Türkoğlu: Kadınların onurlu barıştaki ısrarı karşısında hiçbir abluka duramaz

Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Diyarbakır il binamızda gündeme ilişkin basın toplantısı düzenledi. Türkoğlu, şunları söyledi:

Yılın ilk ayını geride bırakırken dünyada, bölgede ve ülkede yaşanan gündemleri Kadın Meclisimiz adına değerlendireceğiz. Konuşmama 6 Şubat Depreminin yıl dönümünü hatırlatarak başlamak istiyorum. Kaybettiğimiz yaşamların anısı ve hakkı için unutmayacağız. Depremin bir felakete dönüşmesinde bu ülkeyi yönetenlerin sorumluluğunu unutmayacağız. Deprem bölgelerinde çocuklar ve kadınlar hala elektriksiz, susuz. Barınma sorunu devam ediyor. Geride bıraktığımız üç yıla rağmen, bu sorunları çözmek istemeyen iktidarın rantçı aklından vazgeçmediği ortadadır. Depremle birlikte derinleşen yoksulluğa ve eşitsizliğe, kadınların ve çocukların her türlü hakkının görünmez kılındığı bu düzene karşı dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek zorundayız. Yıkılan binalarla 55 bine yakın insanın katledildiği gerçeği ile cezasızlık politikalarının gerçekliği bir utançtır. İnsanlığa karşı bir utançtır. Ki bu utanç bu iktidarın yargısında yoktur. Deprem zamanı kaybolan çocukların akıbetini aydınlatmayan iktidarın, kurumlarının sessizliğini kabul etmedik, etmeyeceğiz.

Kayıp çocuk verisi tutmayan iktidar, “Kayıp çocuk yoktur” diyerek bu işin içinden çıkamaz

Tüm dünyada konuşulan Epstein davası ve belgeleriyle tekrar gündeme gelen kayıp çocukların akıbeti, insan ticareti, çocuk istismarı ve fuhuş ağı… Devletleri yönetenlerin, siyasetçilerin, bilim insanlarının, sanatçıların ve istihbaratçıların nasıl rol aldığını gözler önüne sermiştir. Bugüne kadar kayıp çocuk verisi tutmayan iktidar, “Kayıp çocuk yoktur” diyerek bu işin içinden çıkamaz. Devlet denetiminde olan yurtlardan çocuk yuvalarına kadar organize bir şekilde fuhuşa sürükleme yokmuş, insan ticareti yokmuş gibi kimse davranamaz. Bana bir şey olmaz diyen zihniyetin arkasındaki güç tam da Epstein belgelerinde kendini kanıtlamıştır. Bu kirli yozlaşmış düzeniniz batsın diyoruz. Bu çürümüş ve yozlaşmış zihniyet, bugün Ortadoğu’yu savaş coğrafyasına çevirerek sistemini ayakta tutmaktadır. Kadınların ve çocukların yaşamlarından, kanlarından beslenmektedir.

Taliban rejimine karşı Afganistanlı kadınlarla dayanışmaya çağırıyoruz

Kapitalist erkek egemen iktidarların jeopolitik çıkarları, yeni enerji hatlarına ulaşma istekleri ve bunlar üzerinden kurdukları kirli ittifaklar aynı zamanda kadın düşmanı ittifaklardır. Özellikle Ortadoğu’yu bu çıkarlar üzerinden dizayn etme girişimleri, erkek egemen ulus-devlet anlayışıyla kadına yönelik şiddet, katliam ve baskıyı körükleme üzerinden şekillenmektedir. Nitekim Afganistan’dan Suriye’ye, bu güçlerin desteğiyle iktidara gelen rejimlerin kadınlara karşı işlediği suçlar tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmektedir. Nasıl bir Ortadoğu yaratmak istediklerinin resmi bugün Afganistan’da Taliban rejimi ile ortaya konulmuştur.

Afganistan’da Taliban rejiminin yayınladığı yeni yargı yönetmeliği, aynı zamanda kadınlara savaş açan bir yönetmelik olmuştur. Kız çocuklarının okula gitmeleri yasaklanmıştır. Afganistan’da kadına yönelik şiddetin suç sayılmayacağı bir düzen yasallaştırılmıştır. Köleliğin yasallaştığı bu düzene karşı “Afganistanlı kadınlar yalnız değildir” diyerek dayanışmamızı büyüteceğiz. Ne Afganistan’da ne de başka bir yerde bu kölelik düzenine karşı sessiz kalmayacağız. Tüm dünya kadın örgütlerini, tüm hak örgütlerini faşist Taliban rejimine karşı Afganistanlı kadınlarla dayanışmaya çağırıyoruz.

