Meclis Grubumuz, Halep’te yaşanan saldırılara dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Burada konuşan Grup Başkanvekillerimiz Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit şunları söyledi:
Temelli: Halep’teki tehdit IŞİD zihniyetidir
Üzgünüz, kızgınız, öfkeliyiz. Yine Ortadoğu hakları bir insanlık suçuyla karşı karşıya. Tıpkı Filistin halkına olduğu gibi. Halep’teki saldırılarda maalesef şu ana kadar 10 sivil yaşamını kaybetti, 60’a yakın da yaralı söz konusu. Herkes sessizliğe gömülmüş durumda. Neyi bekliyorsunuz? 10 bin kişinin katledilmesini mi bekliyorsunuz? Sivillere yönelik bir saldırı vardır, insanlık suçu söz konusudur. Bu katliamlar bir soykırıma doğru gitmektedir. En başından bu uyarıyı yapmak istiyoruz. Bu insanlık suçuna karşı herkes gerekli inisiyatifi almalıdır. Herkes sesini yükseltmek zorundadır. Gazze’de olanları biliyoruz. Bugün ayın şey Halep’te de söz konusu. 2018’de Afrin’de söz konusu olmuştu. Ortadoğu halkları, Kürtler, Filistinliler, o bölgede yaşayan Süryaniler tehdit altındadır. Bu tehdit IŞİD tehdididir, IŞİD zihniyetidir. Üniformalarını değiştirmiş olmaları zihniyetlerinin korunmadığı anlamına gelmez. O zihniyet iş başındadır. Kaldı ki bunu saklamıyorlar.
Türkiye ve bütün ülkeler Halep’teki saldırılara karşı sorumluluk almalı, sesini yükseltmeli
Dün gelen görüntülerde de gördüğünüz gibi IŞİD’liler yine sahnede ve yine katliam yapmaya devam etmektedir. Hem Türkiye’yi hem de bütün ülkeleri bu konuda sorumluluk almaya, inisiyatif almaya davet ediyoruz. Bu saldırıların bir an önce durdurulması gerekir. Garantör devletler, uluslararası kuruluşlar, bu konudaki bütün kamuoyu gerekli sorumluluğu almalı, inisiyatif almalı, sesini yükseltmelidir. Eğer bu konuda sessizliğe gömülürseniz orada insanlar katledilmeye devam edecektir. Bu bir vicdani sorumluluktur. Bu bir ahlaki sorumluluktur. Ama buna karşılık biz ne ile karşı karşıya kalıyoruz? Çeşitli medya eliyle ve çeşitli kurumlar eliyle yine bir algı operasyonu, yine bir yalan haber dalgası her yeri kaplamaya devam ediyor. Yok efendim orada SDG varmış, onlara karşı bir operasyon düzenleniyormuş. Yok efendim Suriye'nin toprak bütünlüğü imiş. Yok efendim tek devletmiş. Bu tekçi anlayışın bir kez daha IŞİD eliyle maalesef sahnelendiğini görüyoruz.
Suriye’de saldırılara son verecek siyasete ihtiyacımız var
Suriye'nin toprak bütünlüğünü tartışan yok. Eşrefiye'de ve orada, Halep'te SDG de yok. Orada insanlar kendi asayişleriyle 10 Mart Mutabakatına bağlı olarak, 1 Nisan Antlaşmasına bağlı olarak aslında yaşam haklarını savunuyorlar. Bu saldırganlığa karşı yaşam haklarını savunuyorlar. Ama maalesef 10 Mart Mutabakatını ilerletmek ve müzakerelerin önü açmak yerine; buradan Savunma Bakanlığından, Dışişleri Bakanlığından adeta orayı dinamitleyen, oradaki toplumsal barışı yok etmeye çalışan açıklamaları duyuyoruz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Buna bir an önce son vermek, sorumlu davranmak gerek. Suriye halklarının bir arada demokrasi içinde, barış içinde yaşayabilecekleri koşulların sağlanmasına olanak sağlayacak bir siyasete ihtiyacımız var.
