiren, yalnızca Türkiye'yi ilgilendiren bir vicdan değil. Kobanî uluslararası bir vicdanın simgesi haline dönüştü. Karanlığa karşı aydınlığın zaferidir. Kadınların öncülüğünde karanlığa meydan okuyanların cesaretinin simgesidir. Korunması gereken, bu onur ve haysiyet mücadelesidir. İkinci bir çağrımız var DEM Parti olarak. Hani bize durmaksızın 27 Şubat çağrısını hatırlatanlar var ya çokça duyuyorsunuzdur son günlerde. Evet, biz 27 Şubat çağrısının gerekleri için, Sayın Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının gerçekliğine uygun davranmak için yalnızca aylardır değil, onlarca yıldır mücadele ediyoruz. Onlarca yıldır bulunduğumuz her yerde; Türkiye'de, Irak'ta, İran'da, Suriye’de, diasporada, sürüldüğümüz her yerde, birlikte yaşadığımız halklarla eşit, özgür, demokratik bir gelecek için mücadele ediyoruz.

Yeni yüzyılın gerçekliği bölgesel bir barışsa o halde dil tehdit etmemeli

Bize o çağrıyı hatırlatanlara özellikle buradan sormak istiyorum. Çağrıya bir daha baksınlar. 27 Şubat çağrısı tüm taraflara yapılmış bir çağrıdır. Çağrıda iki önemli tespit var: “Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin dili gerçekliğe uygun olmak durumundadır” diyor Sayın Öcalan. Şu anda ne dil ne yöntem gerçekliğe uygun değil. Eğer dönemin gerçekliği, yeni yüzyılın gerçekliği, ikinci yüzyılın gerçekliği eşit bir kardeşlikse, bölgesel bir barışsa o halde dil sivrilmemeli, o halde dil tehdit etmemeli. O halde dil inkar etmemeli, kapsamalı. Dil tanımalı, dil saygı duymalı, dil kardeşliğin yerini ve gereğini yerine getirmelidir. Top, tüfek, silah, obüs… Tüm bunlar yıllardır deneniyor ve görüyoruz ki hala denenmekte. Yani yalnızca dil değil ne yazık ki yöntem de değişmiyor. O halde dilden ve yöntemden başlayarak 27 Şubat çağrısına uygun davranmak herkesin sorumluluğundadır. Kürtlerin sorumluluğunda olduğu kadar, ilgili tüm tarafların, tüm siyaset kurumunun da eşit sorumluluğundadır. 

10 Mart Mutabakatı demokratik bir Suriye hedefinin belgesi

Son olarak yok sayılan 10 Mart Mutabakatı. Çeşitli şekillerde manipüle edilen, farklı farklı anlatılan 10 Mart Mutabakatı son derece açık. 10 Mart Mutabakatı demokratik bir Suriye hedefinin belgesi. 10 Mart Mutabakatı Suriye'nin Sünni Arapların olduğu kadar, Sünni olmayan Arapların, Kürtlerin, Alevilerin, Çerkeslerin, Türkmenlerin, Dürzilerin yurdu olduğunu gösteren bir mutabakat. 10 Mart Mutabakatına ilişkin ihtilaf mı var? Türkiye'ye düşen nedir? Yani bu yöntemi tekrar hatırlatmak istiyorum. Lütfen dönüp bakınız. 21. yüzyılda kalp sökülerek insanlar nasıl katlediliyor görün. İşte bu zihniyetle konuşabilen Türkiyeli yetkililer, bin yıldır kardeş olduklarını ve bu kardeşliği yeniden tesis etmek istediklerini söyledikleri Kürtlerle aynı masa etrafında buluşup konuşmazlarsa Kürtler öfkelenir, Kürtler kırılır, Kürtlerin öfkesi büyür. Bu öfkeyi büyütmemek gerekir. Biz diyalog çağrımızı yineliyoruz DEM Parti olarak. 

