Sağır ve CODA kadınlar da vardır

DEM Parti Kadın Meclisi Amed’de “Sağır ve CODA  Kadınlar da Vardır” başlığıyla bir etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlik temasının sağır ve CODA kadınlar üzerine olması birçok açıdan anlamlıydı. Zira sağlamcılık ideolojisiyle bile yeni yeni yüzleşilebildiği koşullarda, sakat hakları mücadelesinde de belli engel grupları ön plana çıkarılıyor.

DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Alınteri: DEM Parti geleneği, HDP Engellilik Manifestosu ile sağlamcılığa karşı mücadeleyi program haline getiren ilk siyasi parti. Ezber bozan bir engelli politikası. Bu politikanın size, partililere ve halklara yansımasını kendi gözleminiz üzerinden değerlendirebilir misiniz?

Halide Türkoğlu: HDP’den DEM partiye engelli komisyonunun yapmış olduğu politikalar parti içinde ve dışında, kamuoyunda ezber bozan olduğu kadar bir yüzleşmeyi, değişim ve dönüşümü sorumluluk haline getirmektedir. Dilin yeniden inşası söz konusu. Bugüne kadar her türlü ayrımcılık ve eşitsizliklerle mücadeleyi referans alan partimizin mücadelede daha geniş ve kapsayıcı bakış ve dili geliştirmesi gerektiğini komisyonumuz bize öğretmektedir. Çünkü biz bunu öğrenmeyi dert edinmemiştik. Ezber kodlarla engellilik alanına yaklaşım ya da salt bakım emeği üzerinden tartışma alanı olarak yoğunlaşmıştık. Çünkü siyaset de erkek egemen olduğu kadar sağlamcı ideolojinin her gün inşa edildiği, referans alındığı bir alan. Şimdi dilde değişimle başlattığımız bu yüzleşme ve farkındalık politikalara da yansıması gerekiyor. Parti toplantılarında, yerel yönetimler çalışmalarında hangi sözün hangi çalışmanın sağlamcı ideolojiye hizmet ettiği fark edildiğinde hemen hepimiz birbirimizi uyarabiliyoruz. Bu çok önemli. Çünkü sahici politika üretmek sağlamcı dille mücadeleyi gerektirir. Yine yönetim mekanizmalarında engelli bireylerin yer alması bu mücadele alanını daha çok tanımamızı sağlıyor. Politik özne olarak engellilerin varlığını salt temsil değil yeni yaşamın inşacıları/özneleri olarak alanları tanımanın farkındalığı artıyor. Yapılan eylemlerde sağlamcılık karşıtı dövizleri taşıyanlardan, siyaset de söz kuran eş genel başkanlardan her temsilcimizin cümle kurarken sağlamcılık siyasetinden arınmaya çalışması gerekiyor. En son yapılan etkinlikte de “Sağır ve CODA Kadınlar da Vardır” buluşmasında, birçok yöneticimiz CODA kadınlarla ilk defa tanıştı, CODA olmanın ne olduğunu öğrendi.

Her buluşma zihiniyet değişimine yol açıyor. Söz ve eylemde değişim var. Politika ve mekanizmlarda da bu değişimi daha çok ortaya koymalıyız.

Alınteri: Etkinlik sırasındaki konuşmanızda “engellilik bir kadın meselesidir” gerçekliğine vurgu yaptınız. Bu gerçekliği farklı yönleriyle özetleyebilir misiniz?

Halide Türkoğlu: Toplumsal cinsiyet ve engellilik derinleşen ayrımcılığın ve eşitsizliğin görülmek istenmeyen ama kadınların yaşamlarına çok yönlü değdiği iki kavramdır. Engelli kadınların maruz kaldığı çoklu şiddet biçimleri ile engelli çocuğu olan kadınların yaşadığı ayrımcılık, dışlanma, bakım emeği vs gibi sorunlar engellilik mücadelesini bir kadın mücadelesi haline getirmeyi zorunlu kılmaktadır. Beden politikaları, emek, demokrasi, kültür ve anadil mücadelesi nasıl kadınların mücadelesiyse görünmez kılınan engellilerin eşit ve özgür yurttaş olma hakkı kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin temel bileşenidir diye düşünüyorum. Anadilinde sağlık ve kamusal hizmet hakkı tüm kadınların hakkıdır. Örneğin İşaret dilinde sağlık hizmeti alamayan sağır kadınların sağlık ve beden hakları tüm kadınların mücadelesi olmak zorundadır. Sahici bir demokrasi ve hukuk için bu çerçevede mücadele etmeliyiz.

