Rojava sınırından seslendik: Rojava sadece bir toprak parçası değildir; Rojava umuttur, direniştir!

Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla grup toplantımızı, Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırılar nedeniyle bu hafta Nusaybin’de gerçekleştirdik. 

Hatimoğulları, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Hatimoğulları: Görüşmeler devam ederken masa devrilerek savaşın önü açıldı 

Değerli Nusaybin halkı, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, siyasi partilerin birçoğunun grup toplantısını yaptığı gün. DEM Parti olarak, normal şartlarda grubumuzu TBMM’de yapmalıydık. Ancak, şu anda olağanüstü koşullardan geçiyoruz. Şu an Nusaybin’de, sınırın sıfır noktasındayız. Sınırın birkaç adım ötesinde, Qamişlo’da Kürt kardeşlerimiz şiddetli bir savaş tehlikesi altında. Rojava’da şiddetli bir savaş ve çatışma devam ediyor. 10 Mart Mutabakatı ile ilgili görüşmeler devam ederken, Suriye’de Geçici Şam Yönetimi ve SGD arasında görüşmeler devam ederken, masa devrilerek savaş ve çatışmanın önü açıldı. Halep’te öncelikle Şex Maqsut, Eşrefiye mahallelerinde Kürt halkına yönelik amansız bir katliam başlatıldı. Bu katliamı başlatan HTŞ güçlerini kınıyoruz. Savaşa hayır, barış hemen şimdi diyoruz. 

Rojava topraklarına yönelik bir işgal harekatı başlatılmış durumda 

Onunla da yetinmediler. Önce Fırat’ın batısına, şimdi de Fırat’ın doğusuna yani Rojava topraklarına bir işgal harekatı başlatılmış durumda. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkiye’de yandaş medya, havuz medya ve AKP-MHP iktidarının sözcüleri, Suriye’deki gelişmeler hakkında Türkiye ve dünya kamuoyunu yalan yanlış bilgilerle doldurmaya çalışıyorlar. Diyorlar ki Rojava’daki yönetim 10 Mart Mutabakatına uymadı. Külliyen yalan! 10 Mart Mutabakatına uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir. Bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere herkesin katliama maruz kalmasının sorumluluğu Şara yönetimindedir, HTŞ’dedir, IŞİD'dedir; onları destekleyen uluslararası güçlerdedir.

Savaşı Türkiye’den yönetiyorlarmış gibi açıklama yapıyorlar 

Cumhur İttifakının sözcüleri sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye'den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar. Bir yandan Türkiye'de Kürt'e “kardeşim”, “iç barışı tesis edeceğim” diyecekler; öte yandan oradaki operasyonları yönetecekler. Bakın, sadece bu değil. Onların ideolojik olarak akrabaları olanlar, Furkan Günleri düzenleyenler ve bunların sözcüsü basın yayın organları ne diyor biliyor musunuz? “Temizlik hareketi başlamalı” diyorlar Rojava'da. Temizlik! Neyi nereden temizliyorsunuz? Rojava toprağını Kürt'ten mi temizlemeye çalışıyorsunuz? Bunu da Furkan Günlerinde verilen fetvalar olarak ortaya koyuyorsunuz. Hak ve batıl diyorsunuz. Ey batılı kıble olarak gören iktidar ve yandaşları, ey batılı ilke olarak görenler, ey iktidardan güç zehirlenmesi yaşayanlar; demokrasi istemek, savaş karşıtı olmak, kadın özgürlüğünü istemek, anadiliyle eğitim hakkını istemek batıl mıdır? Karar verin. Batıl olan nedir biliyor musunuz? Batıl olan Türkiye’de Kürt’e kardeşim deyip gerçek kardeşliği görmemektir. Batıl, HTŞ ile el tutuşmaktır. Batıl olan paramiliter güçleri ve çeteleri eğitip donatıp onlara Suriye topraklarında Alevi canlarımızı, Dürzi kardeşlerimizi, Kürt kardeşlerimizi katlettirmektir. Onun önünü açmaktır batıl olan. Batıl olan sizsiniz, sizsiniz, sizsiniz!

