Temelli: Savaşın bir an önce sonlanması ve İranın demokratik bir rejime kavuşması en büyük temennimizdir

Grup Başkanvekilimiz Sezai Temelli, Meclis'te basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Temelli, şunları söyledi:

Kadına yönelik şiddet ve cinayetler artıyor

Dün 8 Mart’tı. Dünya Emekçi Kadınlar Gününde bütün alanlarda, sokaklarda kadınlar vardı. Kadınlar erkek egemen dünyaya, baskıya, şiddete, sömürüye karşı alanlarda en güçlü mücadeleyi bir kez daha ortaya koydu. Bu mücadeleyi saygıyla kutluyorum. Bu mücadele önemli. Özellikle bizim ülkemizde önemi her geçen gün daha çok artıyor. Çünkü kadına yönelik şiddet ve cinayetler artıyor. Bununla ilgili her geçen gün yeni vakalarla karşı karşıya kalıyoruz. Bildiğiniz gibi en son Fatmanur Çelik ve kızının katledilmesini gördük. Bu, intihar gibi gözükse de bir katliam. Kadına yönelik şiddetin bir başka yüzünü bir kez daha orada gördük. Buna karşı bir kadın partisi olarak mücadelemiz sürüyor.

Meclis kadın cinayetlerindeki vahim tabloyu inatla konuşmuyor

Geçen hafta boyunca Meclis’te önergeler verdik. Salı günü kadın cinayetlerine yönelik bir önergemiz vardı. Tahmin edebileceğiniz gibi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Çarşamba günü kadın sağlığına yönelik bir önergemiz vardı. Yine reddedildi. Perşembe günü kadın istihdamına yönelik bir önergemiz vardı. O da reddedildi. Her üç alanda çok vahim gelişmelerin yaşandığı bir ülkede olmamıza rağmen bu konuları konuşmak istemeyen bir meclis var karşımızda. Bakın, kadın cinayetleri diyoruz. Sadece bu yılın 70 günü içerisinde resmi rakamlara göre 67 kadın katledildi. Şüpheli ölümler buna dahil değil. Kayda geçmeyenler buna dahil değil. Dolayısıyla tablo bu kadar vahim ama Meclis bunu inatla konuşmuyor. 

53 merkezde Newroz buluşmalarımız gerçekleşecek

Bugün sabah saat 11.00'de Amed'de, saat 13:00'de de İstanbul'da Newroz Deklarasyonu Eş Genel Başkanlarımız tarafından kamuoyuna açıklandı. Diğer partiler, bileşenlerimiz ve ittifaklarımızla beraber bu yıl Özgürlük ve Demokrasi Newrozu Deklarasyonunu açıklamış olduk. 53 merkezde Newroz buluşmalarımız gerçekleşecek. Newrozlarımız bizim mücadelelerimizin taçlandığı buluşmalardır. Yine alanlarda demokrasi ve özgürlük için yan yana geleceğiz ve dayanışmamızı en güçlü bir şekilde ortaya koyacağız. Buradan herkesi, tüm Türkiye halklarını, emekçileri ve kadınları Newroz alanlarında buluşmaya davet ediyorum. Orada yan yana gelelim; daha güçlü bir şekilde özgürlük ve demokrasi talebimizi dile getirelim.

Siyasetçilerin değil siyasete karşı olan güçlerin yargılandığı bir Türkiye istiyoruz