Taliban rejimi de Molla rejimi de Jin Jiyan Azadî felsefemiz karşısında yenilecektir

İyi bilinsin ki Taliban rejimi de Molla rejimi de Jin Jiyan Azadî felsefemiz karşısında yenilecektir. Her türlü zulme, işkenceye ve katliama rağmen, yoksulluğa, işsizliğe ve sömürüye karşı İran’da direnen, sokaklara çıkan milyonlarca insana öncülük eden bu felsefedir. Jin Jiyan Azadî felsefesi etrafında kenetlenen kadınların inancıyla bu eylemler başarıya ulaşacaktır. İran’da ezilen halkların, kadınların sokaklara taşan ve dinmeyen öfkesi zulme karşıdır, eşitsizliğe karşıdır. Molla rejimi bir kez daha tarafını demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana değil; protestoları sindirmek için kadın düşmanı, faşist uygulamalardan yana koymuştur. İnsanlığa karşı suç işlemeye devam etmektedir. İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansının yayınladığı verilere göre; 20 binin üzerinde insan bu protestolarda katledilmiştir ve her geçen gün bu sayı artmaktadır. Protestolarda gözaltına alınan en az 150 kadın, cezaevlerinde işkence ve açlıkla sindirilmek isteniyor. Tutsakların içme suyu dahi kısıtlanıyor. Tüm bu uygulamaların ve şiddetin artmasının temelinde Jin Jiyan Azadî felsefesinden duydukları korku vardır. İyi bilinsin ki İran’da yükselen Jin Jiyan Azadî isyanı bizlerin de isyanıdır. Özgür ve eşit yaşam talebiyle mücadeleyi büyüten kadınların isyanıdır. Baskıcı ve otoriter rejim, bu isyan karşısında daha fazla kalamaz; İranlı halklar ve kadınların mücadelesi kazanacaktır. İran’da rejimin yapması gereken demokratikleşmektir ve kadınların haklarını iade etmektir. Aksi her durum kaosu beslemekten öteye geçmeyecektir. Bu topraklarda kaoslar yaratarak kadınların haklarının ve kazanımlarının hedef alınmasına geçit vermeyeceğiz.

Suriye’de tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi bir model oluşturulmak istendi

Bundan 13 yıl önce IŞİD çetelerinin saldırılarına karşı topraklarını savunarak Rojava Kadın Devrimini gerçekleştiren ve tüm dünya kadınlarına armağan eden Kuzey ve Doğu Suriye Modelini sonuna kadar savunacağız. Afganistan’da, İran’da beslenen kadın düşmanlığı Suriye’de de devrededir. Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte emperyal güçler tarafından yönetime getirilen HTŞ ve bağlı çeteler eliyle Suriye’de tekçi ve cinsiyetçi bir ulus-devlet yaratılmak istendi. Bu strateji halen devrededir. Suriye’nin dokusunu, demografisini ve çok kimlikli yapısını tekçilik üzerinden şekillendirmek için Lazkiye’de, Tartus’ta, Suveyda’da Alevi ve Dürzi halklara, kadınlara yönelik katliamlar gerçekleştirildi. Kadınlara burka dağıtılması, hilafet çağrılarının yapılması, özerk yönetimin halkların güvenliği için geri çekildiği yerlerde IŞİD bayrağının dalgalandırılması, genelgelerle kadınların hangi saatlerde nasıl giyineceklerine ve makyaj yapacaklarına kadar fütursuzca saldırıların gerçekleştirilmesi, Suriye’de nasıl tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi bir model oluşturulmak istendiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Suriye’de gerçekleştirilen saldırılara karşı ses yükselten kadınların yargılanması bu ülkenin utancıdır