Türkiye’de HTŞ sözcülüğü yapıyorsunuz 

Hükümet Sözcüsü Ömer Çelik, “SDG sürece darbe yapmak istiyor”diyor. Burada asıl darbeyi kim yapıyor biliyor musunuz? HTŞ ile el tutuşanlar, oradaki güçleri destekleyenler ve bu savaşa onay verenler, göz yumanlar; sınırını ardına kadar bu çete güçlerine açanlar süreci esas olarak sabote edenlerdir. HTŞ sözcülüğü yapıyorsunuz Türkiye'de. O yüzden de bu süreci sabote etmek isteyen sizsiniz, sizin açıklamalarınızdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Haklıyken haksız yere düşmeyecek şekilde cerrahi bir hassasiyetle Suriye hükümeti operasyonlarını yürütüyor” diyor, HTŞ'yi tebrik ediyor. Cumhurbaşkanına buradan soruyoruz: Kürt kardeşlerimiz katlediliyor diye mi HTŞ'yi tebrik ediyorsunuz? Ortada bir savaş var. Neyin tebriği bu?  “Barışın, istikrarın egemen olduğu bölge huzur içinde yaşar” diyor. DEM Parti olarak yıllar yılıdır dedik ki Türkiye'de iç barışımızı tahkim edelim, uluslararası güçlerin bölgede kurmaya çalıştığı komploya karşı hep beraber uyanık olalım. Bunun için iç barışımızı tahkim edelim dedik. Ama iç barışı konuştuğumuz bugünlerde, huzurdan bahsettikleri bugünlerde, Suriye'de Kürtler katledilirken Türkiye'deki Kürtlerin duygusunu görmeyen bir huzur olabilir mi? Düşüncesini görmeyen bir huzur olabilir mi? İnsanlar gece gündüz uyumuyor. Herkes ayakta. Bugün Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. 7'den 90'ına kadar herkes bugün bu yürüyüşte ve sınırın ötesinde katledilen kardeşleri için gözyaşı döküyor. İşte süreci bozan sizsiniz! Türkiye'deki barış sürecine inancı zayıflatan sizlersiniz! Vazgeçin bundan, vazgeçin bundan. Artık yeter! Edi bese!

Partimiz demokrasi ve barış için sonuna kadar çalışmaya devam edecek 

Bakın, adeta bir düğmeye basılmışçasına kalem oynatanlar var. Saray medyasının kalemşoru, Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ve Grup Başkanvekilimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit’i hedef haline getirmek istiyor. Bizler buradan o yazara diyoruz ki sen kandan besleniyorsun, savaştan ve çatışmadan besleniyorsun! Daha kaç Kürt katledilirse senin kalemin yazı yazabilir, vicdanın rahatlar? Eş Genel Başkanımızı, Grup Başkanvekilimizi hedef haline getirmenize asla müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz. Partimiz demokrasi için, barış için sonuna kadar çalışmaya devam edecek.

Alevi ve Dürzilerden sonra katliamı Rojava topraklarına kaydırdılar 

Suriye'de Şam yönetimi başa geldiği günden beri Alevi canlarımız Lazkiye'de, Hama'da, Humus'ta, Şam merkezinde katledildi. Ardından Dürzi kardeşlerimiz katledildi. On binlerce insanı katlettiler. Şimdi de bu katliamı ve soykırımı Rojava topraklarına kaydırdılar. Buradan hep beraber alkış ve zılgıtlarımızla Rojava'da soykırıma hayır diyelim hep beraber. Ortada çok büyük bir uluslararası komplo olduğunun farkındayız. Paris’teki antlaşmadan sonra Rojava’ya ve Kürtlere dönük bir soykırım startının verildiğinin hepimiz farkındayız. Türkiye'de hükümet adına konuşan bakanlar, sözcüler her fırsatta, “SDG ya da öz yönetim başka devletlerle iş tutuyor” diyor. Biz başından beri ısrarla Suriye'deki Kürt halkıyla, onların siyasi iradesiyle Türkiye görüşmeler gerçekleştirsin dedik. Türkiye'nin iç barışı konuşulurken Suriye'nin iç barışını da konuşalım, destekleyelim dedik. Ama bundan siz imtina ettiniz. Şimdi bahsini ettiğiniz devletlerle, komplo geliştirenlerle beraber saf tutup sözüm ona İslam kardeşim dediğin Kürt’ü katlediyorsun. Buna asla izin vermeyeceğiz. Rojava halkı yalnız değildir. Bunu herkes böyle bilmeli ve böyle bilecek.

