Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu'nun kadın istihdamına ilişkin TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşma:
Kadın istihdamında yaşanan eşitsizliklere dair Genel Kurula sunduğumuz önerge üzerine konuşacağım.
Konuşmama başlamadan önce eve içi emeği, işi, hakkı için mücadele eden; tarlalarda, fabrikalarda, atölyelerde emek sömürüsüne karşı direnen, grevlere öncülük eden tüm kadınları saygıyla selamlıyorum.
Bu ülkede kadın istihdamı eşitsizlik, sömürü ve yok sayma rejimi üzerinden inşa edilmiştir. Tüm kadınların gördüğü, yaşadığı ama erkek egemen sistemin görünmez kıldığı emeğin adı kadın emeğidir.
Evde görünmeyen bir emektir bu. Güvencesiz işlerde yere batan güvenceli işlerde cam tavana çarpan kadın gerçekliğidir bu.
Kadın istihdamı verileri ortadadır. Her türlü ev işi sorumluluğu, yaşlı, çocuk, engelli bakımı omuzlarına yüklenen kadınlara bir lütuf gibi sunulan ücretler, kadın emeğinin nasıl değersizleştirildiğinin göstergesidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı iş bölümünün nasıl tekrar tekrar üretildiğinin resmi; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kadınlara sunduğu, kısa vadeli, güvencesiz istihdam projeleridir. Ev temelli çalışan, çalışmak zorunda kalan kişilerin yüzde 89’u kadındır. Evde bakım hizmeti adı altında kadınlara sunulan ödenek ise 13 bin 878 lira. Bu verinin bakanlığın web sitesinde durması bizler için isyanın, Bakanlığın ise utanç belgesidir. Bu ülkede her 10 kadından sadece 3’ü istihdam edilirken ben şu soruları iktidarınızın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sormak istiyorum.
- Kadını güçlendirmeye dönük istihdam projelerinizde kaç kadın kalıcı olarak çalışma hayatına girdi?
- Kaç kadın bu projelerde yer almasına rağmen güvencesiz, esnek ve yarı zamanlı çalışmak zorunda kaldı?
Bu soruların cevabı belki bu ülkedeki kadın yoksulluğunun geldiği boyutu gerçek anlamıyla ortaya koymayacak.
Ama kadın emeğinin nasıl değersizleştirildiğinin, kadın yoksulluğunun nasıl bir kadermiş gibi sunulduğunun itirafını almış olacağız. Ben buradan bir kez daha söylüyorum. Bakım emeği kadınların doğal görevi değildir, ev içi emeğin görünür kılınması bu iktidarın kadınlara borcudur. Kamusal hizmet olmasını engellemeniz kadına yüklediğiniz anlamı ortaya koymaktadır.
Kayıt dışı çalışan kadınların oranı yüzde 30’dur. Bunun anlamı toplumun yarısı olan kadınların güvencesiz işlerde, emekli hakkı ve sendika hakkı olmadan çalışmak zorunda bırakılmasıdır, iş cinayetlerine kapı aralamaktır. Kocaeli’ndeki parfüm deposunda yanarak katledilen 6 kadının hikayesi, bu ülkede yoksulluktan kaynaklı kayıt dışı çalışmak zorunda kalan yüzde 30’luk kesimin hikayesidir aynı zamanda.
Aylık 5 bin ile 7 bin 500 lira arasında değişen ücretlerle geçim yapılması beklenen engelli kadınların hikâyesidir. Neredeyse hiçbir ihtiyacını karşılayamayacak bu ödenekle engelli kadınların sorunlarını gideremezsiniz. Engelli kadınların asıl ihtiyacı, toplumsal ve kamusal alana eşit bir şekilde katılmaktır.
Kadınların istihdamının önündeki sorunlar saymakla bitmediği gibi istihdam alanındaki kadının yaşadığı eşitsizlik, ayrımcılık da bitmiyor. İş yerleri kadınlar için mobbing alanı hâline dönüştürülmüş, şiddet alanı hâline gelmiştir. Erkek egemen kodlarla şekillendirilen kamusal alanın her mekanizması kadınlar için neredeyse şiddetin üretildiği mekanlar hâline getirilmiştir. Eğitim emekçisi Fatma Nur Çelik bu kamusal alanda beslenen şiddetin hedefi olmuştur.
Fatma Nur öğretmenin iktidar tarafından duyulmayan çığlığı başka bir adalet arayışçısı Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra'nın yaşamına mal olmuştur. Fatmanur Çelik'in ölmeden önce söylediği şu sözler bu ülkede kadın yoksulluğuyla beraber gelen şiddetin özetidir: "Bu kadar doktor raporu varken, bu kadar mücadele ederken neden evladımın elimden alınmasıyla tehdit ediliyorum. Yanında olması gerekenler neden karşımda duruyor? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?" dedi.
Konuşmamı sonlandırırken Fatma Nur öğretmen ve Fatmanur Çelik’in adalet mücadelesini omuzlayacağımızın sözünü yineliyoruz.
Kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin simgesi olan 8 Mart’a giderken kadın yoksulluğuna, işsizliğine, emek sömürüsüne, erkek devlet şiddetine karşı isyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı inşa edeceğimizin sözünü tüm kadınlara veriyoruz.
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Jin Jiyan Azadî!
5 Mart 2026