Bu ülkenin ne kadar çok demokrasiye, ne kadar çok özgürlüğe muhtaç olduğunu her geçen gün bir kez daha anlıyoruz. Bu sabah da Silivri'de bunu bir kez daha anlamış olduk. Evet, Silivri'de bir dava var ve dava sabah başlayamadı. İlginç bir şekilde milletvekillerini heyet dışarıya çıkarmaya çalıştı. Nasıl bir dava olduğunu gelin siz buradan anlayın. Biz bu davaları çok iyi biliyoruz. Çünkü bu kumpas davaları DEM Parti'ye çok kurulmuş davalardır. Bu davayı da bir kumpas davası olarak görüyoruz. Silivri Kaymakamı bile davanın görüldüğü yerde, yaklaşık 1 kilometrekarelik bir alanda basın açıklamalarına bile izin vermeyen kararlar almış. Neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Sayın Ekrem İmamoğlu ve 401 kişi yargılanıyor. Bu dava normal bir seyirde devam etse 12 yıl falan sürer. Dolayısıyla da bu davanın nasıl abuk sabuk bir kumpas davası olduğu buradan belli. Bir yıldır insanlar tutuklu. Tam 106 kişi tutuklu olarak bir yılını geçirmiş oldu. Bu tür davalardan Türkiye'nin kurtulması lazım. Türkiye bir hukuk devleti olmak zorunda. Türkiye yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına kavuşmak zorunda. Eğer Türkiye bunu başaramazsa biz daha çok kumpas davalarıyla karşı karşıya geliriz. Siyasetçilerin değil siyasete karşı olan güçlerin yargılandığı bir Türkiye istiyoruz. 

Savaşın bir an önce sonlanması ve İran'ın demokratik bir rejime kavuşması en büyük temennimiz

Yanı başımızda bir savaş var. Savaş en büyük kötülüktür. İlk günden beri biz, bölgemizin barışa ve huzura kavuşması için mücadele veriyoruz, siyaset yürütüyoruz. Bunu Türkiye'de de Suriye'de de Irak'ta da bugün İran'da da savunduk, savunmaya da devam edeceğiz. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarının barış ve huzur içinde yaşayabilmesinin gereği neyse onun yanında yer almaya devam edeceğiz. Bugün tıpkı coğrafyanın diğer kesimlerinde olduğu gibi İran'daki halkların da savaş zulmü altında ezildiğini görüyoruz. Savaşın bir yanında otoriter İran rejimi var; yıllardır İran halklarına, Kürt halkına yaptığı zulümle anılan bir rejim. Savaşın diğer yanında ise emperyal güçler var. Dolayısıyla, sistem kendini savaş üzerinden yeniden üretirken ezilen ve kaybeden yine halklar oluyor. Evet, çok ciddi vakalar söz konusu, katledilen çocuklar söz konusu. Ama şunu da biliyoruz ki bir ülke demokrasiye ve hukuka kavuşmadığı sürece savaşların mecrası olmaya devam edecektir. Bu savaşın bir an önce sonlanması, İran'ın demokratik bir rejime kavuşması ve bölgenin topyekün huzura kavuşması en büyük temennimiz, dileğimiz.

Kendi milli parklarına değer vermeyen anlayış yine bir yasayla karşımızda

Meclis gündemine gelirsek, biliyorsunuz Meclis’te Milli Parklar Kanunu var. Haftalardır devam eden bir kanun. Bu hafta da yine öncelikli olarak bu kanun görüşülecek. Tabii adı “Milli Parklar Kanunu” fakat milli park deyince ne anlıyorlar açıkçası merak ediyoruz. Dolayısıyla bir milli park mefhumu yok iktidarda. Milli parkları, millet bahçesi sanıyorlar. Dolayısıyla da millet bahçesine nasıl yaklaşıyorlarsa milli parklara da öyle yaklaşıyorlar. Oysa milli parklar koruma altında olması gereken yaşam alanlarıdır. Bir ülkenin titizlikle korumaya çalışması gereken alanlardır. Biz ticarete açıyoruz, millet bahçesi gibi biletini alan gelsin mesire yapsın istiyoruz. Orada ticari işletmelere ruhsat vermeye çalışıyoruz. Enerji nakil hatlarını oradan geçirmeye çalışıyoruz. Yani bir milli parkta olmaması gereken ne varsa bu yasayla hayata geçmesi için çabalıyoruz. İşte böyle bir ülke var. Kendi milli parklarına değer vermeyen bir anlayış bu yasayla bir kez daha karşımızda. 