Rojava demek kadın özgürlüğü ve IŞİD karşıtlığı demektir  

Buradan bütün dünyaya çağrımızı yinelemek istiyoruz. Bütün uluslararası demokrasi güçlerini, insan hakları savunucularını, soykırım karşıtlarını, göçmenlerle dayanışanları, herkesi ama herkesi şu an Suriye'deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum. Türkiye'deki bütün muhalif kesimleri, demokratları, devrimcileri, aydınları, yazarları, gazetecileri, ezcümle herkesi ve başta siz değerli halklarımızı bütün demokratik haklarımızı kullanarak bu savaşa hep beraber dur demeye çağırıyorum. Bizim için Rojava demek kadın özgürlüğü demektir. Rojava demek IŞİD karşıtlığı demektir. Rojava demek, farklı halkların ve inançların demokratik bir zeminde mücadele yürütmesi demektir. Selam olsun Rojava'ya! Selam olsun Rojava'da direnen kadınlara! Selam olsun oradaki bütün kadınlara!


Bakırhan ise şunları söyledi: 

Bakırhan: Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş! 

Grup toplantısını Meclis çatısı altında yapmayıp böyle haksızlıklar ve huzursuzluklar karşısında çeşitli kentlerde yapan tek parti biziz. Bugünleri yaratanları kınıyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye'de bir katliam var. Kuzey ve Doğu Suriye'de soykırım var. Onlarca selefi örgüt; baş kesen, çocukları, gençleri ve kadınları katleden onlarca örgüt ve uzantıları, onları destekleyen ulusal, bölgesel ve uluslararası güçler var. Yani Rojava'da Kürtler tek, dünya bir olmuş. Kürtlere düşmanlık, soykırım yapıyorlar. Kürtlerin kimliksiz bir şekilde, dilsiz bir şekilde, statüsüz bir şekilde yaşaması için düşmanlık yapıyorlar. Bizler dün olduğu gibi bugün de Rojava'da onuru için, kimliği için, dili için mücadele eden Rojava halkıyla birlikteyiz. Oradaki Kürt kardeşlerimizle birlikteyiz. Orada her gün katledilen Alevi kardeşlerimizle, Dürzi halkıyla beraber olduğumuzu bir kez daha buradan, Nusaybin'den, sınırdan haykırıyoruz. 

Rojava sadece bir toprak parçası değildir; Rojava umuttur, direniştir! 

Rojava sadece bir toprak parçası değil. Bunu en başta bu ülkeyi yöneten iktidar, oradaki uluslararası güçler, emperyalist güçler çok iyi bilmelidir. Rojava umuttur, Rojava direniştir.
Rojava, o çölde, halkların kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşadığı bir umuttur. O umudu yok ettirmeyiz. Bugün burada olduğu gibi her daim Türkiye'nin, Kürt illerinin her yerinde oradaki yaşam umudu ile dayanışma içerisinde olacağımızı bir kez daha haykırıyoruz! Kimliğimizden, kazanımlarımızdan vazgeçmemizi söylüyorlar. Kürt, dilini konuşmasın istiyorlar. Kürt gençleri Kobanî'de üniversitede kendi anadiliyle eğitim görmesin istiyorlar. Kürtler teslim olsun istiyorlar. Kürtleri yalnızlaştırmak, yok etmek, kimliksiz bırakmak isteyenlere diyoruz ki bu akıl dışı yaklaşımlarınızdan vazgeçin. Kürtler o toprakların asli unsurlarından birisidir. Yüzyıllardır oradadır ve olmaya devam edecektir.

10 Mart Mutabakatına uymayan El Şara’dır, Suriye rejimidir 

Rejim Halep'te bir pusu kurdu. Alçakça! Kürtlerin anlaşmaya uyarak geri çekildiklerini belirtmesine rağmen, rejim ve destekçileri orada Kürt kadınlarını ve gençlerini katletmiştir. Kürt mahallelerini bombalamıştır. Kürtleri toplarla, tüfeklerle sürmeye çalışmıştır. 10 Mart Mutabakatına uymayan El Şara'dır, Suriye rejimidir. Onların arkasındaki o sahtekar, o ikiyüzlü güçlerdir. Emin olun ki Kürtler ne bu saldırıları ne o saldırıların arkasındaki güçleri unutmayacaktır. Bu Kürt karşıtlarını, bu Kürt düşmanlarını unutursak kalbimiz kurusun.