Bir an önce bu saldırılara son verecek şekilde bir adımın atılmasını bekliyoruz
Türkiye'nin dış politikası, bugüne kadar inatla sürdürülen dış politikası çökmüştür. Bu dış politika, aslında Türkiye'ye çeşitli krizlerin yönelmesine neden olmuştur. Hala bundan ders çıkartamamış bir zihniyetin kalkıp da bu çeteleri destekleyecek nitelikte açıklamalar yapması kabul edilemez. Büyük bir sorumsuzluktur. Türkiye açısından en büyük risk bu anlayıştır. Biz bu anlayışı kınıyoruz. Bir an önce bu saldırılara son verecek şekilde bir adımın atılmasını bekliyoruz. Buradan tüm siyasi partilere de çağrıda bulunuyoruz: Meclis’te bu konuda siyasi partiler sorumluluk almalıdır. Siyaset, sorumluluk almalıdır. Türkiye'deki tüm kamuoyuna da buradan çağrıda bulunmak istiyoruz. Barolara, sivil toplum örgütlerine, sendikalara, duyarlı olan demokratik tüm kamuoyuna çağrıda bulunmak istiyoruz. Bu katliama, bu insanlık suçuna sessiz kalmayın.
Koçyiğit: Sivil halka yönelik saldırıları kınıyoruz
Bir katliam riski nedeniyle bugün karşınızdayız. Halep’te birkaç gündür başlayan saldırıları; Şeyh Masut ve Eşrefiye, Benzeyit mahallelerindeki sivil halka yönelik saldırıları kınadığımızı, lanetlediğimizi ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Öncelikle bu saldırıların orada yaşayan sivilleri, halkı, kadınları, çocukları, yaşlıları hedef aldığının altını çizmemiz gerekiyor. Bir meskun mahalde, Halep'in ortasında bir yerleşim yerinde tanklarla toplarla çeteler bir saldırı düzenliyor. Üstelik minareyi çalan kılıfını hazırlar misali yalanlarını da baştan hazırlamışlar. Neymiş efendim? Orada SDG varmış. Oysa ki Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan 1 Nisan Antlaşması var ve bu antlaşma nedeniyle oradan askeri güçlerin çekildiğini bütün Türkiye kamuoyu da dünya kamuoyu da bütün Suriyeliler de gayet iyi biliyor. Saldırının gerekçesi yapılan, katliamın gerekçesi yapılan bir askeri birimin, bir askeri yapının olmadığını bizzat oraya saldıranlar biliyorlar. Çünkü beraber imzaladıkları bir anlaşma var. Ama bu anlaşmayı ihlal edenlerin, günlerdir süren müzakere ve diyalog çağrılarına olumlu yanıt vermeyerek askeri yöntemleri tercih edenlerin tabii ki bir amaçları var.
Kürt'ün yaşam hakkı başta olmak üzere bütün hakları yalanlarla yok sayılmaya çalışılıyor
Günlerdir Türkiye'ye baktığınız zaman şu pompalanıyor: Efendim Kürtler, SDG İsrail ile anlaşma yapmış. Soruyoruz: Paris'te Amerika'nın aracılığıyla yeni rejim ile İsrail arasında yapılan anlaşmayı tartışanı gördünüz mü? Suriye'nin güneyinin İsrail'e bırakıldığını, Golan Tepeleri'nin İsrail'e bırakıldığını siz bir basın organında okudunuz mu? Kimmiş İsrail'le anlaşma yapan? Kimmiş sırtını İsrail'e dayayan? Kimmiş İsrail'le anlaşma yapıp Suriye topraklarından vazgeçen? Yalanlarla, dezenformasyonlarla, karalamalarla bugün Kürt'ün yaşam hakkı başta olmak üzere bütün hakları yok sayılmaya çalışılıyor. Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Suriye'nin barışının, bölge barışının önündeki en büyük temel taş olduğunu görmüyor mu bu ülkedeki yönetim?