6 Ocak’ta iki Kürt mahallesine yönelik gerçekleştirilen saldırılarla başlayan Rojava Kadın Devrimini boğma girişimi günlerce sürmüştür. Bu süre içerisinde IŞİD çeteleri eliyle kadınlara, kadın bedenine yönelik ağır suçlar işlenmiştir. Direnişçi kadınların bedenleri binalardan atılırken, saç örükleri kesilerek kamuoyuna servis edilmiştir. Çeteler eliyle kadınlara, kadın bedenine işkence edilirken, kadınları katledip saçlarını kestikleri görüntüler kamuoyuna servis edilirken tek bir ses çıkarmayan iktidar ve kurumları; bu katliamı protesto eden kadınları ise gözaltılarla, işten çıkarmalarla susturmak, sindirmek istiyor. Kocaeli’de sağlık emekçisi İkra Avcı’nın dayanışma için saçlarını örerek çektiği videoyu Jin Jiyan Azadî şarkısıyla paylaşması bu ülkede suç unsuru olarak görülmüştür. Kars’ta iki kadın aynı gerekçeyle evlerine yapılan baskınla gözaltına alınıyor. Buradan açık bir şekilde söylüyorum: Suriye’de Kürt kadınlara yönelik gerçekleştirilen saldırılara karşı ses yükselten kadınların yargılanması bu ülkenin utancıdır. Kadına yönelik şiddet ve katliamlara yaklaşımı göstermektedir.

Jin Jiyan Azadî pankartı yüzünden Belediye Eş Başkanlarımız gözaltına alındı

Belediye binalarına saç örükleri görseli ve Jin Jiyan Azadî pankartı asılan Malazgirt Belediye Eşbaşkanlarımız da gözaltına alındı. Bu iktidar şu soruların cevabını vermek zorundadır: Suriye’de çeteler eliyle kadınların katledilmesi suç değil midir? İşkence edilen kadın bedeninin binalardan atılması savaş suçu değil midir? Kadınların saçlarının kesilmesi ve bunun kamuoyuna servis edilmesi kadın düşmanlığı değil midir?  Bedenleri binadan atılan, saçları kesilerek servis edilen bu kadınlar dün 10 Ekim Katliamını, Suruç Katliamını, Antep Katliamını gerçekleştirerek bu ülkeyi karanlığa sürüklemek isteyen çetelere karşı direnen kadınlardır.

Kadınlar öncülüğünde yükselen tepkiler ve protestolar saldırıların önüne geçmiştir

Gelinen aşamada, dünyanın dört bir tarafında özellikle kadınlar öncülüğünde yükselen tepkiler, protestolar saldırıların önüne geçmiştir. Bu saldırıları durduran, başta Kürtler olmak üzere dünya halklarının mücadelesidir, Rojava’yı savunmadaki birliğidir. Kadın örgütlerinin, platformlarının, barış inisiyatiflerinin Rojava Kadın Devrimini savunmak için sınırlara yürüyerek ortaya koyduğu iradedir.

Mürşitpınar Sınır Kapısı derhal açılmalı

Bu irade bugün de günlerdir kuşatma altında olan Kobanî için ses yükseltiyor. Kuşatmanın kaldırılması, insani yardım koridorunun açılması için bizler bir kez daha yetkililere sesleniyoruz. Mürşitpınar Sınır Kapısı derhal açılmalıdır. Yardım tırları Kobanî’ye ulaştırılmalıdır. Burada yaşanan insanlık suçuna karşı sessiz kalmayacağız. İyi bilinsin ki Kobanî’nin ablukaya alınması, sadece insanların yaşam hakkını ablukaya almak değildir. IŞİD’in bu kentte yenilmesinin intikamıdır bu abluka. Bu ablukayı yıkacak olan da bizlerin Rojava Devrimine, Kobanî Direnişine olan inancımız ve mücadelemiz olacaktır.

Atılacak her adım, bu topraklarda onurlu barışın önünü açmak için olmalıdır

Kadınların onurlu barıştaki ısrarı karşısında hiçbir abluka duramaz. Bugün yaşadığımız coğrafyada Sayın Öcalan’ın çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci etrafında kenetlenen kadınların iradesi bunun göstergesidir. Bizler çağrının gereği olarak bulunduğumuz her yerde onurlu barıştaki ısrarımızı yineliyor ve bunun mücadelesini yürütüyoruz. Önemli eşiklerin aşıldığı çağrıyla birlikte gelinen aşamada somut adımlar atılmalıdır. Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmalıdır. Atılacak her adım bu topraklarda onurlu barışın önünü açmak üzerinden olmalıdır. Kürt halkının, kadınların özgürlük ve eşitlik talebi üzerinden olmalıdır. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki, bu ülkede kadına yönelik şiddet ve katliamlardaki artış savaş siyasetinden bağımsız değildir.