İktidar medyası algı oluşturuyor, Kürtlerin kimliğini tehdit olarak gösteriyor 

İktidar medyası algı oluşturuyor. İktidar medyası, orada Kürtlerin dilini ve kimliğini tehdit olarak göstermek istiyor. Asıl tehdit olan Şara iktidarıdır. Bunu Türkiye kamuoyu çok iyi bilmelidir. Bir de utanmadan sabah akşam çıkıp kürsülerde “Türk-Kürt kader birliği yaptı” diyorlar. Sınırın ötesinde düşmanlık yaptığın Kürt'le nasıl bir kader birliği yapmışsın? Bir taraftan burada barış elini uzatacaksın, diğer taraftan Rojava'da yaşayan halkımızın katledilmesine çanak tutacaksın. Sonra da Kürt-Türk kader ortaklığı yaptı diyeceksin. Bu riyakarlıktır, sahtekarlıktır. Bu riyakarlıktan bir an önce herkes vazgeçmelidir. 

Teslimiyeti dayatıyorlar; Kürtler bin yıldır teslim olmadı, olmaz! 

“Kader birliği” diyor Devlet Bahçeli. Biz de kendisine diyoruz ki böyle kader birliği mi olur? Kürt'ü düşman gören, Kürt'ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt'ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Kürt'ün kaderi neden kimliksiz olsun Sayın Bahçeli? Kürt'ün payına niye statüsüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün? Recep Tayyip Erdoğan da “Kavmiyetçilik bizim kadim kültürümüzün reddettiği bir hastalıktır” diyor. Soruyorum Erdoğan'a: Kavmiyetçilik bir hastalıksa niye senin bakanın çıkıp “Suriye Arap Cumhuriyeti” diyor? Bundan iyi kavmiyetçilik olur mu? Önce kendi içinizdeki bu hastalığı ortadan kaldırmaya çalış. Numan Kurtulmuş, “Kürtlerin onuru, Türklerin gururudur” diyordu. Hadi oradan hadi! Kürt'ün onurunu Rojava'daki insanları katliamla karşı karşıya getirerek mi sağlayacaksın? 10 gündür Rojava'da insanlar katlediliyor. O Selefiler, o cihatçılar Kürt kadınlarının başlarını kesiyor. Niye sesini çıkarmıyorsun? Niye itiraz etmiyorsun? Niye bir şey demiyorsun Sayın Kurtulmuş? Ancak Kürtlere teslimiyet dayatıyorlar. Kusura bakmayın, bin yıldır Kürtler teslim olmadı, şimdi asla olmaz!

Nahçıvan'daki Azerilere özerklik, Kürtler kimliksizlik diyeceksiniz!

Nahçıvan'daki Azerilere özerklik, Kuzey Kıbrıs'taki Türklere devlet, Kürtlere statüsüzlük, kimliksizlik diyen herkes riyakardır, Kürt düşmanıdır. Bu, tarihe böyle geçecektir.
Kürtler kimliksiz, statüsüz yaşasın diyeceksiniz. Bir de kardeşiz diyeceksiniz. Yeter! Kürt'e karşı yaptığınız hamaset yeter. 

Sayın Bahçeli “PKK'nin kurucu önderi” diyor ama onun dediğini yapmıyor

Değerli halkımız, barış herkese kazandırır. Şu anda Rojava'daki düşmanlık kimseye kazandırmaz. Türkiye'de 25 milyon Kürt var. Bu düşmanlığı kabul etmiyor. Bunu unutmayacak. Grup toplantımızı yaptığımız bu saatlerde gençlere saldırıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik hakkımızı kullanıyoruz. Yetkilileri dikkatli davranmaya çağırıyorum. Saygılı olun biraz. Türkiye'nin 3. büyük partisi grup toplantısını yapıyor. Siz gençleri dövüyorsunuz, yerde sürüklüyorsunuz. Bunu kabul etmiyoruz. Sayın Öcalan en son, “Rojava'da Kürt kıyımından vazgeçin, diyalogla ve müzakereyle çözün” dedi. Ama onlar tam tersini yapıyor. Sayın Devlet Bahçeli “PKK'nin kurucu önderi” diyor ama onun dediğini yapmıyor, onun dediğini söylemiyor. “Her karışı temizlenmeli, kurutulmalı” diyor. Sen kuru temizleyici misin? O toprakların kadim halklarını hiç kimse ama hiç kimse ne kurutabilir ne temizleyebilir!