Emekli ve emekçilerin hakkını vererek toplumsal barışı sağlayabilirsiniz

Sonrasında ne gelecek? Yine bir torba yasa Plan Bütçe Komisyonundan geçti. Olması gereken hiçbir şey yok. Beklentiler neydi? Bir kere emekli ikramiyeleri. Bayramlarda verilen emekli ikramiyelerinde artış olamayacağı söylendi. Savaş bahane edildi, kriz bahane edildi. Oysa Türkiye zenginler kulübüne girmişti. Peki, Türkiye'de zenginler kulübüne kim girmiş? Sermaye sınıfı. Türkiye'de hala yoksul olan kimdir? Emekçilerdir, emekliler. Dolayısıyla emekçiler, emekliler bu kulübe giremediler. Onların sofralarına baktığımızda bunu görmemiz mümkün zaten. Ramazan ayında siz emeklilerin sofrasına gittiğinizde neyi görüyorsunuz? Bugün bir emekli bize mesaj yollamış. Mustafa Keskin. “Benim emekli sofram 50 lira. Sofrasında bir çorba, yarım ekmek, biraz da salata var. 50 liraya mal edebiliyorum. Daha fazlasını almaya gücüm yok” diyor. Tabii Meclis’te meşhur bir iftar üzerinden çok muhabbet yapıldı. Kimsenin yediğinde içtiğinde gözümüz yok. Bu han-ı iştiha sizin, yiyin ama başkalarının hakkını çalarak yemeyin. Emeklilerin hakkını gasp ederek bir şey yemeyin. Emeklinin hakkını vererek, emekçinin hakkını vererek ancak toplumsal barışı sağlayabilirsiniz. Emeklinin masasında bir şey yok. Olması gerekeni yapmak için çalışması gereken Meclis, getirdiği bu torba yasada yine emeklileri görmedi. 

Yasada BAĞ-KUR’luların prim adaletsizliği giderilmedi 

Öğrenci affı da vardı, beklenti bu yöndeydi. Bu yasada gelecekti, öğrenciler bekliyordu. Bu da yok. BAĞ-KUR prim adaletsizliği var. Bu konuda bir düzenleme için söz verilmişti BAĞ-KUR’lulara. Fakat onu da bu yasada göremedik. Ne var yasada? Cumhurbaşkanına yetki var. Her zaman olduğu gibi. Özellikle işsizlik sigortası primlerinde %50'ye kadar indirim ya da artış hakkı cumhurbaşkanına veriliyor. Bu tür bir yetkinin verilmesi aslında mutabakatın tek taraflı yok sayılmasına neden oluyor. Çünkü sonuçta işsizlik sigortası, işsizlerin hakları açısından kurulmuş bir fondur. Bu fonun kaynakları ve nasıl olması belliyken, bu tür keyfi uygulamalara neden cevaz veriliyor anlamakta zorluk çekiyoruz. 

Şimşek öyle bir kara delik yarattı ki “Dezenflasyon Programı” ile artık yama da tutmuyor

Yine yasada kripto ile ilgili vergi düzenlemesi var. Aslında bunun bir kod yasayla yapılması gerekir. Genel anlamıyla Vergi Usul Kanununa uygun düzenlenmesi gerekirken burada yine aceleye getirilmiş bir düzenleme var. Taşınmazların satışı var. Yine aynı şeyi görüyoruz. Böyle bir hakkın kamu kurumlarına devredilmesi kabul edilebilir bir şey değil. Özelleştirme zihniyetinin hala devam ettiğini görüyoruz. Ama neden bu tür yasalar son zamanlarda çok çıktı? Bunlar yama yasalar. Neyin yaması? Şimşek’in yamaları bunlar. Şimşek öyle bir kara delik yarattı ki “Dezenflasyon Programı” ile artık yama da tutmuyor. Dolayısıyla Meclis’ten toplumun beklentileri başka bir yerde, Meclis’in hayata geçirdiği yasalar başka bir yerde. Bu ikisi arasındaki fark kapanmadığı sürece Türkiye'deki yapısal sorunları çözmemiz mümkün değil. Mesela beklenti ne? Bir an önce özel yasanın gelmesi. Açıklamalar hep bayramdan sonrayı gösteriyor. 