Suriye'de yeni kurulacak sistemin içerisinde Kürt'ün hakkı olmasın diye taş döşüyorlar
Suriye'de demokrasiyi ve barışı kurmanın, bütün bölgenin demokrasisinin ve barışının anahtarı olduğunu bilmiyor mu bu kalemşorların kendileri? Bu dezenformasyonu yapanlar. Elbette biliyorlar. Ama bu maksatlı manipülasyonların, dezenformasyonların tabii ki bir amacı var. Kürt'ün katliamını meşrulaştırmak, Kürt'ün haklarını yok saymayı meşrulaştırmak. Günün sonunda Suriye'de yeni kurulacak sistemin içerisinde Kürt'ün hakkı, hukuku olmasın diye bugünden taş döşüyorlar. Bugünden yol yapıyorlar. Diğer bütün kentlerde Alevileri katleden kimdir? Alevi kadınları, kızları kaçıran, tecavüz eden, mallarına el koyan kimdir? Kim yaptı bunları? Kimdir bu katliamların sorumlusu? Bu katliamların hesabını vermeyenler bugün Kürtleri katletmek için yola çıkmışlar.
Suriye halklarının eşit, özgür, demokratik bir ülke kurma mücadelesinin yanında yer alıyoruz
Bugün Kürt mahallelerini kuşatmışlar ve Kürt anasını görmesin diye ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Ama açık ve net söyleyelim. Ne Suriye'deki Kürtler yalnızdır ne oradaki Aleviler yalnızdır ne Süryaniler yalnızdır ne Dürziler yalnızdır ne de diğer halklar yalnızdır. Bütün bu algı operasyonlarına rağmen, bütün bu kriminal odaklara rağmen biz Suriye halklarının eşit, özgür, demokratik bir ülke kurma mücadelesinin yanında yer alıyoruz ve sonuna kadar da bu mücadeleyi destekleyeceğiz. Bugün Türkiye'ye düşen, oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak değildir. Bugün Milli Savunma Bakanlığına düşen, oradaki çetelere "Yürü ya kulum, devam edin” demek değildir. Türkiye'ye düşen, orada her bir Kürt'ün canının hedef alınmasının, bu ülkedeki insanların yaşamına kastetmekle aynı olduğunu görmektir. Eşrefiye'de, Şeyh Mahsud'da ve diğer mahallelerde sıkılan her kurşun bize sıkılmıştır. Biz kendimize sıkılmış kurşun olarak görüyoruz. Amedliye, İstanbulluya, Ankaralıya sıkılmış bir kurşundan farkı yoktur.
Türkiye, Suriye'de yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden çatışmanın önüne geçmelidir
Türkiye bugün gerçek anlamda Suriye'de doğru bir şey, iyi bir şey, yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir. Bu çatışmanın genişlemesinin, yayılmasının, derinleşmesinin ve Suriye'yi bir iç savaşa sürüklemesinin önüne geçecek bütün diyalog kapılarını, bütün müzakere kanallarını zorlaması gerekir. DEM Parti olarak, Kürt halkı olarak, Türkiye demokratları olarak beklentimiz budur. Ateşi harlandıran değil, ateşe odun taşıyan değil; çıkan çatışmayı söndüren, bir masa kuran, bir eşitler masası kuran bir anlayışı bekliyoruz. Sadece geçici Şam hükümetini değil; herkesi, Kürtleri, Dürzileri, Alevileri ve orada yaşayan bütün halkları eşit paydaş gören bir anlayışla orada yapıcı bir müzakere sürecini başlatmalarını beklediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
Gelin, hep beraber bu çatışmanın önüne geçelim ve Suriye’nin barışını sağlayalım
Büyük bedellerle topraklarını korumuş, IŞİD barbarlığını yenmiş, dünyayı ve insanlığı kurtarmış olan Kürtlerin dostlarına da buradan çağrı yapıyoruz. Uluslararası kurumlara çağrı yapıyoruz. Türkiye'deki demokratlara, devrimcilere, siyasi partilere ve vicdan sahibi olan herkese çağrı yapıyoruz: Kürt’e sıkılan kurşun demokrasiye sıkılmıştır. Kürt'e sıkılan kurşun barışa sıkılmıştır. Kürt'e sıkılan kurşun Suriye'nin geleceğine sıkılmıştır. Gelin, gelin hep beraber bu kurşunların önüne geçelim. Gelin, hep beraber bu çatışmanın önüne geçelim. Gelin, hep beraber Suriye'yi, barışını, istikrarını, demokrasisini sağlayacak bir zemine taşıyalım. Hiç kimse bu süreçte sessiz kalmamalıdır. Herkes Suriye halkları için, Suriye'nin geleceği için taraf olmalıdır.