Gün, Rojava'daki Kürtlerle dayanışma günüdür

Dünyada yaşayan 50 milyon Kürt'e sesleniyorum: Gün birbiriyle kavga etme günü değil. Gün bu Kürt karşıtları karşısında bir olma, birlik olma, omuz omuza mücadele etme günüdür. Eksiklerimizi, yetmezliklerimizi konuşabiliriz ama gün katliamla karşı karşıya kalan Rojava'daki Kürtlerle dayanışma günüdür. Dayanışmayla bu katliamı önleyebiliriz. Dayanışmayla bu Selefileri durdurabiliriz. Kan döken, barış karşıtı olan bu güçleri dayanışmayla, mücadeleyle ancak yola getirebiliriz. Öfkenizi kendinize değil, Kürtlere düşmanlık yapanlara kusun. Öfkenizi kendinize değil; Kürtleri statüsüz, kimliksiz bırakanlara karşı harekete geçirin. 

Kimin kimi temsil ettiğinin hükmünü siz veremezsiniz

Bugün Bahçeli, “SDG Kürtleri temsil etmiyor” diyor. Ya beyefendiler kimin kimi temsil ettiğine de karar veriyor. Dilinizi konuşmayın, statünüz olmasın diyorlar. Şu şunu temsil etmez, bu bunu temsil etmez diyor. Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG, bal gibi de Kürtleri temsil ediyor. Alevileri, Türkmenleri, Êzidileri, seküler yaşamdan yana olan Arap halkını temsil ediyor. Özerk yönetim oradaki bütün halkları temsil ediyor. Kim kimi temsil ediyor, bunun hükmünü siz veremezsiniz. Biz diyor muyuz siz kimi temsil ediyorsunuz? Sandığı koysanız bu toplumdan rıza alabilir misiniz? Alamazsınız. Asıl siz temsil etmiyorsunuz. Vazgeçin lütfen. Kimin kimi temsil ettiği değil sorunumuz; Rojava'da bir katliam var, bir kıyım var ve onu önlemektir bizim sorunumuz. Gelin, birlikte Kürt katliamı karşısında duralım ve 25 milyon Kürt'ün soydaşlarıyla dayanışalım. Kürtler insanca yaşamak istiyor. Katledilmeden, güvenlik içerisinde yaşamak istiyorlar. Size tehdit olan Kürtler değildir; bu selefi güçlerdir, şu andaki yönetimdir, sizi ne zaman satacakları belli olmayan bu güçlerdir. Kürtler satmaz, ihanet etmez, çelme takmaz. Bir kez daha Nusaybin'den sesleniyoruz. Kürtler size muhatap beğendirmek zorunda değil. Her yerin bir muhatabı var, açıktır. O muhatapları dikkate alın. Temizleme, kurutma işlerinden vazgeçin. Bu dil, tehlikeli bir dildir. Kobanî, Qamişlo Kürt kentidir ve Kürt kentleri olarak kalmaya da devam edecektir. 

Qamişlo’ya sesleniyoruz: Biriz, birlikteyiz!

Bir çağrım da gerçek anlamda ümmet kardeşliğini savunan Müslüman kardeşlerimedir. Yani onları bu konuşmanın dışında bırakıyorum. Ya Kürt ümmet değil mi? Kürt’le de Kâbe’de yan yana, omuz omuza değil misiniz? Selahattin Eyyubi Kürtlerin atası değil mi? Bu dini korumak ve kurtarmak için kahramanca, fedakârca savaşan Selahattin Eyyubi'yi unuttunuz mu? Eyyubi’nin İslamiyet’i savunduğu topraklarda bugün onun torunları katlediliyor. Kimliksizliğe, statüsüzlüğe terk ediliyor ve siz susuyorsunuz. Evet, gerçek Müslüman kardeşlerim; bu katliama, bu kırıma sizlerin de ses çıkarmanızı istiyoruz. Kürt'ü katledenlerin partisinde, gazetesinde, işyerinde, televizyonunda çalışmayın. Bu yaşananlar bir güven testidir. Ümmet kardeşliği, zulme karşı durmaktır. Kürt katledilirken susmak değildir. “Kürt'ün dili haramdır” diyenlerin yanında durmak değil. 

Buradan Qamışlo'ya da sesleniyoruz: Biriz, birlikteyiz. Binê xetê serê xetê tune. Em yekin, em ê yekbin, em ê yek bimînin.

Tekrar emeğinize sağlık. Günlerce sokaklarda direnen halkımıza bin kez şükranlar olsun. Size layık olmak için gece gündüz durmadan çalışacağız. Dilinizi, kimliğinizi, onurlu eşit yaşamınızı sağlayıncaya kadar arkadaşlarımızla birlikte mücadele edeceğimizin sözünü veriyorum. Anneler merak etmeyin; biz güçlüyüz, biz inançlıyız, biz haklıyız, biz kararlıyız, biz kazanacağız!

20 Ocak 2026