Yargı Paketinde toplumun beklentilerinin yer alması önemli

Umarız “bayramdan sonra” lafı gerçek anlamda bir bayramdan sonraya tekabül eder ve hemen bu konuda adım atılır. Ne bekleniyor? İnfaz Kanununda düzenlenme bekleniyor. Şu anda cezaevinde olan herkesin beklentisi ayrımcılığı barındırmayan eşit bir infaz yasası. Diğer taraftan 12. Yargı Paketi konuşuluyor. Adalet Bakanı bu konuda kamuoyuna bir açıklama yaptı. Bu paketin içinde toplumun beklentilerinin yer alması büyük önem taşıyor ki ilk açıklamalardan biz bunu göremedik. İlk açıklamalardan gördüğümüz nedir? Çocukların cezalandırılması. Çocukları cezalandırarak bir ülkede suçu ortadan kaldırmanız mümkün değil. Daha önceki adalet bakanına da bunu defalarca izah ettik. Fakat maalesef suça sürüklenmiş çocukları hedefe koyan anlayışta bir değişiklik söz konusu değil. 

İnsanların sofrasında bir şey bırakmadılar

Gelelim ekonomiye. Evet, Şimşek’in yamaları tutmuyor. Yaklaşık 32 aydır bir program sürdürülüyor bildiğiniz gibi. İlk geldiklerinde dediler ki kur korumalı mevduat var, bununla ilgili tedbirler alıyoruz. Sonra depremle ilgili tedbirler alıyoruz dediler. Kuraklık oldu, kuraklıkla ilgili aldılar. Don oldu, donla ilgili tedbirler aldılar. Şimdi de duyduk ki savaşla ilgili tedbirler alıyorlarmış. Eyvah eyvah. Yani tedbirleri, Hazine ve Maliye Bakanının geçmiş tedbirleri gibi ise önümüzde bizi bekleyen çok ciddi bir kriz var demektir. Petrol fiyatları artıyor. Faizleri düşürmek artık mümkün değil. Aslında utanmasalar faizleri artıracaklar. Enflasyonda başarısız oldular. İlk iki ayın enflasyonu yüksek çıktı. Önümüzdeki birkaç ayda, özellikle de savaş devam ettiği sürece enflasyon yukarıya doğru hareketlenmeye devam edecek. Peki, neden program başarısız? Çünkü program doğru bir zemine oturmuyor. Yani esas vergilendirmesi gerekenleri vergilendirmiyor, esas bütçeyi kapatması gereken yerden bütçeyi kapatmıyor. Yoksullara ve emekçilere yüklene yüklene, “Tüketim enflasyonuyla mücadele edeceğiz” diye diye insanların sofrasında bir şey bırakmadılar. Ama program yine başarısız. Çünkü bir illüzyon yaratıyorlar. Bir illüzyonun içindeyiz.

Krizi önlemenin yolu yoksullara, emekçilere, kadınlara, gençlere yüklenmek değildir 

Dövizi baskılayarak, kara ekonominin önünü açarak bu programın başarılı olması zaten mümkün değil. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmeniz gerekir. Adaletli bir vergi sistemi kurmanız gerekir. Gelir ve servet dağılımını adaletli bir hale getirmeniz gerekir. Bunların hiçbirini hayata geçiremediğiniz sürece hiçbir programınızın başarılı olması da mümkün değil. O yüzden bir kez daha DEM Parti olarak önerimizi yineliyoruz. Evet, bir kriz var, ve bu kriz büyüyecek. Savaşla beraber daha da büyüyecek. Bu krizi önlemenin yolu yoksullara, emekçilere, kadınlara, gençlere yüklenmek değildir. Bir an önce bir ek bütçe yaparak, adaletli bir vergiyle sermayeyi vergilendirerek yaşadığımız bu sorunları aşmaya yönelik bir adım atmaktır. Çağrımız bu yöndedir. Geç kalınmaksızın bir ek bütçenin Meclis’e gelmesini bekliyoruz.

9 Mart 2026