Kadınların yaşayabileceği bir ülke tahayyül ederken sağlamcı ideolojiyle yüzleşen ve değişim-dönüşümünde bunu referans alan bir demokratik ülkeyi birlikte inşa edebiliriz.

Alınteri: Kadın hareketinde engelli öznelere ve engelli kadınların taleplerine yeterince yer verilmeme sorununun nasıl aşılabileceğine dair düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

Halide Türkoğlu: Mücadele alanlarının birbiriyle daha çok temas etmesi gerekiyor. Biz temas ettikçe ne kadar çok eksiğimiz olduğunu öğrendik ve hala yolun başındayız. Dilde bir değişim sağladık. Ancak politika ve mekanizmalarda hala yeterli değiliz. Bunu da engelli öznelerle yan yana geldikçe daha çok öğreniyoruz ve birlikte mücadele etmenin bizi güçlendirdiğini, dayanışmanın ve gelecek umudumuzun daha çok büyüdüğünü fark ediyoruz. Kadın hareketinin de bu taleplere yer verebilmesi için engelli kadınlara alan açması gerekiyor. Engelli özneleri kadın hareketinin bir parçası olarak görmek ve bütünlüklü bir mücadele olarak ele alınması lazım. Bu haliyle metinlerde belki sorunlar ifade ediliyor ama eylem ve etkinlikler, 8 Mart ve 25 Kasımlar, hala engelli kadınların coşkusu ve isyanı ile buluşamıyor. Engelli kadınların politik özne olarak kadın mücadelesinde daha çok yer alması, kadın hareketlerin de daha çok yüzleşerek anlam ve yaşam inşasında buluşmaları ile aşılabilecektir.

Alınteri: Sizin eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Halide Türkoğlu: Son olarak sizlere ve engelli komisyonumuza çok teşekkür etmek isterim. Bu mücadele alanıyla tanışmak, hissetmek ve birlikte yol alabilmenin yollarını açmak çok kıymetli. Yolumuz biraz uzun ancak mücadele yoldaşlığımız bu mesafeleri kısaltacaktır. Zihinde değişim hepimizin yaşamını özgürleştirecektir.

***

Alınteri: Manifestonun yayımlandığı günden bu zamana politik alandaki ve güncel yaşamdaki dönüşümü özetler misiniz?

Hatice Betül Çelebi: Manifestonun yayınlanması öncelikle Engellilik mücadelemizin politik bir hatta taşınmasını sağlayan paradigmasal bir değişime neden oldu ki zaten öncelikli hedefimiz buydu. Tıbbi modeli referans alan resmi engellilik ideolojisini tartışmaya açan, mevcut ayrımcılığın politik düzlemde adını koyan, yeni bir kavram setinin oluşturulması sağlandı. Bu politik hat yazıldığı günden bugüne hem geneldeki hem de yerellerdeki yol haritamız oldu.