Şüpheli kadın ölümleri yoktur; aydınlatılmayan, üzeri örtülmek istenen kadın cinayetleri vardır

Bakın yılın ilk ayında 16 kadın erkekler tarafından katledildi. 39 kadının ölümü şüpheli olarak kamuoyuna yansıdı. Bunlardan biri Diyarbakır’da 13 gün sonra cansız bedeni bir dere kenarında bulunan Nimet Kılıç’tır. Ben buradan bir kez daha şunun altını çizmek istiyorum. Şüpheli kadın ölümleri yoktur; aydınlatılmayan, üzeri örtülmek istenen kadın cinayetleri vardır. Nimet’in ölümünün tüm yönleriyle araştırılması ve gerçeklerin açığa çıkarılması için bu davanın takipçisi olacağız.

Gözaltına alınan kadınlar özgürlük ve eşitlik mücadelesi yürüten kadınlardır

Özellikle ülkede barışın konuşulduğu, bunun mücadelesinin her alanda yürütüldüğü bir dönemde neredeyse her gün hak gasplarıyla karşı karşıyayız. Muhaliflere, gazetecilere, kadınlara yönelik baskılarla ve gözaltılarla karşı karşıyayız. Bileşen partimiz ESP’ye yönelik operasyonlarda Sosyalist Kadın Meclisleri Sözcüsü Tanya Kara ve üyeleri ile mücadele arkadaşlarımız gözaltına alınmıştır. 3 Şubat’tan beri gözaltında tutulan ve bugün mahkemeye çıkarılacak olan yoldaşlarımız uydurma gerekçelerle, algı operasyonlarıyla hedef alınmıştır. Gözaltına alınan kadınlar özgürlük ve eşitlik mücadelesi yürüten kadınlardır. Rant ve talan siyasetine karşı doğasını savunan ekolojistlerdir. Hakikatin peşinden koşan özgür basın emekçileridir. Emek sömürüsüne karşı direnenlerdir. Baskın yapılan kurumlardan biri olan Kaktüs Genç Kadın Derneğinde, cinsiyetçi ve tehdit içeren yazılamalar yaparak kadınlar tehdit edilmiştir. Bu yazılamaları yapan karanlık güçleri bizler çok iyi tanıyoruz ve uyarıyoruz. Dün olduğu gibi bugün de bu tehditlerinize kadınlar boyun eğmedi, eğmeyecek. İktidarı da uyarıyoruz. Örgütlü kadın mücadelemizin sindirilmesine yönelik gerçekleştirilen ve kumpasla düzenlenen gözaltılara derhal son verilmelidir. Mücadele arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır. Ben buradan sizler aracılığıyla gözaltında olan tüm kadın yoldaşlarımıza dayanışma duygularımı iletiyorum.

Migros depo işçisi kadınların talepleri taleplerimizdir

Bir diğer dayanışmayı büyüteceğimiz alanda elbette Migros depo işçisi kadınların direnişidir. Hak ve emek sömürüsüne, tacize, mobbinge maruz kalan kadın işçiler 12 gündür 10 ilde ve 12 depoda 7 bin işçinin direnişine öncülük ediyor. Bugün siyasi iktidar ve bağlı kurumlar işçilerin yaşadığı hak gasplarını önlemek yerine patronları koruyor. İşçiler kolluk tarafından ters kelepçeyle gözaltına alınıyor. Migros depo işçisi kadınların dayanışma çağrısına bizler de buradan bir kez daha ses veriyoruz. Sefalet zammına karşı 12 gündür hak ve emek mücadelesine öncülük eden Migros depo işçisi kadınların direnişini selamlıyor, talepleri taleplerimizdir diyoruz. İşçilerin yüzde 50 zam talebi yerine getirilmelidir. Keyfi uygulamalarla işten çıkarılan işçiler işe geri alınmalıdır. Banka promosyonları eksiksiz ve zamanında ödenmelidir. Sendikal haklar üzerindeki engellemeler derhal son bulmalıdır. Bizler nerede olursa olsun kadına yönelik şiddet, sömürü ve eşitsizliğin karşısında her zaman olduk ve olmaya devam edeceğiz. Yaşasın Kadın Dayanışması! Jin Jiyan Azadî!

5 Şubat 2026