Sermaye piyasalarındaki manipülasyon iddialarına ilişkin önergelerimiz

Grup Başkanvekillerimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, sermaye piyasalarında yaşanan manipülasyon iddialarının, yüz binlerce yatırımcının karşı karşıya kaldığı zararların, kamu kurumlarının denetim sorumluluklarının ve ortaya çıkan zararın kamu kaynaklarıyla karşılanması ihtimalinin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığına araştırma önergesi verdi. Grup Başkanvekillerimiz ayrıca Hazine ve Maliye Bakanı tarafından cevaplanması istemiyle soru önergesi verdi.

Araştırma önergesinde şu ifadeler yer aldı:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Sermaye piyasalarında yaşanan manipülasyon iddialarının, yatırım fonlarındaki yoğunlaşmaların, yüz binlerce yatırımcının karşı karşıya kaldığı zararların, kamu kurumlarının denetim sorumluluklarının ve ortaya çıkan zararın kamu kaynaklarıyla karşılanması ihtimalinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

GEREKÇE

Türkiye’de son günlerde sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, yalnızca belirli yatırım kuruluşları veya fonların mali yapısına ilişkin bir sorun olmaktan çıkmış, yatırımcıların tasarruflarının güvenliği, sermaye piyasalarının şeffaflığı, kamu kurumlarının denetim kapasitesi ve nihayetinde kamu kaynaklarının korunması bakımından ciddi soru işaretleri doğurmuştur.

Sermaye piyasalarının temel işlevlerinden biri, yurttaşların tasarruflarının güvenli ve şeffaf biçimde yatırımlara yönlendirilmesini sağlamaktır. Ancak özellikle düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde bazı yatırım fonlarının olağanüstü büyüklükte pozisyonlar oluşturması, bu hisselerdeki fiyat hareketlerinin şirketlerin temel ekonomik büyüklükleriyle açıklanamayacak boyutlara ulaşması ve fonlardan yoğun para çıkışlarının yaşanması sistemin nasıl işlediğine ilişkin kapsamlı bir araştırmayı zorunlu hale getirmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında 2025 yılının son çeyreğinden itibaren özellikle bazı serbest ve para piyasası fonlarında fiili dolaşım oranı düşük paylarda ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerinin gözlemlendiği dile getirilmiş, ayrıca bu gelişmelerin Finansal İstikrar Komitesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli toplantısında da gündeme geldiğini belirtmiştir.

Bugün itibariyle SPK tarafından alım satıma kapatılan ve tasfiye kapsamına alınan 7 portföy yönetim şirketine ait toplam 130 fonun büyüklüğünün yaklaşık 891 milyar lira olduğu ve bu fonlarda basına yansıdığına göre yaklaşık 353 bin ile 514 bin yatırımcının bulunduğu ifade edilmektedir. Rakamlar konusunda basına yansıyan bu farklılık dahi öncelikle kamu kurumları tarafından kaç yurttaşın, ne miktarda tasarrufunun ve hangi koşullarda risk altında olduğunun açık bir şekilde kamuoyuna açıklanması ihtiyacını ortaya koymaktadır. Burada söz konusu olan yalnızca profesyonel yatırımcıların sermayesi değil, iktidarın ekonomi-politik kararlarından dolayı yüksek enflasyon ortamında reel olarak düşen gelirlerini telafi etme arayışına düşen, yatırım fonları aracılığıyla sermaye piyasalarına yönelen, çok sayıda küçük tasarruf sahibi yurttaşın da birikimidir. Dolayısıyla yaşanan bu gelişmelerin sadece “piyasa riski” kavramıyla geçiştirilmesi mümkün değildir. Yurttaşların tasarruflarının hangi mekanizmalarla yüksek getirili hale getirildiği, bu getirilerin hangi varlık fiyatlarına dayandığı ve fiyatların hangi koşullarda oluştuğu bütün yönleriyle araştırılmalıdır.

Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Tera Portföy’ün yönettiği yedi fonun Destek Finans Faktoring A.Ş. hisselerinde önemli miktarda pozisyon taşıdığı bildirilmiştir. Kamuya yansıyan verilere göre 1 Eylül 2026 itibarıyla Tera fonlarının Destek Finans Faktoring’deki toplam pozisyonu şirket sermayesinin yüzde 10,20’sine, fiili dolaşımdaki paylar bakımından ise yüzde 39,41’ine ulaşmıştır. Ayrıca Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) kayıtlarında Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin Destek Finans Faktoring hisseleriyle gerçekleştirdiği yüksek tutarlı toptan alış-satış işlemleri de görülmektedir. Örneğin 20 Şubat 2026 tarihli KAP bildiriminde şirket sermayesinin yüzde 1,19’una karşılık gelen payların Tera Yatırım’a 700 lira fiyat üzerinden satışı duyurulmuştur. Bu işlemlerin hukuka uygun olup olmadığı, söz konusu işlemlerin, fonların portföylerindeki yoğunlaşmaların, ilişkili tarafların ve fiyat oluşum süreçlerinin meclis tarafından siyasi ve kamusal denetim bakımından araştırılması gerekmektedir. Zira SPK’nın kendi açıklamasında da bazı fonların düşük fiili dolaşımlı hisselerde olağandışı fiyat hareketlerine neden olduğuna ilişkin gözlemlerin 2025 sonlarından itibaren mevcut olduğu belirtilmektedir.