Bütün demokrasi güçlerini Suriye’de barış ve özgürlük için tutum almaya çağırıyoruz
Barıştan ve demokrasiden yana taraf olmaya bütün Türkiye halklarını, bütün demokrasi güçlerini çağırdığımızı bir kez daha ifade ederek bitirmek istiyorum. Şeyh Masud'un, Bin Zeyd'in ve Eşrefiye'nin Suriye'nin Gazze’si olmaması için herkesin ama herkesin bugün söz söylemesi gerektiğinin de altını çizmek istiyorum. Yarın her şey için geç olabilir. Bugünden demokrasi, barış ve özgürlük için, yaşam hakkı için tutum almak herkesin boynunun borcudur. İnsanlık görevidir. Ahlaki bir görevdir. Bundan imtina eden her tutumu da tarih de halklarımız da kaydedecektir. Bunu da herkesin böyle bilmesi gerekir diyor.
Soru: İsrail - HTŞ anlaşmasına değindiniz. Bunu biraz açar mısınız?
Evet. Basına yansıdı zaten geniş bir şekilde. Amerika'nın arabuluculuğunda oldu ve bir anlaşma sağlandı. Yani izleyeceğiz hep beraber.
Türkiye sürekli olarak 10 Mart Mutabakatını engelleyici bir rol oynuyor
Soru: 10 Mart Mutabakatı ile ilgili SDG tarafı bir adım atmadı, bu konuda değerlendirmeniz nedir?
SDG tarafının adım atmadığı konusu da biraz algıya bağlı bir şey. Türkiye orada sürecin ilerlemesini engelleyici pozisyonlar alıyor sürekli. Bunu Sayın Dışişleri Bakanının açıklamalarında görmek mümkün. Savunma Bakanının açıklamalarında görmek mümkün. Mutabakat bozulmadı. Sadece mutabakatın ilerlemesinde bazı sorunlar yaşanıyor. Bu sorunların aşılması konusunda da SDG üzerine düşeni yapıyor ve bu konuda da hatta bir süre önce belli adımlar da atıldı. Ama son görüşmede tam sonuçlanıp bağlanacakken yine bir öteleme söz konusu oldu. Yani mutabakat tümüyle ortadan kalkmış değil. Ama mutabakatın ilerleyebilmesi için gerekli desteğin bir türlü olumlu yönde, pozitif yönde sağlanamamış olması belli tıkanıklıklara neden oluyor. Dolayısıyla bunu doğru tanımlamak, doğru tarif etmek gerekir. Türkiye'nin üzerine düşen bu mutabakatın sağlıklı ilerlemesini sağlamak olmalı iken Türkiye sürekli olarak bunu engelleyici bir rol oynuyor. En son işte bugün Halep'teki saldırılardan sonra Savunma Bakanının çıkıp yapmış olduğu açıklama çok büyük bir talihsizlik. Adeta 10 Mart Mutabakatını yok sayan bir yerden bir yaklaşımdır ki bu kabul edilebilir bir şey değildir.
Soru: Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın MHP Genel Başkanı ile bir temasınız oldu mu?
Hayır. Şu an hiç olmadı.
8 Ocak 2026