Türkiye Suriye’de yapıcı rol oynamalıdır

Sorunlar tankla, topla, tüfekle, obüsle, dronla, katliamla, inkarla, imhayla, soykırım girişimiyle çözülseydi, bugüne kadar çözülürdü. Her şey denendi. Denenmeyen tek bir şey var: Tanıma ve kabul. Eşit bir biçimde tanıma ve kabul. Gönüllü bir biçimde tanıma ve kabul. Eğer bunları da reddediyorsanız rasyonel davranın. Tarihsel gerçeklik de bugün bu rasyonelliklere işaret ediyor. Böyle bir kırılma anında yapılması gereken Suriye'nin Suriyelilere ait olduğu gerçeğine uygun bir şekilde davranmaktır. Bunun yolunu açmak, bunu teşvik etmek için de Türkiye'nin yapıcı rol oynaması gerekir. Yıkıcı değil, parçalayıcı değil, ayrıştırıcı değil birleştirici bir rol oynaması gerekiyor. Bu çatışmaların yayılması yerine derhal, hiç zaman geçirmeden sonlandırılması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın tespitlerinden de biliyoruz. Süreç karşıtı güçler, süreci boşa çıkarmak isteyenler bu defa Suriye sahası üzerinden harekete geçecektir. Buna özel olarak günlerdir, aylardır dikkat çekiyoruz. Yaptığımız uyarılar bir tehdit değil. Yaptığımız bu uyarılar, muhtemel provokasyonların ve süreci boşa çıkarma girişimlerinin ortadan kaldırılması, önünün alınması içindir; kolektif aklın devreye girmesi içindir. 

Gelin, demokratik bir Suriye için birlikte yapıcı bir yol açalım

DEM Parti dün olduğu gibi bugün de insanlık onuru için, haysiyet mücadelesi adına direnişin simgesi olmuş Kobanî ile dayanışacaktır. Kobanî ile dayanışmak yalnızca DEM Parti'nin görevi ve sorumluluğu değildir. Buradan iktidarından muhalefetine tüm siyasi partilere, duyarlı şahsiyetlere, insanlık adına sorumlu hisseden herkese çağrımızdır: Gelin, demokratik bir Suriye için hep birlikte yapıcı bir yol açalım. Kurucu bir siyaset iradesi ortaya koyalım. Hem Ortadoğu'da halklar barış içinde yaşasın hem bin yıllık Türk-Kürt kardeşliği gerçek zemininde hayat bulabilsin. İşte buna başlayacağımız yer tam da burası. Şimdi sesimiz Kobanî’de yankılandığı için, hep birlikte bugüne kadar yaşamak için direnen, insanlık onuru ve haysiyeti için direnen ve direnmeye devam eden herkesi gür bir sesle selamlayalım. İnsanlık onuru için direnenlere selam olsun!

Ender rastlanan bu nadide fırsatı birlikte halklar için değerlendirelim

Artık çatışma, kan, gözyaşı, ölüm, savaş değil; kalıcı barış inşa olsun. Kalıcı barışın inşası için tüm taraflar ezberlerini bozsun. Böyle kolayca eski ezberlere dönen bir dille Kürtleri nasıl ikna edeceksiniz? Kürtlerin 100 yıldır kırıp döktüğünüz, viran eylediğiniz gönüllerini nasıl, hangi adalet duygusuyla onaracaksınız? Kürtlere “Neden öfkelisiniz?” diye hala soracak kadar uzak durmayı tercih ediyorsanız, kalıcı barışı nasıl inşa edeceksiniz? İşte yalnızca Kürtler değil bu soruları soranlar. Bu soruların bizim için yanıtları açık. Barış mümkün, çatışmasızlık mümkün. Kürt-Türk kardeşliğini eşit bir zeminde gerçekleştirmek ve kalıcı hale getirmek mümkün. Ender rastlanan bu nadide fırsatı birlikte değerlendirelim. Halklar lehine değerlendirelim. Öfke için değil, kan için değil, acı için değil, gözyaşı için değil. Biz sabırlı bir toplumuz, ferasetli bir toplumuz, direngen bir toplumuz, direnişçi bir gelenekten gelen ama haysiyetimize düşkün bir toplumuz. Onur mücadelesi veriyoruz. Haysiyet mücadelesi veriyoruz. Dün de bugün de yarın da bu mücadeleye aynı şekilde, aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Hepinizi DEM Parti adına sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum. İnsanlık onuru kazanacak. Bunu biliyoruz, yaşadık, tecrübe ettik. O yüzden umutluyuz, kararlıyız, inançlıyız, ayaktayız. Yapıcılık için, yıkıcılık için değil. 

15 Ocak 2026