Sermaye piyasalarında manipülasyonun önlenmesi yalnızca işlem gerçekleştikten sonra suç duyurusunda bulunulmasından ibaret değildir. SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer ilgili kamu kurumlarının kendi görev alanları çerçevesinde erken uyarı, risk tespiti, ilişkili taraf takibi, fon yoğunlaşmalarının izlenmesi, kaldıraç ve teminat ilişkilerinin denetlenmesi ve yatırımcıların korunması bakımından sorumlulukları bulunmaktadır. Nitekim SPK, 2025 yılı sonlarında belirli fonların düşük halka açıklık oranına sahip hisselerde olağandışı hareketlere neden olduğunun gözlemlendiğini kendisi açıklamıştır. Buna rağmen 2026 yılı Eylül ayında yüz binlerce yatırımcının dahil olduğu büyük ölçekli bir likidite sorununun ortaya çıkmış olması, erken uyarı mekanizmalarının neden yeterince etkili çalışmadığının araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Buradaki mesele herhangi bir şirket veya kişi hakkında peşinen suç isnadında bulunmak değil, kamu denetiminin neden risk gerçekleşmeden önce devreye giremediğini ortaya çıkarmaktır.

Yaşanan krizin ardından Merkez Bankası’nın piyasaya ilave likidite sağladığı, sermaye piyasası düzenleyicilerinin çeşitli fonların tasfiyesine karar verdiği ve kamu bankalarının krizden etkilenen bazı finans kuruluşlarının satın alınmasına yönelik görüşmeler yürüttüğü kamuoyuna yansımıştır. Kamu bankalarının veya diğer kamu kurumlarının devreye girmesi, eğer söz konusu finansal kuruluşların veya fonların zararlarının kamu kaynaklarıyla üstlenilmesine dönüşürse, karların özelleştirilmesi zararların ise toplumsallaştırılması sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hangi kurumun ne miktarda kamu kaynağı kullandığı, hangi fon veya finans kuruluşunun hangi koşullarda kamu desteğine eriştiği, kamu bankalarının üstleneceği riskin ne olduğu, Hazine veya Merkez Bankası açısından doğrudan ya da dolaylı mali yük bulunup bulunmadığı, oluşabilecek zararların nihai olarak kimin üzerinde kalacağı, zararın yatırımcılar, şirketler, finans kuruluşları ve kamu arasında nasıl dağıtılacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Borsa İstanbul’un sağlıklı işlemesi, öncelikle emekli ve dar gelirli yurttaşların tasarruflarının korunması, Türkiye’nin finansal sistemine duyulan güven açısından ve kamu denetiminin etkinliği açısından hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle yaşanan olayın yalnızca adli soruşturma boyutuyla ele alınması yeterli değildir. Türkiye tarihinin en büyük manipülasyonu olarak tanımlanan bu vakanın Meclis tarafından kurulacak bir araştırma komisyonu aracılığıyla bütün yönleriyle de araştırılması gerekmektedir. Meclis bünyesinde kurulacak araştırma komisyonu manipülasyon iddialarının hangi işlemler ve kişiler üzerinden ortaya çıktığı, Tera Yatırım, Tera Portföy ve soruşturma kapsamındaki diğer kuruluşlar arasındaki şirket, ortaklık, fon ve yönetim ilişkileri, fonların hangi hisselerde ne büyüklükte pozisyon taşıdığı, düşük fiili dolaşıma sahip hisselerdeki yoğunlaşmaların ne zaman ve hangi kurumlar tarafından tespit edildiği, fonların yüksek getirilerinin hangi varlık fiyat hareketlerinden kaynaklandığı, fonlara giren yatırımcı sayısı, yatırımcı profili ve yatırımcıların toplam tasarruf büyüklüğü, kriz sonrasında ortaya çıkan gerçek ve potansiyel yatırımcı zararının miktarı, SPK ve diğer düzenleyici kurumların 2025 ve 2026 yıllarında gerçekleştirdiği denetimler ve aldıkları tedbirler, kamu kurumlarının riskleri önceden tespit edip etmediği ve ettikleri halde neden daha erken müdahale edilmediği, ilişkili taraf işlemlerinin ve fon-holding-yatırım kuruluşu ilişkilerinin mevzuata uygunluğu, kamu bankaları, Merkez Bankası, Hazine ve diğer kamu kurumlarının krizin yönetiminde üstlendiği mali riskler, kamu bütçesine doğrudan veya dolaylı olarak yansıyabilecek zararların toplam büyüklüğü, kamu kaynaklarının özel finansal kuruluşların zararlarının karşılanmasında kullanılmasının hukuki ve mali dayanaklarının neler olduğu açığa çıkaracak çalışmaları bir an önce yapmalıdır.

Tüm bu nedenlerle sermaye piyasalarında yaşanan manipülasyon iddialarının, yatırım fonlarında ortaya çıkan aşırı yoğunlaşmaların, yüz binlerce yatırımcının karşı karşıya kaldığı mağduriyet ve zararların, kamu kurumlarının denetim sorumluluklarının, ilişkili taraf işlemlerinin ve ortaya çıkan mali risklerin kamu bütçesine aktarılıp aktarılmayacağının bütün yönleriyle araştırılması, kamu kaynaklarının özel zararların karşılanmasında kullanılmasının önlenmesi ve yatırımcıların haklarının korunması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Soru önergesine buradan ulaşabilirsiniz.

21 Eylül 2026