Manifesto ve sonrasında yayınladığımız Ayrımcı Tabirler Raporu, siyasal ve toplumsal alana dönük bir değişim ve dönüşüm çağrısı. Bunun için hem kendi yapılarımızın hem toplumsal alanın, özgürlükler alanında mücadele eden tüm demokratik kitle örgütlerinin hem de alanımızda mücadele yürüten sivil toplumun ve aktivist arkadaşların katılımıyla ortak zeminde sayısız çalıştay, panel, forum ve buluşma gerçekleştirdik. Bu yönüyle en büyük değişimlerden biri bedene ilişkin mevcut politikaların sadece engelli gruplar arasında kalmayıp toplumsal değişime muhtaç olduğu hakikatini ortaya çıkararak ve tüm toplumu bu mücadelenin bir parçasına dönüştürme çabamızla, engellilik mücadelesinin yalnızlığını gidermek oldu. Bu çalışmalar, kederli ve yaralı, farklı ayrımcılık ve onun şiddet biçimlerinin gadrine uğramışları bir araya getirirken farklı engel gruplarının da buluşmasına vesile oldu. Daha da güzeli yerel yönetimlerimizden sonra Diyarbakır’da Büyükşehir Engelli ve Yaşlı Daire Başkanlığımızın düzenlediği etkinliklere Türkiye’nin birçok ilinden gelen arkadaşlarımızın dahiliyeti, yereldeki çalışmaları, dönüşümleri, heyecanı ve umudu, sınırlarını aşan, dalga dalga yayılan, ortak bir sinerjiye dönüştürdü.

Manifesto’dan itibaren var olan Engellilik politikası ile DEM Parti, hem açığa çıkardığı paradigma hem de paradigmadan ete kemiğe büründürdüğü pratiklerle, sağlamcı ideolojinin karşısına, şüphesiz çok güçlü bir politik hat inşa etmek suretiyle öncülük yapmaktadır. Son zamanlarda takip ettiğimiz üzere bu hat, diğer siyasi partileri de değişim ve dönüşüme zorlamaktadır.

Alınteri: 3 Mayıs’ta düzenlenen Engelliler Onur Yürüyüşü ve yürüyüşün toplumdaki yansımasına dair düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Hatice Betül Çelebi: 3 Mayıs’ ta yaptığımız yürüyüş de aslında tıpkı manifesto gibi ezber bozmayı murad eden; söylemleriyle, var olan ritüellerle, atanmış, belli günlere sıkıştırılmış ve sorunlarımızı çözme işlevselliğinden çok uzaklaşmış günlere karşı bir tutum alma karalılığımızdı. Açıkçası hep bir hareketsizlik ve yetmezlikle özdeşleştirilmiş sağlamcı bakış için, ilkin bir yürüyüş fikri bazı çevrelerde, şaşkınlık ile karşılandı. Onun dışında özel sohbetlerde ve röportajlarda, neden bir onur yürüyüşü olduğu yönündeki merak ve sorular ise bizim şaşırdığımız konuydu. Zira “Neden Onur Yürüyüşü”  sorusunun kendisi yıllardır verdiğimiz mücadelenin onurlu ve özgür bir yaşam olduğu gerçeğini görmeyen, duygudaşlıktan çok uzak ezber ve üstten bir yerden geliyordu.

Yürüyüşümüz, tüm engel gruplarının katılım sağladığı, siyasal ve toplumsal alanın bir araya geldiği, olumsuz hava koşullarına rağmen oldukça kitlesel ve coşkulu geçti. Yine tüm farklı illerden katılımlarla hem fiziksel olarak hem de duygusal olarak tüm Türkiye’yi yanımızda hissettiğimiz, katılan herkesin çok mutlu ayrıldığı, eşsiz bir gün oldu.

Yürüyüşün kendisi gibi yürüyüş esnasında taşınan dövizler de ilkti. Bizim için eşsiz olan bu etkinliği, önümüzdeki günlerde, dövizleri, konuşma içerikleri ve resimleriyle yürüyüş kitapçığı olarak bir hafızaya dönüştüreceğiz.

Alınteri: Çalışmanız geleneksel engelli hareketinin aksine görünmez engellilik türlerini ve çeşitli engel gruplarını kapsıyor. Sağır ve CODA kadınlarla ilgili bu etkinlik de böyle bir kapsayıcılığın ürünü. Anti sağlamcı bir engelli olarak etkinliğe dair fikirlerinizi alabilir miyiz?

Hatice Betül Çelebi Sizin de belirttiğiniz gibi şu ana değin yaptığımız tüm çalışmalarda hem farklı engel gruplarını hem de farklı toplum kesimlerini bir araya getirmeye çalışıyoruz. Zira sağlamcı eğitim sistemi ve onun yaklaşım biçimleri birçok engel grubunu hem toplumdan hem de kendi içlerinde birbirinden ayırarak izole ediyor. Nitekim uzun yıllar engellilik dendiğinde, toplumun kahir ekseriyetinin zihninde, tekerlekli sandalye kullanıcısı, beyaz ve orta yaş üstü bir erkek resmi canlanıyor. Oysa ki engellilik, toplumun kendisi gibi rengarenk bir insanlık bahçesi. Her engel grubunun, yaşın, cinsiyetin kendi biricikliği ve özgünlükleri var. Hal böyleyken öznelerin kendi sözü ve bu sözü kendilerinin söylemesi gerektiğinin ne denli önemli olduğunu görünür kılmak bizim için çok önemli. Yine manifestoda özellikle belirttiğimiz gibi engellilik aynı zamanda bir kadın mücadelesi. Halihazırda yaşamı her yönüyle kuşatan, tahakküm ederek kendini var eden iktidar zihniyeti, hem cins hem de tamlık üzerinden kendi normunu kutsuyor. Bu nedenle her zaman kadın ve engellilik mücadelesinin kesişimselliğini gören ortak bir mücadeleyi savunuyoruz. Zira kendi mecralarında akan bu ırmakları birleştirmek, her iki alanın gücünü daha da büyütürken, demokratik toplum inşasındaki çabamızı tam bir hakikat arayışına dönüştürecektir.

Kadın mücadelesi tarihinde bu iki alanın buluşmasını sağlayan öncülüğü DEM Parti Kadın Meclisi olarak geçtiğimiz Temmuz ayında, Ankara’da yaptığımız “Kadınlar Sağlamcılığı Konuşuyor” panel forumu ile yapmıştık. “Sağır ve CODA Kadınlar da Vardır” mottosuyla bu bağlamdaki ikinci buluşmamızı gerçekleştirmiş olduk.

Hepimiz için çok öğretici ve duygusu çok yoğun bir buluşma oldu. Zira zaman zaman engelli grupları arasında da yalnızlaştırılmış bir topluluk sağırlar. Bunu ilk kez hissettiğim an, Diyarbakır’da yaptığımız Kent Beyannamesi lansmanı günü olmuştu. Lansmanı izlemeye gelen genç sağır bir kadın arkadaş, işaret dili tercümanı arkadaşımız aracılığıyla, “Sözümüz olun, bizi unutmayın” dediğinde, bir yandan bu sözü alıp bir emanet gibi taşımanın sorumluluğunu yüklenme görevi mıh gibi kalbime kazınmış, diğer yandan sağırların sözünü ne kadar unuttuğumuz gerçeği de bir sızı olarak içime işlemişti. Elbette ben o anı da arkadaşı da sözü de asla unutmadım. Bu sözü taşımak benim için çok kıymetliydi. Ancak benim için sözü taşımaktan da kıymetli olan, sağır kadınların kendi sözlerinin kendilerinden duyulmasını sağlayacak imkanları yaratmaktı. Pazar günü bu düşü hayata geçirebilmek gerçekten uzun zamandır yaptığımız çalışmalar içinde bambaşka bir mutluluktu diyebilirim kendi adıma.

“Sessizlik eksiklik değil bir kimliktir”, yürüyüş dövizlerimizden birisiydi sağırlar tarafından önerilen. Bu buluşmada sessizliğin sesini duyma ve derinliğini idrak edebilme deneyimi yaşadık hep birlikte ve deneyimin hepimize ne kadar iyi geldiğini.

Alınteri: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Hatice Betül Çelebi: Mesnevi’den bir alıntıyla bitireyim: Bir derviş hocasına sorar: “İnsanları nasıl anlayabilirim?” Cevap şöyledir: “Önce onların sana benzemediklerini kabul et! İnsanların sana benzemesini beklersen hayal kırıklığı yaşarsın. Onların kendileri olmasına izin verirsen hikayelerini duymaya başlarsın.”

İnanıyorum ki toplum olarak farklılıklarımızın kabulüne ve birbirimizin hikayelerini daha çok dinlemeye ve dinlediklerimizi duymaya ihtiyacımız var.

3 Haziran 2026